NUR ÇİNTAY NUR ÇİNTAY

Boşanmak mı boşanmamak mı

Çağla Şıkel'le Emre Altuğ gibi "çocukların geleceği ve psikolojisi için" boşanmak mı, yoksa çoğunluk gibi sadece çocuk(lar) için birbirine dayanmak mı? Niyesiyle, niçiniyle: Boşanmak ya da boşanmamak...

Haftanın akılda kalan magazin haberlerinden biri, Çağla Şıkel & Emre Altuğ çiftinin boşanıyor olmasıydı.
Yedi yıllık evlilikten sonra, salı günü davayı açmışlardı.
SABAH'ın "Çocuklarımız için boşanıyoruz" başlığıyla verdiği haberin GÜNAYDIN'daki başlığı da "Acı çekerek boşanıyoruz"du. "Bu karar ikimiz için de zordu" diyordu Emre Altuğ. "Ancak çocuklarımızın geleceği ve psikolojisi için bunu yapmak zorunda kaldık.
Acı çekerek bu boşanma kararını aldık."
Haydaa... Halbuki biz daha çok çocukları için boşanmayan çiftlere alışkınız galiba. İlişkileri darmaduman olsa da, araya başkaları sıkışsa da, ortak hayat çekilmez olsa da, sadece çocuk(lar) için birbirine tahammül edenlere...
Çocukların iyiliği için evliliği sürdürmek mi, yoksa çocukların iyiliği için evliliği bitirmek mi? Evet, pedagoglar işbaşına! Nasıl her ilişki, her evlilik biricikse, her boşanma da öyle.
Kimi kendisinden beklenmeyecek kadar çirkefleşiyor bu süreçte, kimi yine ondan umulmayacak kadar kolay atlatıyor. Kiminin evliliği devam ettirme sebebi, berikinin boşanma nedeni, tam da bu 'çocuklar için' gibi...
Neden boşanıyoruz? Niçin boşanmıyoruz?
Şöyle bir deşelim bakalım...

Boşanıyoruz çünkü...


Evlilik temeli kökten sarsıldı. Yani?
Genellikle aldatmanın diğer adı bu...
Ama bir kerelik kaçamaktan ziyade uzun süreli bir ilişki girmiş sanki araya.
Şiddetli geçimsizlik var. Her şeyi kapsayan bir resmi kalıp bu... 'Geçimsizlik' tek başına ciddiye alınmaz belki ama başında 'şiddetli' olunca akan sular durur; içinde şiddet de barındırıyor gibi gelir kulağa. Tabii esas şiddet görenlerin boşanamaması da başka bir ironi ve memleket trajedisidir, o ayrı.
Ruhen uyuşmazlık var. Bu da zarif klişelerden. Şehirli, modern.
İşler bozuldu, maddi kriz baş gösterdi.
Çoğu evliliği çökerten bir şey bu; magazin âlemlerinde "Para biter, kadın gider" şeklinde zuhur ediyor ama normal aileleri de darmadağın ettiği bir hakikat.
Aldattı. Ne kadar inkar etse de yakalandı.
Kadınlık gururu yadsınamaz ya da hiçbir erkek bunu kabul edemez.
Artık sevmiyor/sevmiyorum. Bakmaya, dokunmaya, değmeye dayanamamamak mevzubahis.
Kardeş kardeş de nereye kadar...
Nevresimler şahit!
Başkasını seviyor/seviyorum. Aşk bu, kapıyı çaldı, açmak lazım. Böylesi herkese ayrı ıstırap...
Artık o ağzının içine baktığımız, midemizde kelebekler uçuran insan değil karşımızdaki. Değişti. Eskidi. Ekşidi.
Bambaşka yönlere savrulduk. Siyasi olarak bile farklı düşünüyoruz. Fikir birliği kalmadı. Daha entelektüel ve eğitimli sebepler tabii bunlar.
Her gün kavga kıyamet, artık can dayanmıyor. İtişmeler cilveleşme olmaktan çoktan çıktı, şehvetli barışmalar nicedir hayal oldu.
40 yaş bunalımı baş gösterdi, geçmiyor.
40 yaşı atlatmıştık, bu 50 yaş sendromu daha betermiş meğer.
Ne yapsa/ne yapsam batıyor. Doğrudur.
Batar.
Çocuklar için: O kadar itiş kakış var ki evde, çocuklar sevgi dolu bir yuvadan çok ringde yaşıyor adeta. Dersleri bile etkileniyor, bunu kökten çözmeliyiz.
Aileler haddinden fazla müdahil.
Sülalesiyle evlenmişiz, fazla kalabalığız, içinden çıkılmıyor.
Çok yakın arkadaşımız yeni boşandı, Onu/beni kaşıyor. Çok enteresan bir şeydir bu ve hep olur.
Kaynana zırıltısı. Hiç dinmedi, hiç susmadı, bir nebze azalmadı, daima aklını çeliyor.

Boşanmıyoruz çünkü...


Aşkımız, sevgimiz, saygımız, birbirimize olan düşkünlüğümüz, merakımız hâlâ ilk günkü gibi taze.
Aşk bittiyse de onun yerini alan alışkanlığın rahatlığı, konforu, güveni hiçbir lükse değişilmez.
Türkiye'de hâlâ birçok ailede bir kere evlenilir ve ne olursa olsun boşanılmaz.
Yasaktır. Tabudur.
Anneye babaya, eşe dosta laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor olacak, iyisi mi boşver!
Hatice Meryem'in o nefis kitabının adıyla: Sinek kadar kocam olsun başımda bulunsun! Erkek versiyonu ne olsun bunun? Damsız girilmez!
Toplumsal olarak 'single' olmak kolay değil. Cumartesi akşamları ne yapılacak mesela? En iyi masalar çiftlere verilirken kız kıza tuvalet önlerine razı mı olunacak, eve mi kapanılacak?
Amaaan şimdi kim uğraşacak o resmi işlemlerle...
Bin tane sorun olmasına rağmen temel bir itici güç eksik. Hızlandıracak bir üçüncü kişi mesela...
Yeni ev tutmak, onca eşya almak dünyanın parası; kurulu düzen işte, idare ediyoruz.
Burası Türkiye ve maddi bağımlılık diye bir şey var. Ekonomik özgürlük diye bir şey. En yok sandığınız evde bile:
Aylık masrafların hepsi bana mı kalacak?
Bütün o angaryalar?