Eskiden Antalya’da kara avcılığı

Antalya’da halkın en önemli spor etkinliklerinden biri eskiden avcılıktı. Bölge, kara avcılığı yönünden oldukça zengindi

Eskiden Antalya’da kara avcılığı
Bugün ne kadar yaygın yapılıyor, bilemiyorum. Ancak eskiden Antalya'nın her yöresinde halkın spor ve eğlencelerinden biri de avcılıktı. Çiftçi harmanını kaldırıp, samanını hazırladıktan sonra, susam, pamuk kaldırma zamanına kadar iki ay boş kalır. Bu dönem tavşan, turaç, üveyik ve diğer avların zamanıdır. Aynı şekilde buğday tohumlarını ekip, kış bastırdı mı, şubata kadar iki ay daha boş vakti vardır. Kaz, ördek, meke, balık ve vahşi hayvan avları bu aylarda yapılırdı. Antalya, eskiden kara avcılığı yönünden oldukça zengindi. En büyüğünden küçüğüne kadar her tür av hayvanını Antalya bölgesinde bulmak mümkündü. Tavşan, domuz, kunduz, porsuk, tilki, çakal, vaşak, kurt da bulunurdu. Çocukluğumuzda ayı, pars, sırtlan gibi yırtıcı hayvanların Gündoğmuş, Akseki, Alanya'nın dağlık yörelerinde bulunduğu söylenirdi. Bazı kaynaklarda ise "Dağlardan zaman zaman ayı ve kaplan (pars), sırtlan indiği olurdu" deniliyor. Ancak bunlara 1960'lı yıllardan sonra hiç rastlanmamıştır. Yalnız 1960'lı yılların başında, Termessos antik kentine bir turist grubu ile çıktığımda bir yabani kediye bizzat kendim rastlamıştım, turistler de bu duruma oldukça şaşırmışlardı. Bugün, dağ keçisi ve alageyiğin neslinin tükenmemesi için ancak, yabancı turistler için Düzlerçamı orman alanında zaman zaman kontrollü ava izin verilmektedir.

ZEVKLİ BİR UĞRAŞ
Bölgede avlanan başlıca kuşlar kaz, ördek, keklik, güvercin, çulluk, bıldırcın, turaç, üveyik, incir kuşu, arıkuşu, meke ve toydur. Eskiden çocukluğunda kendi yaptığı lastik sapanla kuş avlayanlar, ergin yaşa geldiklerinde kara avcılığına merak sararlardı. Yorgun bir haftanın sonunda biraz stres atmak, kırlarda avcı arkadaşlarla beraber yenen bir kır yemeği, aynı kaptan içilen su, arkadaşlar arasındaki yardımlaşma, avcılığın en güzel yönlerinden biridir. Genellikle ava hafta sonu çıkılırdı. Hafta içinde av yeri belirlenir, kimlerle beraber çıkılacaksa onların listesi yapılırdı. Akşamları evde fişek doldurma, tüfek bakımı avcılar için zevkli bir uğraştı. Büyük av partilerinde, av sonunda yapılacak eğlence için bir çümbüş ve bir gılarnetten oluşan saz ekibi mutlaka birlikte götürülürdü. Kara avcılığının kendine göre bir geleneği ve usulü vardır. Tüfek ele verilmez. Avcıdan av istenmez. Herkesle ava gidilmez. Av yeri sorulmaz. Başkasının av çantası yoklanmaz ve av köpeğinin arkasına düşülmez. Avcıya "Nereye gidiyorsun?" denmez; "rastgele" denir. Aksi halde uğursuzluk ve şanssızlık getirir. Yakalanabilecek halde yaralı bir ava tüfek sıkılmaz. Av, yaralayanındır. Av, son atanındır. Atıp vurulmayan ava, "avcı tutuldu" denir. Avda başarısız olan avcılar, tüfeğin tetiğini nefesi kuvvetli hocalara okuturlardı. "Tüfeğine güvenme, köpeğine güven" ve "Kırk gün taban eti, bir gün av eti" gibi atasözleri avcılar için en çok söylenen sözlerdi.

KARA AVCILIĞINDA BAZI USÜLLER
Sürek Avı:
Bölgenin çeşitli yerlerinde, özellikle fundalıklarda eti yenen veya derisi satılabilen yabani hayvanlar çoktur. Bu hayvanları avlamak için avcılar sürek avı yaparlar. Bir veya birkaç köyün avcısı bir araya gelerek dere, boğaz ve etrafı dağlık tepelerle çevrili çukur bir yeri çember şeklinde çevirirler. "Hayhaycı" adı verilen bu avcılar ormana girerek; bazen davul ve teneke çalar ve ormanı tararlar. Esinti varsa, rüzgara karşı bir yerde avcıların en iyileri yüksek taş ve ağaç gibi yerlerde siper alırlar. Avcıların diğerleri de ormanı at nalı şeklinde çember içine alarak, çeşitli gürültülerle, mevzi alan avcıların bulunduğu yöne doğru ilerlemeye başlarlar. Hayhaycılar'ın gürültüsünden kaçan yabani hayvanlar, rüzgara karşı oldukları için kokuları da gelemeyen mevzi almış avcıların bulunduğu yeri güvenli sanarak oraya kaçarlar. Oradan geçerken mevzilenmiş avcılar tarafından vurulurlar.

Alaca Avı:
Bu av keklik, çulluk ve güvercin içindir. Bayrak büyüklüğünde bir beze, kedi pençesi şeklinde koyu kahverengi basmalar yapılır ve bu bez bir çerçeveye gerilir, ortasına bir göz deliği ve silah için de bir yarık açılır. Avcı elinde Alaca'nın deliğinden tüfeğini sürüp bekler. Bu kuşlar alacayı görünce, arkasındaki insanı bile görmezlikten gelerek, karşısında ötüp taklalar atmaya başlarlar ve avcı rahatça tüfeğini kullanır.

Ögeze avı:
Bu usulde avcı su başlarına ve ağaç diplerine, çalıların sık olduğu mahallere giderek yahut çalıdan küme yapıp orada gizlenerek su içmeğe gelen domuz, çakal ve tilki gibi hayvanları ve ağaca konan güvercin, bıldırcın, turaç gibi kuşları avlar.

Kapan Usulü:
Kaplan, ayı, kurt çakal ve benzeri hayvanlar için dağ köylerinde kapanlar kurulur. Kapan, çelik bir yayla donanmış iki demir dişli çemberdir. Çemberin birisi çelik yayın direncine rağmen, zorla kaldırılır ve diğer çembere tutturulur. Yol üstünde bir yere, üzerine hafifçe toprak örtülerek kurulur. Hayvan buradan geçerken, kapana basınca ayağını kaptırır.

Keklik Avı:
Bu av genellikle yavru iken tutulup kafeste beslenen kekliği ilkbaharda ormana götürüp koymak ve bir kümeye saklanarak beklemek şeklinde olur. Kuşların çiftleşme mevsimlerinde kafesteki erkek veya dişi kekliğin sesine diğer keklikler gelir ve saklanan avcı bunları kolaylıkla avlar. Bu usulde özellikle gelen kekliklerin cinsi önemlidir. Çünkü kafesteki keklik erkek olur da yanına gelen dişi keklik vurulursa kafesteki bir daha ötmez olur. Fakat erkek keklik vurulacak olursa o zaman daha çok neşe ile öter.
BİZE ULAŞIN