Üzüntüyü bırakıp yaşamaya bakıyor

Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak şarkısı, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinde yayınlandıktan sonra dinlenme rekoru kırdı ve pek çok kişi şarkıyı söyleyen o olağanüstü sesin kime ait olduğunu merak etti. Bu sayede Gönül Turgut bir kez daha gündeme geldi

  1. Haberler
  2. Cumartesi Sabah
Cuma 11.12.2010 ABONE OL
1960'LI yılları hatırlayanların yakından tanıdığı Gönül Turgut, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisi sayesinde bir kez daha gündeme geldi. Çok başarılı olduğu bir dönemde müzik hayatına son veren Türk pop müziğinin öncülerinden Turgut, özlediği tek şeyin müzik hayatı olduğunu söylüyor...

- 40 yıl aradan sonra Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak şarkınızın yeniden gündeme gelmesi size ne hissettirdi?
- Çok mutlu oldum. Benden başka bir şarkı istemişlerdi. Ben de para istemeden hediye ettim. Ne zaman çıkacağını bilmiyordum. Diziyi izlerken, birdenbire kendi sesimi duyunca şoke oldum.

- Kendi kuşağınızla birlikte üç kuşakla buluşmuş oldunuz...
- Özellikle gençlerin beni tanıması açısından çok sevindim. 'Yeniden sahneye çık, plak yap,' diyenler oldu. Ama imkânsız.

- Neden imkânsız?
- Çünkü ses sanatçısıysanız, sesin bir günü bir seneye bedel. Her gün sesi açmak gerek. Kaldı ki, benim 40 sene olmuş. Bu yüzden imkansız. Odeon, eski şarkılarımı yeniden CD'de topladı zaten. Onun gelirini de, rahmetli Türkan Saylan'ın Çağdaş Yaşamı Destekleme Projesi'ne bağışladım.

- Müzik hayatınıza başlangıcınız da film tadında. Gittiğiniz bir kulüpte, arkadaşınızın sizi anons ettirmesi ile başlamış...
- Ben daha talebeydim. Arkadaşlarla o zaman çok moda olan Çayhane'ye gittik. Müziği hep seviyordum. Evde arkadaşlarıma şarkı söylüyordum. Ama bir yerde çıkıp şarkı söylemek hiç aklımda yoktu. Başımdan aşağı kaynar sular indiğini hatırlıyorum. Çıktım, elim ayağım titreyerek bir caz parçası söyledim. Hayatımda ilk defa mikrofonla tanıştım. Sonra masaya bir beyefendi geldi, sesimi beğenmişler, İlhan Feyman Orkestrası'nda şarkı söylemem için bana iş teklifinde bulundu. 19 yaşımdaydım. Ailem de şarkıcı olmamı istemiyordu. Şarkı söylememem için üzerimde baskı vardı. İyi para teklif edilince, 'Şarkı da söylerim, kendime ev tutup hürriyetimi de ilan ederim,' diye düşünüp kabul ettim.

- Aileniz nasıl tepki verdi?
- Korkunç tepkiler aldım. Babam şarkıcı olduğumu bilmiyordu, beni radyoda dinledikten sonra öğrendi. Ama diyorum ya; bu içten gelen bir şey, kimse kimseyi durduramaz ve durduramadılar.

- Müzik hayatınızın sekizinci yılında, çok da başarılı olduğunuz bir dönemde, neden bıraktınız?
- Ayferi'nin arkasında Edward diye bir menajer, Tülay'ın Erdem Buri, Ayla Dikmen'in de Şerif Yüzbaşıoğlu vardı. Sadece ben tek başımaydım. Korktum doğrusu. Evlendim ve iki çocuk büyüttüm. O yüzden vaktim olmadı. Ya evimi ve çocuklarımı ya da müziği seçmem gerekti. İkisi de çok titizlik isteyen şeyler. Ben çocuklarımı tercih ettim. Kızım olduktan sonra 1970'e kadar kadar plak yaptım. Onca imkansızlığa rağmen, bugünün deyimiyle hem çocuk yaptım hem de kariyer. O zamanlar, bugünkü imkanlar olsaydı ben de asla bırakmazdım.

- Sizin döneminizle bugünkü müzik piyasasını karşılaştırdığınızda gözünüze çarpan en büyük fark ne?
- Çok söz yazarı, çok şarkıcı var. Kulağımı tırmalayan çok söz var.

- Tavır olarak nasıl buluyorsunuz?
- Biz hanım hanımcık kızlardık. Bu kadar açılıp saçılmamıştık. Bu yaşam biçimine benim aklım ermiyor.

- Kendi döneminizden görüştüğünüz sanatçı arkadaşlarınız var mı?
- Tülay'la (German) görüşüyorum. Kızım Paris'te okurken, Tülay ile orada görüşüyordum. Türkiye'ye de geliyor. Burada Ayferi ile görüşüyorum, çok yakın arkadaşım. Selçuk Ural, Alpay, Ömür Göksel'le görüşüyoruz. Her sene birimizin evinde büyük bir parti yapıyoruz.