HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Carreras.. Simge.. Ve acıklı medyamız!..

Benim ayrıldığım günün akşamı Bodrum'da Jose Feliciano'nun konseri varmış, Antik Tiyatro'da..
Günde en az beş kez önünden geçtiğim, otelime yürüyüş mesafesi tarihi mekan orası..
Ve benim haberim yok.. Olsa bir gece daha kalmam mı, "Rain"i bir daha sahibinin sesinden dinlemek için..
2500 kişilik tiyatroda 500 kişi varmış. Şaşmadım.. Ben duymazsam kim duyar?.
Bir.. Organize edenler, işi bilmiyor. Bodrum'u donatırdım ben..
İki.. Bu ülkede medyanın durumu acıklıdan da öte.. Bir hafta önce dünyanın en büyük tenorlarından bir başka Jose vardı Bodrum'da..
Ve de bu ülkenin hiç ama hiç bir büyük gazetesinde, tek satır haber, tek satır resim yoktu, "Jose Carreras bu gece Bodrum'da" diye..
Ve ertesi gün, daha ertesi gün, konserle ilgili tek haber, tek resim çıkmadı, hiçbirinde..
Paris Hilton donsuzu, Bodrum'a gelseydi mesela, havaalanına kameralar dizilmez, peşine yüzlerce paparazzi katılmaz mıydı?.
Hadi Türkiye baskılarından vazgeçtik.. Hepsinin "Ege" ekleri de değil, "Ege Gazete"leri var, sayfalar dolusu..
Yahu o Ege gazetelerine manşet olur, gelişi, provası, konseri, programı.. Geceye tam sayfa ayrılır, kimler geldi, ne oldu diye..
Hayır.. Tıss yok.. O zaman "Ege"de niye gazete basıyorsun, demezler mi adama?..
Demek diyen de yok..
Fazıl Say, Salzburg'da çalarken, Salzburg çınlıyordu.. Farkımız burda işte ve bu fark giderek açılıyor..
Bodrum demek, ikoncanlar, bikiniler, üstsüzler, altsızlar demek.. Joseler de kim oluyor ki?.

***
Simge Büyükedes!..
Önce onu yazıyorum.. Jose Carreras'a konserinde eşlik eden sopranomuz.. Gece boyu "Simge" diye bağırmaktan sesim kısıldı.. Arkamdan bir dost omzuma dokundu bir ara "Jose gibi bir devin yanında ne kadar rahat bu gencecik kız" diyerek.. Hafiften döndüm.. "Ne diyorsun sen?. Simge konseri kurtarıyor!.."
Jose'yi 1990'dan beri canlı dinliyorum.. Artık iyice yaşlanmış.. Ama emsalsiz, benzersiz, muhteşem tekniği ile durumu idare ediyor.. Ama Simge, sular seller gibi akıyor, insanın kulağından kalbine..
***

2006 Leyla Gencer Yarışmasının finalistlerinden, Asude Karayavuz'la beraber.. Asude, hani, Andante Ödülünü bu yıl alan, harika sopranomuz.. Leyla Hanım, ikisindeki cevheri de sezmiş, el koymuş. Bir yıl kadar bizzat çalıştırmış. Sonra burs bulmuş Milano'da yollamış.. Simge yakında dünyayı sallar, öylesi..
Organizatörler de farkına vardılar ki, akşamüstü konserleri var, gün batarken, 5 bin kişiye falan değil, 150- 200 kişilik bir mini anfide lezzet arayanlara.. Simge'yi hemen programa aldılar. Koştum ona, Simge'yi doya doya dinlemek için.. Ama hayal kırıklığına uğradım..
5 bin kişilik bir alana söylerken ses düzeni şart. Tamam..
Ama Gün Batımında biz bizeyiz Simge.. O mikrofon, o hoparlörler niye?.. Aramıza elektroniği niye soktun ki?.
***
Konserin finalinde bitmeyen alkışlar sonunda tekrar tekrar sahneye gelen Jose ve Simge, en sonunda el ele göründüler ve operanın en ünlü, en popüler düetini söylediler.. Verdi.. La Traviata.. Brindisi.. Binlerce insan vals temposuyla oturma dansı yaparken, Simge ilahe gibiydi, Jose'nin yanında..
Jose mi?.
Ona ayrı yazı gerek.. Yarın!..