NUR ÇİNTAY NUR ÇİNTAY

Sofra âdabının iki ucu

Görgü kurallarına göre üzümü sapından makasla kesip kavunu kaşıkla yemek mi? İlle de üç dilim, 15 santim ve ince hesap mı? Yoksa naylon poşetlerle dolu bir sofraya atletle oturmak mı? Arası yok mu?

Şeftali nasıl yenir, biliyor musunuz? Hemen emin olmayın!
"Şeftali cinsine göre iki şekilde yenir. Yarma şeftali sol ele alınarak sağ eldeki bıçakla ortasından ikiye bölünür. Çekirdeği bıçakla çıkarıldıktan sonra etli kısmı çatalla yenir. Yarma cinsinden olmayan şeftaliler ise önce bıçakla dörde bölünür. Her parçanın kabuğu soyulduktan sonra küçük parçalara ayrılarak çatalla yenir; çekirdeği tabakta bırakılır."
Halbuki şeftali bazen, icabında suları aka aka, elle de yenir. Dişleyerek!
Üzüm yemeyi biliyor musunuz peki? Makasınız yanınızda mı?
"Üzüm salkımı bıçak veya makasla kesilerek tabağa alınır ve taneleri sağ elle koparılarak yenir. Üzümün kabuklarını yemeyenlerin bunları ağızda ayırdıktan sonra ve çiğnememek şartıyla avuçlarına alarak tabağa bırakmaları muvafıktır."
Salkımı elle koparsak olmuyor mu? Hem üzümün kabuğunu yememek de nesi?
Kavunu neyle yiyorsunuz? Peynirle mi?
"Çatalın yardımı ile ve bıçakla ufak dilimlere ayrılarak çatalla yenir. Kahve kaşığı ile yenmesi de mümkündür." Kahve kaşığı da nereden çıktı? O zaman pipetle de yemeyi deneyelim kavunu!
Armutu doğru yiyip yemediğinizden şüpheye düştüğünüz noktaya geldik artık.
"Armutun bir bıçakla üst ve alt kısımlarındaki kabukları daire şeklinde soyulur. Sap tarafına bir çatal batırılır ve bıçakla çatalın batırıldığı kısma doğru kabukları soyulmaya başlanır. Sonra çatalın iki tarafında bulunan armut kısımları diklemesine doğru üçer dilim halinde, çatalın yan tarafında kalan kısımlar aşağıya kadar tek parça halinde kesilir. Kesilen bu dilimler çatalla yenir."
Üçer değil de ikişer ya da dörder dilim yaptığınızda zehirliyor mu armut?



TARKAN USULÜ İSTİRİDYE!
Tahmin edersiniz: Balık yemek büyük işkence! Özel balık bıçağı yoksa sardalya gibi ufaklıklar iki çatalla, lüfer kaşık yardımıyla, kalkansa anlatmaya gücün yetmeyeceği kadar büyük uğraşlarla yeniyor. Nazım Saltuk & Nevzat Sudioğlu'nun hazırlamış olduğu 1962 basımı Görgü Ansiklopedisi'ne göre böyle.
Gel gör ki bazen balığın tadı elle çıkar!
Istakoza, yengece, midyeye, istiridyeye hiç girmeyelim. Balık takımı, balık bıçağı, yoksa çift çatal, onca alet edevat, kullanıcı da ahtapot herhalde!
Halbuki istiridye karşıdan, Tarkan'dan ödünç alarak "Hüüüp diye içine çek beni" diye seslenir!

ÇAY İÇMEK KOLAY MI!
Bir çay içelim de kendimize gelelim mi dediniz? Bunu kolay mı sandınız!
"Çay masası üzerine tercihen renkli bir örtü yayılır. Üzerine içlerinde küçük peçeteler bulunan meyve tabakları dizilir, sağ tarafına ufak meyve bıçağı, sol tarafına da küçük çatal konur. Bıçağın sağ yanından 15 santim ileriye ve meyve tabağının yukarısına doğru çay fincanı ile çay kaşığı konur."
15 yerine 14 santim olursa, o çay içilmez! Bir de fincan için açı verilmemiş, tüh!
Sofrada kim nereye oturmalı, onu biliyor muyuz dersiniz? Hiç zannetmem. Çocuklarla beraber 12 kişiyiz diyelim:
"Sofranın baş tarafında ev sahibesi, sağında kendisine en fazla saygı gösterilen erkek misafir, onun sağında sırasıyla kadın misafir, küçük çocuk, erkek misafir oturur. Ev sahibesinin solunda erkek misafir, onun yanında sırasıyla kadın misafir, ev sahibinin çocuklarından kız olanı veya büyük çocuk, erkek misafir oturur. Ev sahibesinin karşısındaki başta ev sahibi, sağında kendisine en fazla saygı gösterilen kadın misafir, solunda ise diğer kadın misafir yer alır."
Bu trafiği yönetirken arada yemek soğur, mundar olur! Yemek yiyecek hal kalmaz! Hayat bu kadar mı karmaşık? Görgü krallarını abartıp yemeği eziyete çevirmek niyeymiş? Diğer tarafta ekmeği poşetten bile çıkarmayıp, naylon torbalarla dolu çirkin bir sofraya atletle oturmak da niye? İkisinin ortası yok mu?