Zaman ben değil biz deme zamanı

Buğulu, yeşil gözleriyle yeni neslin Türkan Şorayı... Hem sanat hem gişe filmlerinin aranan oyuncusu... Gönlünü tiyatroya kaptırmış güzel aktris Didem Balçın’la buluşup Hindistan’dan kazandığı ödülü ve yeni açtıkları sanat mekanını konuştuk

Zaman ben değil biz deme zamanı
Didem Balçın 34 yaşında. Ankaralı mütevazı bir ailenin evladı. Tescilli bir Türkiye güzeliyle, memur bir babanın küçük kızı. Mesleğine yürekten bağlı olan yeşil gözlü oyuncu bugün hem sinemada hem de tiyatroda adından söz ettiriyor, sevilen dizilerde boy gösteriyor. Yakın zamanda Hindistan Film Festivali'nden en iyi kadın oyuncu ödülü alan Balçın'la baharın kendini iyiden iyiye hissettirdiği bir gün Bebek'te buluşuyoruz. Karşımda enerjik, neşeli, hayata dair hevesli bir kadın var. Oyunculuktan girip aşktan çıkıyoruz, koyu bir sohbete dalıp günü güzelleştiriyoruz.
Açtıkları yeni sanat mekanından bahsederken gözleri ışıldıyor. "Elini taşın altına koyan bir nesil olarak bu ülkeye kazandıracak daha nice güzellikler var" dediğinde ben de aynı ışıltıyı hissediyorum yüreğimde. Sohbetimiz bitiyor ama umut baki.

DİDEM BALÇIN'IN TÜM FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN...

- Hindistan Film Festivali'nden en iyi kadın oyuncu ödülü aldınız. Nasıl bir his ödül kazanmak?
- Filmimiz Hicran ve Melek festivalleri geziyor. Önce Toronto'dan ödül geldi. Şimdi de Hindistan'dan. İşin acı tarafı kimse ödüllerden haberdar olmadı. Yönetmenimiz Londra'dan Türkiye'ye yeni geldiği için olabilir. Popüler bir iş olmadığı için gölgede kaldı. İki kadının hikayesini anlatan bir film. Bir dostluk hikayesinden yola çıkıp insan olmanın ayrıntısına giriyor. Kim olduğunuz, nasıl şartlarda yaşadığınız önemli değil. Önemli olan tek şey insan olmak. Ayrımcılık yapmadan vicdanlı insan olmak her şeyden mühim. Ödül almak insana "İyi ki yapmışım" dedirtiyor. Bu filmden hiçbir maddi kazancım olmadı. Setten özel izinlerle, zar zor gittim çekimlere. Yönetmenimize inandım, işe güvendim.

- Nasıl seçiyorsunuz içinde bulunacağınız işleri?
- Dizi sektörünün son iki senedir hali standartlarımın değişmesini sağladı. Reytingi en yüksek olan, 100 bölüm sürecek dizinin oyuncusu olma derdinde değilim artık. Kalite anlamında içime sinen, oyuncusundan yönetmenine, yapımcısından senaryosuna kadar benim hayat standartlarıma, hayat anlayışıma uyan işlerde olmak istediğime karar verdim. Diziler sektörde kolay para kazanılan yerler diye düşünülüyor. Ama ben öyle biri değilim. Tiyatroda da aynı emeği sarf ediyorum, dizide de... Bütün kazancımı tiyatroya yatırdığım doğru ama dizilerde oynamayı da küçük görmüyorum. Kalitesiz dizide sadece para için oynamam. Bir oyuncunun rolünü utanarak yapması kadar kötü bir duygu yok.

- Neden utanır bir oyuncu?
- Çok tutan bir dizide oynuyor olabilirsiniz ama eğer senaryosundan, oyuncusundan ya da yönetmeninden utanıyorsanız, sizin mutlu olmadığınız bir işse, "Ben buraya yakışmıyorum" diyorsanız bu bir utanma duygusu yaratıyor. Bu da başarısızlığı getirir. Ben hep gerine gerine oynadım. Şans yüzüme güldü.

