HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

İstanbul'a sahip çıkın Sayın Başbakanım!..

Bu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, İstanbul halkı adına ulaştırmak istediğim açık bir çığlıktır.
Sayın Başbakanım, "Niçin ben" demeyin sakın..
Açıkça görüldü ki, İstanbul'un sahibi yok, bir..
Bu ülkede bir sorunun çözülmesi ancak sizin istemeniz ve müdahalenizle mümkün oluyor, çünkü geri kalanlar göstermelik, iki..
Bugün bulunduğunuz yere sizi getiren kapıyı, hemşehriniz İstanbullular verdikleri oylarla açtılar. Onlara borçlusunuz, bu da üç..
İstanbul halkı, hiç hak etmediği bir işkenceyi günlerdir çekiyor, daha da çekecek ve görülüyor ki, durum kimsenin umurunda değil..
Halkın acısına hiç değilse iki kelime ile merhem olmayı, ne atanmış, ne de seçilmiş sorumlular (!) akıllarından bile geçirmiyorlar.
Görmüyor, duymuyor ve konuşmuyorlar.
Biz böyle feci yönetilmek için hangi suçu işledik?.
Sayın Başbakanım,
Bu ülkenin bütün kurumları, vatandaş için varlar. Bulundukları yerde, maaşlarını vatandaş için, vatandaşın vergileriyle alıyorlar ama vatandaşa ihanet içindeler..
Günlük gelip gidenleri ile nüfusu 18 milyona ulaşan bir dünya kenti bu kadar keyfi yönetilir mi, Sayın Başbakan..
Ankara'da oturan bir Karayolları Genel Müdürü, bir "Yangından mal kaçırma" kararı alıyor..
İstanbul'un iki ana damarı var. E-5 ve TEM Oto yolları.. Normal günlerde bile sıkıntılı bu iki oto yol üzerindeki iki köprü, Haliç ve Fatih Sultan Mehmet ayni tarihte bakıma alınıyor..
Ayni tarihte..
İki oto yola ayni tarihte birer huni koyup ikisini de kilitleme, nasıl bir "Karakuş Hükmü"dür?. Bu köprüler çökme tehlikesi içindeler mi?. O kadar acil ve vahim mi durumlar?. O zaman bu halktan niye gizlendi?.
TEM'de işler bitse de, E-5'e "Huni" ondan sonra konsa olmaz mı?.
Bu kadarcık düşüncesi, izanı olmayan birisi nasıl Karayolları Genel Müdürü olur?.
Şöyle olur Sayın Başbakanım,
İstanbul'un seçilmiş sahibi (!) Belediye Başkanı ve atanmış sahibi (!) Vali sesini çıkarmaz, "Ne oluyor hemşerim, sen aklını peynir ekmekle mi yedin" demezse olur..
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü gerçekten çöküyor mu Sayın Başbakan?. Halk ona inanıyor şimdi, çünkü.. Çökmüyorsa, böyle bir tamirat için ihaleye çıkardığınız Üçüncü Köprü neden beklenmedi?.
Dünyada içinde köprü olan yüzlerce büyük kent var.. Hiç böyle bir rezillik, gazetelere, televizyonlara yansıdı mı?.
Uygar ülkelerde, halkı bu kadar yakından ilgilendiren, onu büyük sıkıntılara sokacak işler, ilgili kurumlar arasında koordinasyonla başlar. Vilayet, Belediye ve Karayolları uzmanları arasındaki görüşmelerde sıkıntıyı asgariye indirecek önlemler önceden kararlaştırılır ve alınır..
Bizde, görüyoruz ki, vilayet de, belediye de olup biteni, felaket başladıktan ve her şeyi gözleri ile gördükten sonra öğrenmişler. Öyle olduğu için de zerre tedbir almamışlar..
İş işten geçtikten sonra vatandaşla alay eden tavsiyelere bakar mısınız?.
"Parası olan tatile çıksın.."
Bu, iki otobanı ayni anda kilitleyen Karayolları Genel Müdürünüzün..
"Mecbur kalmadıkça sokağa çıkmayın. Çıkanlar da kamu araçlarını tercih etsinler."
Bu da, belli ki hayatında bir kere metrobüse binmemiş Belediye Başkanının..
Binmeyi denese ağzını açamazdı.
Sayın Başbakan, bir gün Sayın Topbaş'ı alın, Avcılar metrobüs durağından, binmeye teşebbüs edin, bakalım korumalarınız sizi koruyabilecek mi?.
Daha tıklım tıklım metrobüse binmeden, sizi durağa götürecek daracık (O daracık merdivenler hem inenler, hem çıkanlar için üstelik, millet birbirini ezsin diye planlansa, bu kadar haince yapılmaz..) merdivenlerde itiş kakışlı işkence başlıyor. Metrobüs'ün içi, daha ilk durakta et yığını..
İki otoyol da piç edilirken, belediye kamu araçlarında yeni bir düzenleme yapmaz mı?.
Bunların sayısı artmaz mı?.
Duraklardaki yığılmalar hesaplanıp önlemler alınmaz mı?.
Köprülü geçişler felç olacağına göre, araba vapuru seferleri üç, dört misli artmaz mı?.
Oto yollardan kaçacaklar için kent içi geçişler yaratılıp ilan edilmez, hiç değilse köprüyü geçmeyecekler, oto yollarda sürünmek yerine kent içine yönlendirilmez mi?.
İki yaka arasında çok sık ve otobüs bağlantılı vapur seferleri konmaz mı?. Bu ilave otobüs seferleri için, kışın milletin kanını emen, yazın boş duran "Servis araçları" kullanılmaz mı?.
Ben uzman değilim Sayın Başbakan.. Ama İstanbul'un valisi, ya da başbakanı olsaydım, Ankara'da oturup İstanbul'u bu sıcak yaz günlerinde "Ölüm"e, evet ölüme mahkûm eden Karayolları Genel Müdürü'nün keyfine karşı, hiç değilse halka sahip olduğumu gösteren eylem ve söylemler içinde olurdum.
Oto yollarda "Emniyet Şeridi" fiilen yok artık. Bu ne demek?. Ölüm demek.. Ölüm..
Yolsa 6.5 saat kalan arabadaki erkekler yolun kenarına, kadınlar altlarına edebilirler. Ama cankurtaran içinde kalp krizi geçiren hasta ne eder, onu düşünen yok Sayın Başbakanım..
Bu trafik faciası öyle düşünülmemiş ki, bir maraton yarışına bile kurulan su ve tuvalet istasyonları bu oto yol kenarları için düşünülmemiş. Vatandaş aç, susuz ve tuvaletsiz beklesin, ölsün..
Sona bıraktım. Çünkü yazmaya bile değmezler aslında.. İstanbul Trafik Müdürlüğü olayların içinde ilk kayıp olan kurum.. Bu facianın içinde trafik polisi gören, onun bir işe yaradığını hisseden varsa, bana yazsın, ben de size yazarım Sayın Başbakanım..
Lütfen, ama lütfen İstanbul'a bir an önce el koyun..
Size oy veren, vermeyen milyonla insan, bu kentin bir sahibinin olduğunu hissetsin.
Çığlıklarım ve Saygılarımla, Başbakanım!..