Kimininki aileden kimininki içten gelen bir tutku

Kimininki aileden kimininki içten gelen bir tutku

Contemporary İstanbul’u gezerken ‘modern galericiliğin duayeni’ Yahşi Baraz’a rastlıyorum. Sağımız solumuz sanat olmuşken Galeri Baraz Yayınları’ndan çıkan iki ciltlik kitabı Türkiye’de Sanat Koleksiyonculuğu’nu konuşuyoruz ve ülkenin önde gelen koleksiyonlarını masaya yatırıyoruz

Hafta boyunca Elmgreen&Dragset'in küratörlüğünü yaptığı İstanbul Bienali'nin açılışı, Contemporary İstanbul'un ön izleme ve açılış programı, Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Borusan, Elgiz Müzesi, Akbank Sanat, Arter arasında koşuşturup durduk.
Bir taraftan İstanbul Moda Haftası devam ederken diğer taraftan şehrin dört bir yanına sanatsal aktiviteler yayıldı. Çok yorulduk ama sanata da bol bol doyduk.



Görülmesi gereken eserleri, partileri, sanat aktivitelerini de kah günlük gazetelerde kah internette okuduk. Bu yüzden tekrar "Bu eserleri mutlaka görün, bu yıl kaçırılmaması gereken işler ve galeriler" haberi yazmak değil niyetim.
Çarşamba günü açılıştan önce Contemporary İstanbul'u yaklaşık altı saat gezdim. Galeri Baraz'da Adnan Çokar, Mehmet Gün, Bubi eserleri arasında soluklanırken 'Türkiye'de modern galericiliğin duayen ismi' (Hasan Bülent Kahraman kendisinden böyle söz etmişti) Yahşi Baraz ile Baraz Yayınları'ndan çıkan ve Oğuz Erten'in yayına hazırladığı kitabına geldi konu. Adı: Türkiye'de Sanat Koleksiyonculuğu.



Biner sayfalık iki ciltten oluşan kitabın ilk cildi koleksiyonerliğe önemli bir ışık tutuyor. İkinci ciltte ise 56 koleksiyoner ile yapılmış söyleşiler var.
Contemporary İstanbul'da Yahşi Baraz'ı yakalamışken Türkiye'deki en iyi koleksiyonerleri soruyorum. O da açıyor kitabı önüme ve röportajları okuyarak başlıyor anlatmaya...

ÖMER KOÇ
"Koleksiyonerlik bir iptiladır, bağımlılık yapar"

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'un koleksiyon tutkusu aileden. Oğuz Erten'e verdiği röportajda "Babaannem Sadberk Koç, yatak örtüsü, seccade, yağlık, peşkir gibi Osmanlı dönemi işlemeleri ile şalvar-cepken, bindallı ve üçetek entari gibi Osmanlı kıyafetlerini toplardı" diye anlatıyor.
Ömer Koç koleksiyonerliğe ise bir kitap ile başlamış: "Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili batı dillerinde yazılmış seyahatname, hatırat, tarih kitapları topluyorum. Öğrencilik yıllarımda bütçem mahduttu. Bu yüzden kendimi sınırlar, sadece Türkiye ile ilgili kitapları alırdım, sonra koleksiyon giderek genişledi."
Dünyanın en önemli İznik çini koleksiyonuna sahip olan Koç, ilk aldığı resmi olmasa da ilk aldığı İznik tabağını hatırlıyor.
"16-17 yaşlarımda Londra'daki müzayededen aldım. Çok yüksek kalitede bir eser değildi ama ilk göz ağrım olduğu için yeri başkadır."
Ömer Koç'un resim koleksiyonunda ise ağırlıklı olarak yabancı ressamlar bulunuyor. Osman Hamdi Bey, Abidin Elderoğlu, Sabri Berkel, Burhan Uygur, Taner Ceylan gibi sanatçıların otoportreleri dışında Egon Schiele, Otto Dix, David Hockney gibi sanatçılar ve daha az bilinen Alman ressamların otoportreleri Koç'un koleksiyonundaki eserlerden bazıları.
Ayrıca eski harflerle yazılmış Türkçe evrakları da topluyor. Koleksiyonerliği anlatırken de "Bu bir hastalıktır. Bir iptiladır. Bağımlılık yapar. Ben mezada kendim gitmemeyi tercih ederim, çünkü insan kontrolden çıkabiliyor. Kitap, İznik, otoportre benim üç ana konum. Kitaba değerli evrak koleksiyonumu da katıyorum tabii" sözlerini kullanıyor.
Koç'un koleksiyonunda 400 civarında İznik, 500 civarında resim bulunuyor. Kitap olarak ise Osmanlı koleksiyonun sayısının 7-8 bin olduğunu söylüyor.



