Antalya Mevlevihanesi

Bir zamanlar Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak hizmet veren eski Mevlevihane’de, 2014 yılından bugüne 2’nci kez restorasyon çalışmaları uzun bir zamandır devam ediyor

Antalya Mevlevihanesi
Tüm insanları, dil, din, ırk gözetmeden müzik eşliğinde güzellik, iyilik ve duyguda birleştirmeyi amaçlayan Mevlevilik 13. yüzyılda Konya'da doğmuştur. Zamanla Anadolu'ya yayılmış ve müzikli ayinlerin yapılabilmesi için diğer dini yapılara uymayan kendine has Mevlevihane binaları yapılmıştır. Bunların en iyi ve günümüze sağlam kalmış bir örneği de Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Antalya Mevlevihane binasıdır.

SELÇUKLU ESERİ
Antalya'nın ilk Güzel Sanatlar Galerisi Müdürü Esen Emekcil'in emek ve çabaları ile restore edilerek Eylül 1973 yıldan, birkaç yıl öncesine kadar Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılan yapı, 1255 yılına tarihlenir. Bina, teraslanmış düz bir alan üzerinde, kuzeydeki Cumhuriyet Caddesi tarafındaki kent surlarına dayanmaktadır. Zaman olarak da Selçuk Sultanı l. Alaeddin Kuykubad dönemine yerleştirilir. Bu tarihleme doğru ise bina, 670 yıl kadar Antalya Mevlevihanesi olarak kullanılmıştır. Ancak İ. Numan, Vakıflar Dergisi'nin 14. sayısında (1982) yayınladığı "Antalya Mevlevihanesi'nin Aslî Hali Hakkında Bazı Düşünceler" başlıklı makalesinde bu yapının, "kapalı medrese plan şemasını yansıtan bir imaret olabileceğini" belirtir. Buna karşılık çoğu araştırmacılar ise, iki katlı yapının alt kat planı dikkate alındığında, l. Alaeddin Keykubad döneminde yapılmış bir Mevlevihane yapısı olduğunda fikir birliği içindedirler.

EVLİYA ÇELEBİ YAZIYOR
Öte yandan bazı araştırmacılar bu binanın Selçuklular zamanında diğer binalarla birlikte inşa edildiğini ve 18. yüzyılda Tekeli Mehmet Paşa tarafından Mevlevihaneye dönüştürüldüğünü iddia etseler de Evliya Çelebi'nin "...ve yedi tekyedir. Cümleden kala içinde Mevlevihane kârgir kubbei alili bir âsitanei Celâlüddindir..." diye söz etmesi, bu binanın 18. yüzyılda dergâha dönüştürüldüğü iddiasını çürütür. Evliya Çelebi'nin yazdıklarından yola çıkarak bu binanın 17. yüzyıl ortalarında da "Mevlevihane" olarak kullanıldığı ortaya çıkar. Antalya Mevlevihanesi'nin üstü kubbe ile birlikte kiremitle örtülüdür. Kubbe üzerinde altıgen kasnaklı bir fener vardır. Bacalar kesme taştır. Ana giriş kapısı güneyde olan yapının içten ve dıştan kalın sıva ile örtülmüş duvarları moloz taştan yapılmıştır. Güneye bakan cephesinin ortasında basık kemerli, çift kanatlı ve demir giriş kapısı bulunmaktadır. Kapı üzerinde sivri kemerli bir nişin şimdi yerinde olmayan kitabeye ait olduğu kabul edilir. İki katlı yapının alt katında kare şeklindeki bugünkü resim sergi salonuna güneydeki ana kapıdan girildiğinde, hemen bu mekânın doğusunda dikdörtgen planlı eyvan, kuzeyde iki ve batıda üç dikdörtgen planlı mekânla karşılaşılır. Burada yukarı kata çıkan ve sonradan eklenen bir merdiven vardır. Kubbenin ortasında bir kubbe feneri dikkati çeker. Eskiden sema yapıldığı sanılan kubbeli salonun doğusunda, set halinde yükselmiş: birkaç basamakla çıkılan tonozla örtülü küçük bir eyvan bulunmaktadır. Bu kısmın güney duvarı ortasında üstü yuvarlak kemerli küçük bir mihrabı mevcuttur. Burasının mescit olarak kullanıldığı gibi, müzik topluluğu ile izleyicilerin oturması için ayrıldığı kabul edilmektedir. Buradan kuzey tarafındaki başka bir hücre odasına geçilir. Alt katta sivri tonozla örtülü üç küçük oda, batıda, doğu-batı istikametinde iki oda bulunmaktadır. Üst katta, cadde üzerinde kuzeyde, kuzey-güney yönünde iki, batıda yine doğu-batı yönünde iki adet olmak üzere sivri tonozla örtülü dört oda vardır. Bu odalar alt kattakilerin üzerine oturmuş durumdadır. Üst kattaki hücreler dervişlerin ikametlerine ayrılmıştı. Doğu dış duvarında, bir pencerenin altında duvar içine yerleştirilmiş mermerden küçük bir kitabe vardır. İnşa tekniği yönünden değişik fikirler öne sürülse de; binanın, 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Mevlevi tekkesi işleviyle kullanıldığı konusunda fikir ayrılığı yoktur. Antalya, Mevleviliğin Anadolu'da en erken yayıldığı yerlerden birisidir. Eldeki bazı fotoğraflar bunu doğrular durumdadır.

