Acaba biz kentli miyiz?

Elimizde fotoğraf makinesi, kent içinde birkaç resim çekelim. Çektiklerimize hep birlikte bakalım. Sonuç; fotoğrafların hemen hepsi ne çağdaş, ne de bir turizm kentini yansıtmaktadır

Acaba biz kentli miyiz?
Antalya'yı tanıtan broşürlere, orada çekilen fotoğraflara bakıyorsunuz. Antalya, hakikaten cennetten bir köşe. Fakat içinde yaşamaya gelince; kentte bizzat yaşadığınız manzara hiç de öyle değildir. Kentin her caddesinde ve özellikle Kaleiçi'nde olsun, Dönerciler Çarşısı ve Kalekapısı'nda olsun tabela kirliliğinin ortaya çıkardığı manzara korkunçtur. Hele Dönerciler Çarşısı'nın önünden geçerken çığırtkanların yaptıkları sevimsiz sarkıntılıklarından bıktıysanız, her seferinde ya açıktan veya karşı yoldaki kaldırımda yürümek zorunda kalırsınız.

ORTAK BİR KENT BİLİNCİ
1960'lı yıllardaki 50 bin nüfuslu bir Antalya'dan, son bir habere göre, iki milyon nüfuslu Antalya olmuşuz. 40 kat büyüyen bir kentin sorunlarının çözümüne ne idareciler, ne de halk yetişebildi. Her şey kısa sürede ve baş döndürücü bir hızla gelişti. Yeni yerleşenler Antalya'ya, kendilerine yaşam boyu yaşayacakları kent olarak değil de, bir otelde kalan ve valizini hazırlamış, ertesi günü otelden ayrılacakmış gibi davrandılar. Hala da öyle davranıyorlar. Kente karşı hiçbir aidiyet duygusu taşımadıkları ve bu kente yalnızca para kazanmak, kentin olanaklarından faydalanmak için geldiklerinden, bu güzel kızın kötü birer kuaförü olmaktan öteye geçemediler. "Mezarım bu kentte olsun" diyemeyen insanlar, bu kenti ne kadar sevebilir ve koruyabilirler ki? Yoğun göç nedeniyle Antalya'da, ne yazık ki ortak bir kent kültürü oluşturulamadı. Bugün Antalya'da kilometrekareye düşen 200 kişi, birbirini hiç tanımıyor. Hatta aynı apartmanda oturanlar bile birbiriyle selamlaşmıyor. Antalya, içinde yaşayan ona bir verirse; o, karşılığında muhakkak iki veren bir kenttir. Ne yazık ki, yüzyıllardır devlet de biraz cimri davrandı bu kente. Halbuki Antalya meyvesi, sebzesi, kesme çiçeği ve sağladığı turizm olanakları ile bugüne kadar hep veren taraf oldu. Sahillerimizi kullanan, bundan para kazanan, yüzlerce beş yıldızlı otelin, bugün hala çağdaş bir kent olma savaşı veren Antalya'ya katkısı nedir?


İçinde yaşanan Antalya. En kalabalık, trafiğe kapalı yolu, bakın ne durumda.

KENTLİLİK
Kentte yaşayanlara da bu konuda büyük sorumluluklar düşüyor aslında. İnsanlar, yaşadığı kente sahip çıkmadığı sürece, kentli sayılmazlar. Nasıl evimize sahip çıkıyor; nasıl evimizin temizliğini en iyi şekilde yapıyorsak, ailemizi dış etkenlerden nasıl koruyorsak; kentimiz için de bunları yapmalıyız. Nüfusunun 50 bini geçmediği yıllarda, 20'ye yakın lokanta varken, bugün Türk yemekleri yiyebileceğiniz, eşinizi dostunuzu götürebileceğiniz, baş başa yemek yiyebileceğiniz doğru dürüst, her keseye uygun ne bir lokanta, ne de bir eğlence yeri vardır. Olanlarda da yemek seçiminiz kısıtlıdır: Fastfood, balık, ya da tavuk ve et döner. Bırakın yemek yemeyi, eskiden Antalyalının sıcak yaz akşamlarında, gecenin geç saatlerine kadar oturmayı gelenek haline getirdiği, çay bahçelerinde çay fiyatları, dar gelirli bir ailenin harcama sınırlarını çoktan aşmıştır. Geçtiğimiz kış bir gün, Antalya'da çok yağmurlu bir hava vardı. Kalekapısı taksi durağından, Portakal Çiçeği Caddesi'ndeki evimize gitmek istedik. 4-5 kilometrelik bir mesafe için bizi götürmek istemediler. Çünkü turist değildik. Kentli olmak için öğrenilecek, daha çok şey var. En azından söylemek gerekirse; bir kentte esnafın davranışı, yayaların hakları, yaşlılar ve özürlülerin hakları, kent mobilyalarının düzenlenmesi, kaldırım malzemeleri uygulama ve seçimi "Bir kentte yaşıyorum" diyebilmek için çok önemlidir.

ANTALYA ÇİRKİNLEŞTİRİLİYOR
İçinde yaşadığımız kentin olumsuzluklarını ben de izleyip, görüyorum. Gerekmedikçe şikâyet etmekten de hoşlanmam. Burada doğdum. Burada büyüdüm. Burada yaşıyorum. İyisiyle, kötüsüyle seviyorum bu kenti. Seviyorum ama onlarca kuaförün de, sevgilimin saçını düzelteceği yerde, orasından burasından acemice kesip, çirkinleştirmek için, büyük gayret sarf etmelerine de müthiş üzülüyorum.

YAŞADIĞIMIZ KENTİN TARİHİNİ BİLİYOR MUYUZ?
Yaşadığı kente kaç kişi kendini ait hissediyor veya o kentin tarihini biliyor? Nasıl kurulmuş, ne zaman kurulmuş gibi konuları... Okullarda bizlere birçok tarihi bilgi, hayatımızda belki de hiçbir zaman kullanamayacağımız savaş-barış antlaşma maddelerinin en ince detayına kadar birçok şey, zorla ezberletiliyor. Peki ya yaşadığımız kentin, yani Antalya'nın tarihini kaçımız biliyor ya da merak ediyoruz? Bence kentlilik bilincinin yaratılmasında, öncelikle yaşadığımız yerin tarihini öğrenmekle işe başlamalıyız.
BİZE ULAŞIN