HAYATTA BİR KERE PİŞMAN OLDUM
- Hiç pişman olduğunuz bir iş olmadı mı?
- Oldu. Bir korku filminde oynadım. O işin sonucunun nasıl olacağını öngöremedim. Komedi filmi gibi olmuştu. Sinema filmlerinin vizyona kadar kaliteli olup olmadığını anlamanın mümkün olmadığını öğrendim. İnsan yanlışlıklar da yapabilir, pişmanlıklar da yaşayabilir. O da benim bir pişmanlığım. Türkiye'de henüz korku filmi çekilemeyeceğini anladım. Görüşmeye gittiğinizde bu gişe filmi, bu sanat filmi gibi ayrımlarla karşılaşıyorsunuz.
Böyle bir ayrımın yapılamayacağını da deneyimle öğrendim. Bir yapımcının "Bu film festival filmi, kesin ödül alır" demesi bence bir aldatmaca. Film çıktıktan sonra kendisini ortaya koyar. Elbette kopya sayısı açısından bir ayrım var. Gişe filmi 500 kopya giriyor, bağımsız filmler daha az kopyayla dağılıyor. Bana her gün bir senaryo geliyor. Çoğu da sanat filmi olduğu iddiasında. Böyle bir saçmalık yok. O kadar sanat filmi keşke çekilebilse. Dağıtımcı kopya sayısını az verince sanat filmi oluyor adı.

- Siz hem sanat filmlerinde, hem de Çakallarla Dans gibi gişe filmlerinde oynuyorsunuz... Çelişkili değil mi bu?
- Karaktersiz mi geliyorum? Ben türüne göre film ayırt etmiyorum. Benim yakın arkadaşlarım bile "Ben Çakallarla Dans'ta oynamam" dedi. Sonra pişman oldular ama. Ben bir işe burun kıvırıp böyle bir pişmanlık yaşamadım hiç hayatımda. Zaten bahsettiğimiz film burun kıvrılacak bir iş değil. Bir rolü aldıysam da asla iş hakkında atıp tutmam. Yediğim kaba tükürmem. Öyle insanlardan da hiç hazzetmiyorum. Ben oyuncuyum, bir kategorim yok.
Olmaması gerektiğini düşünüyorum. Benim tek görevim var: Seyirciye yansıyan rolü inandırıcı oynamak.

ÇOK AÇIK SAHNELERDE OYNAMAM
- Oyunculukta yapmam dediğiniz bir şey var mı?
- Çok açık sahnelerde oynamam. Utanırım çünkü. O zaman da iyi oynayamam.

- Ünlü olmakla aranız nasıl?
- Hiç iyi değil. Biri bana sokakta Didem Hanım dediğinde komşumuz mu, annemin bir arkadaşı mı diye düşünüyorum. Çok hoşuma gidiyor, egom okşanıyor, o ayrı. Ama çok sabun köpüğü, kapılmamak gereken bir duygu. Önemli olan 10 yıl sonra da sektörde kalabilmek.


Çalıştığım her işten bir şey kazanırım. Bir dost, bir beceri ya da bir ders... O yüzden de dizi bitti, film başarılı olmadı diye üzülmem