RESTORE EDİLDİ
Cumhuriyet kurulduktan sonra binanın ilk onarımı 1961 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yapılmıştır. Antalya'nın ilk Güzel Sanatlar Galerisi Müdürü Esen Emekcil, 1972 yılında bu mekânı Resim Sergi Galerisi olarak düzenlediğinde, binanın iç ve dış sıvaları yenilenmiş, yapının içinde duvarlara zarar vermeyecek bir teknikle aydınlatma düzeni kurulmuştu. Ayrıca alt sergi mekânından üst kata çıkışı sağlamak üzere bir merdiven eklenmiştir. Alt katın batısında, güneydeki odada bir niş ve yapı ortaya çıkarılmış; kapı doldurularak kapatılmış, niş dolap olarak kullanılmak üzere bırakılmıştır. Mevlevihane, 1982 yılında bir onarım daha görmüş; yanında bulunan Mevlevihane Hamamı da restore edilmiştir. 2013 yılına kadar yarım yüzyıla yakın 'Antalya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi' olarak hizmet veren Mevlevihane binası, 2014 yılında başlanan ve 2016 yılında bitirilen yeni bir restorasyonla, binanın dış sıvaları sökülerek, kiremitleri yenileri ile değiştirilmiş ve bugünkü görünümüne kavuşturulmuştur.

SON MEVLEVİ ŞEYHİ
Mevlevihane'nin 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Mevlevi Tekkesi olarak kullanıldığını, Antalya'da o günleri yaşayan kişiler bana şöyle anlatmışlardı: "Mevlevi Şeyhliği, babadan oğlan evlada geçerdi. Antalya'nın son Mevlevi Şeyhi Dr. Mehmet Tosun'un büyük kayınpederi olan Şemsettin oğlu Hüsamettin Efendi idi. Ondan da Korkuteli eski Belediye Başkanı Ali Çomaklı'ya geçti."

KİTABE BİLGİ VERMİYOR
Bugün Mevlevihane'nin doğu duvarında bulunan 1650-51 (H.1061) yılına ait bir türbe kitabesi, bina ile alakalı bilgi vermemektedir. Burada Mevlevihane'nin eski bir yapı kalıntısının tadil ve tamiri ile ilgili olduğu kanısı yaygındır. Diğer görüşe göre de; kitabede, "Türbe- i şerifin Hüsamzade Mehmed Bey tarafından yaptırıldığı yazılı olduğuna göre yapının, türbe olarak kullanıldığını da gösterir" denilmektedir.
BİZE ULAŞIN