Mahalle bakkalları da tarih oldu

Mahalle bakkalları da tarih oldu

Kırk yıldır alışveriş yaptığımız bakkalımız geçtiğimiz aylarda kapanınca, mahallemizde sanki bir şeyler eksildi.

Şimdi doğan gençlerimiz belki bunun farkında olamayacaklar ama, geçtiğimiz aylarda kırk yıldır alışveriş yaptığımız mahalle bakkalımız işyerini kapatmaya karar verince, çevresindeki mahalle sakinleri ile teker teker vedalaştı, helallik istedi. İşte o zaman içimizi bir hüzün kapladı. Canımızdan birini ebediyete uğurlarcasına üzüldük. "Ha biraz daha dayanabilseydin" dedik. Fakat olmadı. Her köşe başında yeni yeni açılıveren süpermarketlere karşı dayanamadı, bizim bakkalımız da dükkanını kapatıp gitti. O gidince, mahallemizde ve özellikle içimizde bir şeylerin onunla birlikte kaybolup gittiğini hissettik. Çünkü yakın zamanlara kadar mahalle bakkalları, sıradan bir esnaf değil; tanış, ahbap, hatta bazen ailenin yakın dostu idiler. Hem, mahalle bakkalları veresiye de verirlerdi. Tanışılır, konuşulur, hatta sıkışınca borç para istenirdi. Onlar, bütçeleri sınırlı memur ve işçi ailelerine veresiye verir; sabit gelirliler maaşlarını alınca da borcunu öderlerdi. Veresiye defterleri karşılıklı tutulurdu. Rafların birinde; artık ataçların bile zor zaptettiği kalın veresiye defteri, müşterilerin bir sicil dosyası gibi dururdu. Yapılan alışverişlerin tutarı her iki deftere de yazılır ve ay başında karşılıklı hesap yapılarak borç ödenirdi.

BAKKALLARDA YOK YOKTU
Her ailenin sürekli alışveriş yaptığı, hiç olmazsa her gün ekmeğini aldığı belli bir bakkalı olurdu. Bakkallarda o zamanlar yok yoktu. Yani, gereksinim duyulan her şey vardı. Çocukken bakkala girince; adeta bugünkü bir süpermarkete gelmiş gibi olurduk. Önleri cam vitrinli teneke kutularda, bisküvi ve gofretler, Lolipop benzeri kamış şekerler, leblebi tozları, çeşit çeşit çukulatalar ile kocaman kavanozlarda sergilenen türlü türlü şekerlemelere, büyük iç geçirerek bakardık. Babalarımızın nadiren verebildiği harçlıklarla, alabileceğimiz her şey vardı bu dükkânlarda. O zamanlar açık zeytinyağı ve gaz lambasında kullanılan gazyağı bile bakkalda satılırdı. Gazyağı, soba tutuşturmak ve gaz lambasını yakmak için gazyağı her eve lazımdı. Bazı zengin aileler ise gazyağını, ısınma amacıyla kullanırdı. Gazyağı dolu büyük variller, dükkanın dışında veya uzak köşesinde bulunur, musluğun altına küçük bir kap yerleştirilirdi. Tenekeciye özel olarak yaptırılmış ölçekli kaplarla gazyağı bir huni ile şişelere doldurulurdu.. Zeytinyağı da açılan 18 litrelik tenekelerden ihtiyaç sahiplerinin şişelerine huni ile doldurulurdu. Bakkallarda ispirto da satılırdı ama; çok pahalı olduğundan, bizim pompalı ve pirinçten yapılmış o tür ocağımız hiç olmadı. Açıkta satılan gazyağından zeytinyağından başka bakkallarda, fermuardan dikiş iğnesine, renk renk makara ipliklerinden çengelli iğneye kadar her çeşit mal bulunurdu. Bisküviler, kapaklarında küçük camlı pencereler bulunan teneke kutularda açıkta kiloyla satılırdı. Özellikle çocuklar için misket, şeker, gazoz, sakız, hazır sapan, uçurtma kağıdı ve ipi bolca bulunurdu. Okul çocukları için ise kitap, defter, silgi, kalemtıraş, yapıştırıcı gibi kırtasiye malzemeleri hiç eksik olmazdı. Bir de bol bol beş numara gaz lambası şişesi ve fitili. Hele bakkallarda satılan çay bardakları, su bardakları o zamanlar neredeyse lükstü herkes için. Bakkallara sattığımız eski gazeteler, çimento kadar ağır hamurla yapıştırılıp; kese kağıdı olarak hazırlanarak tekrar bize dönerdi. Bu kese kağıtları hamurla yapıştırıldığı için ağırlıkları 50-60 gramı bulurdu. Bunu bilenler, bir şey alacaklarında bakkala giderken yanlarında, ya evde dikilmiş ağzı iple büzmeli keseler veya alacağı şeye uygun kaplar götürürlerdi. Bu durumda bakkal önce boş kabı teraziye koyup tartar, buna "kabın darasını almak" denirdi.

NAYLON AYAKKABILAR
O zamanın bakkalları hamam takunyası bile satarlardı. Çocuklar için kışın giyilen Gislawed marka, siyah lastik çizmeler ve yazın giyilen naylon denilen ayakkabılar da hep bakkallardan satın alınırdı. Naylonlar, bugün sadece denize girme ayakkabısı diyebileceğimiz ayakkabılara benzerdi. Yandan madeni tokaları vardı. O zamanlar sokakta oynayan çocukların çorap giymek adeti olmadığından; güneşten yanan ayaklarımıza naylon ayakkabıların şerit şerit izleri çıkardı. Bazen naylon ayakkabılarımızı erken eskitir; anne-babalarımız bunları ayakkabı tamircisine diktirtir; yine giydirirlerdi. Gerçek ayakkabıyı ortaokula başladığımda tanımıştım.

MÜŞTERİLERİNİ KAYBETTİLER
1970'Lİ yıllardan sonra Antalya'da semt pazarları kurulmaya başlayınca, işte o zaman bakkallar da yavaş yavaş müşterilerini kaybetmeye başladılar. Daha sonra 1990'lı yıllarda süper marketler ortaya çıkınca, bakkallara bir darbe daha oldu. Birçok mal semt pazarlarından, süper marketlerden alınır oldu. Bakkallar artık, ancak son dakikada ihtiyaç duyulan; insanların imdadına koşan "Unuttum Pazarı" oldular. Birçok bakkaliye bu yüzden kapandı. Kalanlar da; hala eskiden olduğu gibi güler yüzlü; zor şartlar altında gece gündüz demeden yaşam mücadelesi veriyorlar. Hiçbir süper markette, son günlerde mahallemizde meydana gelen olayları öğrenemeyiz; bakkal amcamızdan gördüğümüz samimiyeti ve güler yüzü bulamayız. Çocuklarımız bakkalları eski gazete sayfalarındaki yazılardan öğrenecekler. Çünkü onlar artık yok.
BİZE ULAŞIN