BU ÜLKENİN VATANDAŞI OLMAK CESARET VERİYOR
- Bir sanat mekanı açtınız. Cesur bir girişim değil mi?
- Son dönemde beni en çok heyecanlandıran konu Ataşehir'de açtığımız sanat mekanı Das Das. Tiyatro, müzik, atölyeler ve yemek sanatları burada yan yana. Mert Fırat, Muzaffer Yıldırım, Koray Candemir'le ortak projemiz. Sekiz ay emek verdik, martta da bir oyunla açtık. Tüm gününüzü sanatla iç içe geçirebileceğiniz bir yer. "Bu ülkeye nasıl güzel bir şey daha kazandırabiliriz?" diyerek yola çıktık. Cesur bir hareket gibi görülebilir ama bu ülkenin vatandaşı olmak bana bu cesareti veriyor. Bu bir anlamda görev gibi. Bence yeni nesil böyle yaşıyor. Herkes taşın altına elini koyuyor artık. Benim altı yaşındaki yeğenim de bu bilinci taşıyor. Bireysellikten çıkıp toplumsal olarak bir şeyler yapma güdüsüne sahibiz. Sadece ben demeden biz diyebilmeyi kendime motto edindim. Zaman da bunu gerektiriyor. Bir tiyatroda oyuncu olup hayatımı idame ettirebilirim ama hayata bir katkım olmaz. Bu genç yaşımda, elimde bu imkanlar varken sonuna kadar bu cesareti göstermem gerekir.

OYNADIĞIM DİZİDE HERKES OYUNCU OLSUN DİYE DUA EDİYORUM
- Hayal ettiğiniz yerde misiniz?

- Ben oyunculuk okurken dizilerde oynarım, ünlü olurum gibi bir hayalim yoktu. Ankara'da memur bir ailenin kızıydım. Babam TRT Ankara Radyosu'nda spikerdi. Beni Çocuk Saati'nin sınavlarına altı yaşında soktu. Ablamı da soktu. O kazanamadı. Ben kazandım. Kader beni bu yola soktu. Tiyatro sınavlarına girmeye arkadaşlarım teşvik etti. Ben bulunduğum yere tanıdıklarımın da desteğiyle geldim. Yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmam. Bana mesajlar geliyor. Ünlü olmak, dizilerde oynamak istiyorum diyor kızlar. Bu yola hiç girme diyorum o kızlara. Bu iş dışardan göründüğü gibi, tozpembe değil. Annelere, onların güzel kızlarına çok üzülüyorum. Yeni nesilde artık herkes güzel. Güzellik oyunculuk için yeterli değil. Ben sadece güzel olduğu için ekrana çıkarılan birini izlediğimde Allah'a dua ediyorum: "Allahım lüften oynadığım dizide herkes oyuncu olsun. Beni küçük çocuğun oynadığı dizide oynattırma" diyorum. Bana bu acıyı yaşattırma diye dua ediyorum. O kızın utanılacak hale düşmesi benim canımı yakıyor.

BEN DE GÜZELİM AMA ANNEM TESCİLLİ
- Anneniz eski Türkiye güzeli. Nasıl katılmış yarışmaya?

- Bu bizim evde çok konuşulan bir mesele değildir. Annem Türkiye güzeliydi ama ev hanımıydı evin içinde. Bugün de güzel bir kadın annem. Arkadaşlarım ben ve ablama güzelsiniz ama anneniz bir başka der. Annem hep dik durur. Bir asaleti var doğuştan. Ben anneme benziyorum ama o benden güzel. Bir modellik ajansına kayıtlıymış annem gençken. Aslında çok despot bir aileden geliyormuş. Babası çok istememiş ama itiraz etmemiş. Babamla da görüşüyorlarmış. Ondan da izin istemiş. Babam da aslında ataerkil bir insan olmasına rağmen engel olmamış. Türkiye güzeli olmuş. Japonya'da Türkiye'yi temsil etmiş. Derece almamış ama katılması bile büyük olay. Hemen sonrasında evlenmiş, çocuk sahibi olmuş.

KİTAPLARA YAZILACAK BİR AŞK YAŞAMADIM
Bir kitap yazmak istiyorum. Çevremdeki insanların yaşadığı aşk hikayelerini bir kitapta toplayacağım. Tabii onlardan izin alarak. Kitapta kendi yaşadığım bir aşk öyküsü de olur mu bilmem. O zamana kadar kitabı yazılacak bir aşk yaşarsam belki olur.
BİZE ULAŞIN