Türkiye aykırı insanları sever

O benim dekolteme, ben de onun türbanına karışmayayım, biz yan yana durabilelim. Kimse birbirini yargılamasın. Bir gün hepimiz aynı yere gideceğiz.

80 sonrası bu ülkede sürekli şehit verildi, çocuklar öldü. Paralı askerliğin çıkması gerektiğini düşünüyorum. Amerika'daki gibi, asker olmak isteyen eğitimlere gönderilsin, maaşla askerlik yapsın.

Türkiye aykırılıkları, aykırı insanları sever. Çünkü biz bastırılmış bir toplumuz. Bastırılmış toplumlar her zaman çıkış noktası arar.

Müslümanlığın doğduğu toprakları çok merak ediyorum. Kızım ve kocamla umreye gideceğim. Kudüs'ü de merak ettim, gittim.

Kızım Ada'nın doğumunun ardından, bir-iki ay boyunca çok yorgunluk yaşadık, eşim Hakan'la evde birkaç tartışmamız oldu. Bunu yanlışlıkla bir arkadaşıma söyledim ve bu gazetelerde başka şekilde gösterildi. Biz asla ayrılmadık; eşim evini asla bırakıp gitmedi. Ama o arkadaşımla iletişimimi bitirdim.

Serin bir öğleden sonra, birlikte Boğaz'ın gri sularına bakarak sohbet ederken, Yeşim Salkım'la ilgili şu cümleyi not düşmüşüm: "Farkındalığın olduğu yerde savunma mekanizmalarına yer yoktur." O, kendi dünyasını farkındalıkla kurmuş bir kadın. Özellikle 40 yaşla birlikte hayata bakışı bütünüyle değişmiş. Yeniden bir evlat sahibi olmanın, inançlarını sınayıp daha da kuvvetlendirdiğini anlatırken gözleri parlıyor. Her gün üç-dört saatlik uykuyla pek çok şeyi başarıyor. Gündüz atv'deki Huzur Sokağı dizisinin üvey annesi Emel'i canlandırırken, her akşam "Hayata bir şans ver," diyerek, insanları yüreklendiren bir sosyal sorumluluk programı sunuyor. Ve gülümseyerek "Benim programımda ünlülere yer yok!" diyor.

- İzleyici Huzur Sokağı'nı niye bu kadar çok sevdi? Kitabı okumuş muydunuz?
-
Hayır, okumadım, yazarı Şule Yüksel Şenler ile de tanışmadım.
Ancak kadın olarak verdiği mücadeleyi takdir ettim. Huzur Sokağı'nı okuyan arkadaşlarım vardı. Aydın kadınlar. Onların da sevdiğini duydum.
- Dizide tam tersi bir hikaye anlatılsaydı, yani ailesine başkaldırıp başını açma kararı alan bir genç kızın hikayesi anlatılsaydı da sizce aynı etkiyi yaratır mıydı?
- Evet, o da yerini bulurdu.
Bence aykırı olan her şey yerini bulur Türkiye'de. Türkiye aykırılıkları, aykırı insanları sever.
Çünkü biz bastırılmış toplumuz.
Bastırılmış toplumlar her zaman çıkış noktası arar.

KİMSE BİRBİRİNİ YARGILAMASIN
- Dizide canlandırdığınız üvey anne karakterini nasıl buluyorsunuz?
- Emel karakteri, romanda öz anne idi. Ancak yaşım tutmadığı için üvey anne haline dönüştürüldü senaryoda. Ben anti-kahramanları seviyorum.
Kendince sorunları olan ve aşkının peşinden gidip, aşk kurbanı olan bir kadın Emel. Kocasıyla sevdiği için değil, sevdiği adam istediği için evlenmiş. Bir nevi kendinden vazgeçmiş bir kadın.
Onu izlerken kızamıyor insan. Aşk için yapılan her şey mübahtır. Bu kadının da aşkı için yapamayacağı şey yok. Gözü kara. Hürrem Sultan da böyleydi, gözü karaydı.
İnsanları idama kadar götürdü, zehirledi. Yeni bölümlerde Emel'in hikayesi daha çok ortaya çıkmaya başlayacak.Şükran temizliği ve saflığı temsil ediyor. En büyük yanlışımız, bir kadının türbanı ile uğraşmak olur. Çünkü o zaman, o da benim mini eteğim ve göğüs dekoltem ile uğraşmaya başlar. O benim dekolteme karışmasın, ben de onun türbanına karışmayayım, yan yana durabilelim. Kimse birbirini yargılamasın. Bir gün hepimiz aynı yere gideceğiz.
Ama hocalar sürekli ekrana çıkıp insanların kafalarını karıştırıyor.
- Ekrana çıkan hocalardan hangisini yakın buluyorsunuz kendinize?
-
Yaşar Nuri Öztürk. Bence müthiş bir adam.

DEĞİŞİMİ GÖRMEK İSTİYORUM
- Hakan Eratik, kocanız, aşk için her şeyi göze aldığınız adamı oynuyor... Bu durum evliliğinizi de canlandırmış olmalı...
- Evet, ben kocamı, kocamla aldatıyorum (gülüyor). Bebek doğduktan sonra her eve bir sükunet gelir. Bebek uyuyor, aman onun yemek saati, aman banyo saati, aman çok ses yapmayalım vs. Çünkü sesleri tanımıyordur bebek. Bizim de evimize böyle bir sükunet gelmişti. Hatta Demirciköy'e, daha sakin bir yere taşındık. Ama şimdi tekrar Sarıyer'e dönüyoruz.
Dizi ile beraber hayatımız çok hareketlendi. Evimize enerji geldi.
Televizyon programım başladı Cine 5'te. Beş gece canlı yayın yapıyorum ve çok mutluyum.
Çünkü bu program, Türkiye'de ilk sosyal sorumluluk programı.
Hayatta tek başına mücadele verip, tek başına tutunanların, sivil toplum örgütlerinin, vakıfların da yer aldığı bu programda ünlülere yer yok!
- Neden ünlülere yer vermiyorsunuz?
- İnsanların konuşabileceği, seslerini duyurabilecekleri bir platform olmasını istedik Cem Akyoldaş ile. Bu programa başladım, hayatım değişti. Bir şeylerin değiştiğini gözlemlemek istiyorum.

BİZE ULAŞIN