CENGİZ ÇETİNDOĞAN
Tutkusu bir hediye ile başladı

Yahşi Baraz'a göre Türkiye'nin en önemli koleksiyonerlerinin başında Cengiz Çetindoğan geliyor. 2011 yılında koleksiyonuyla ilgili ilk röportajı bana vermişti Çetindoğan. Altunizade'deki işyerinden içeri girdiğimde kendimi müzede gibi hissetmiştim. Her duvarda, odada resimler, hatlar, Kur'an yazmaları... Çoğunu çıplak gözle görmediğimiz ama kataloglarda rastladığımız eserler vardı o duvarlarda.
Çetindoğan, yaklaşık 18 yıl önce kayınbiraderi Ömer Sabancı'nın evinde yer kalmadığı için verdiği Şevket Dağ ve Süleyman Seyyid gibi ünlü ressamların eserleriyle tanışmış koleksiyon tutkusuyla. Ardından yaptığı New York seyahatinde ziyaret ettiği Frick Collection'dan (Asıl mesleği madencilik olan Amerikalı bir işadamının Avrupalı ressamlardan oluşan koleksiyonu) çok etkilenince de koleksiyon yapmaya karar vermiş.



Bugün 2 binin üzerinde eseri var Çetindoğan'ın. Osman Hamdi'nin bilinen 100 eserinden yedi tanesi Çetindoğan'da. Ayrıca Süleyman Seyyid'in natürmortlarından İbrahim Çallı'nın figürlü peyzajlarına, Şevket Dağ enteryörlerinden Hikmet Onat'ın peyzajlarına Türk resminin gelişim sürecine tanıklık eden başyapıtlar mevcut.
Halil Paşa'nın Madam X'i, Hüseyin Zekai Paşa'nın Çinili Natürmort'u, Şeker Ahmet Paşa'nın Ormanda Koyun Sürüsü gibi önemli eserleri de Çetindoğan'ın yıllar içinde koleksiyonuna dahil ettiği işlerden birkaçı. Ayrıca koleksiyonunda çok sayıda önemli hat, Kur'an yazması ve uluslararası sanatçıların eserleri yer alıyor.

OYA-BÜLENT ECZACIBAŞI
İlk eserleri Fikret Mualla

Oya-Bülent Eczacıbaşı'nın hem vakıf hem özel hem de müze koleksiyonları bulunuyor. İlk eserlerini evlendikten kısa bir süre sonra almışlar. Tablo Fikret Mualla'nın bir yapıtıymış. Koleksiyonlarını oluştururken tarihsel sergilerde yer almış, belleklerde yer edinmiş, üzerine yazılar kaleme alınmış ikonik işlere konsantre oluyorlar.
Örneğin Bedri Baykam'ın 1987'de gerçekleştirilen ilk İstanbul Bienali'nde sergilenen Ingres, Gerome, Burası Benim Haremim ve yine aynı bienaldeki Erol Akyavaş'ın Hallac-ı Mansur adlı başyapıtları bu özel ilginin sonucu olarak koleksiyona katılmış.


Ayasofya Kubbesi (Ahmet Ertuğ)

Video sanatının önemli örnekleri de Eczacıbaşı ailesi için değerli. Kutluğ Ataman'ın Türk Lokumu, Haluk Akakçe'nin Blind Date'i gibi hafızalarda yer edinmiş işler de koleksiyonlarının bir parçası.
Türkiye'de Sanat Koleksiyonculuğu kitabındaki röportajında Bülent Eczacıbaşı özellikle İstanbul Modern Müzesi'nin açılmasıyla birlikte uluslararası sanatçıların çalışmalarına daha profesyonel yaklaşımla eğildiklerinin altını çiziyor. Mark Bradford, Sterling Ruby, Tomas Saraceno gibi dünya sanat tarihinin kabul ettiği sanatçıların eserlerini koleksiyonlarına dahil etmişler.

NEZİH BARUT
Ailesinden gelen bir özellik
Nezih Barut, Türkiye'nin en önemli ilaç firmalarından Abdi İbrahim'in sahibi. Aynı zamanda Türkiye'nin en önemli koleksiyonerlerinden biri. Mavi Senfoni'yi Murat Ülker'e kaptırmış ama 2011 yılında 2.1 milyon liraya Erol Akyavaş'ın Kuşatması ile rövanşı almıştı.


Kuşatma (Erol Akyavaş)

Üstelik aldığı eserleri sergileme konusunda oldukça bonkör bir isim Barut. İşyerinde, kafeteryadan asansörlere, fabrikada ve pek çok yerde değeri yüz binleri aşan eserler asılı. Sık sık da eserlerin yerlerini değiştiriyor ve nereye ne asılacağına bizzat karar veriyor. Türk modern sanatına adını yazdıran sanatçıların en önemli yapıtları var koleksiyonunda. Fahrünissa Zeyd, Nejad Melih Devrim, Erol Akyavaş, Mübin Orhon, Burhan Doğançay gibi. Ömer Uluç'un Barut için yaptığı dört metrelik iki eseri ise yönetim binasının en önemli katında sergileniyor.
"Son birkaç yıldır ciddi şekilde yabancı sanatçılarla ilgileniyorum" diyen Barut'un koleksiyonunda Julian Schnabel, Gilbert and George, Thomas Ruff, Alex Katz, Tony Cragg gibi uluslararası sanatçıların eserleri yer alıyor.

CONTEMPORARY ISTANBUL NOTLARI
Selfie çekerken Ai Weiwei eserini kırdılar



Ön izlemenin olduğu çarşamba günü fuar alanındayım. Gündüz vakti koleksiyonerler, gazeteciler, eleştirmenler ve elbette sanatçılar dolduruyor fuar alanını.
Akşam 19.00 itibariyle akın akın açılış kokteyline insanlar gelmeye başlıyor. Yürümek dahi zor. Özellikle dikkat çeken, sözüm ona 'popüler' eserlere bakmak ise daha da zor.
Fuarın en önemli galerilerinden biri Galleriacontinua... Hem Michelangelo Pistoletto'nun ünlü aynaları var hem de Ai Weiewei'nin çiçek porselenleri.
Bir ziyaretçi Pistoletto'nun aynasının önünde fotoğraf karesi almaya çalışıyor. Sanırım Boomerang yapıyor. Bir geri bir ileri gidiyor. O sırada dengesi bozuluyor ve Ai Weiwei'nin eserinin üstüne basıyor. Galeri sahipleri, çalışanlarının yüzleri bembeyaz. Sanırım basan kişi ne olduğunun farkında bile değil. Herhalde ayna çekimi kendince Ai Weiwei'den önemli.
Bir başka selfie durumu. Bu kez de Hans Op de Beeck'in eserinde yaşanıyor. Yine fotoğraf çeken bir ziyaretçi ve yine bir uluslararası sanatçının eserinin kırılması... Bir kısım ziyaretçi eseri görüntüleme derdinde değil kendini eser ile birlikte en iyi şekilde çekme derdinde.
Hans Op de Beeck'den söz açılmışken Ahmet Güneştekin'in yeni yaptığı eseri Hans Op de Beeck'in Art Basel'de Unlimited'da sergilediği eserlere benzetiyor bir kısım koleksiyoner, sanatsever. Güneştekin'in videosu ise fuarda en çok beğenilenler arasında. Hatta ilk günden bir kopyası Yunanlı bir koleksiyoner tarafından satın alındı bile.
Nur Koçak'ın işinin fuarın en pahalı eseri olması da yine ayrı bir tartışma konusuydu. Fiyatı da 1 milyon dolar.
BİZE ULAŞIN