TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Köylüler bizi AB’de istemiyor

KOPENHAG- Haziran ayının başında Avrupa Birliği ülkelerinde halk sandık başına gidecek ve önümüzdeki dört yıllık döndemde Avrupa parlamentosunu oluşturacak 736 milletvekilini seçecekler.

Her ülkenin Avrupa Birliği bağlamındaki öncelikleri seçim kampanyalarında tartışmaya açılıyor, malzeme teşkil ediyor.

Danimarka da, 7 Haziran'da sandık başına giderek 736 milletvekilinden 13'ünün hangileri olacağına karar verecek. Seçim kampanyası başlar başlamaz beklendiği gibi Türkiye gündemin ilk sırasına oturuverdi. Eski başbakan yardımcısı ve Muhafazakar halk parti eski aşkanı Bendt Bendtsen partisinin birinci sırada adayı. Bendtsen seçim kampanyasına başlamadan önce zor günler geçiriyordu. Danimarka iş dünyasının lüks davetlerinin hepsine evet demesi, ailesiyle çıkacağı bir Avrupa Seyahati için ünlü bir otomobil markasının bir galeri aracılığıyla kendisine ödünç sıfır kilometre bir otomobil vermesi, katılacağı av partisi önce evde unuttuğu tüfeğini makam arabasını yollarak özel şöförüne 250 kilometrelik mesafedeki evinden getirtmesi gibi konuların medyada yer alması başını ağrıtıyordu. Ama Bendtsen çözümü buldu. Kendisine çamur atıldığına inanan eski bakan, başbakan yardımcısı üzerindeki çamurdan başkalarına çamur atarak kurtulabileceğini düşünmüş olmalı ki. Kampanyasının başlangıcını "Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olmamalı" diyerek yaptı.

Bendtsen Angela Merkel'in arkasına gizlenerek, "Türkiye aday olmasın, imtiyazlı ortaklıkla yetinsin" dedi.

Bendtsen, kuvvetle ihtimal, bir hafta sonra kamuoyuna açıklanacak bir araştırma sonucundan haberdardı. Adı geçen araştırmada her üç Danimarkalıdan ikisinin Türkiye'yi AB'de görmek istemediği ortaya çıkmıştı. Oysa 2005 yılında Danimarkalıların yüzde 50'si Türkiye'nin üyeliğini destekliyordu.

Ancak Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen ülkenin AB ile ilişkilerine bakınca ortada bir tuhaflık olduğunu görüyoruz. Örneğin AB seçimlerinde sandık başına gitme oranı yüzde 52. Danimarkalıların AB taraftarlığı oranı da bu civarda. Yani her iki Danimarkalıdan biri AB'ye karşı. Danimarka 1993 yılında Edinburg zirvesinde kendisine tanınan ayrıcalıklarla yaramaz çocuk üye konumunda bulunuyor. Danimarka, İçişleri ve hukuksal işbirliği, ortak para birliği, ortak savunma ve birlik vatandaşlığı konularında AB işbirliğinden muaf tutulacaktı.

Danimarka'nın AB ile ilişkisi küçük bir köye değişim rüzgarları getiren bir yabancıya köy halkının yaklaşımına benziyor "Bizim bundan ne gibi bir menfaatimiz olabilir, ya da bu işte para var mı bekleyelim, görelim" mentalitesiyle davranıyor Danimarka halkı.

Kendisi AB'yi ve AB'nin bir çok uygulamasını istemezken, AB'ye kimlerin üye olup olmaması gerektiğine de karar vermek istiyor.

Danimarkalıların Türkiye konusunda bu kadar olumsuz düşünmeye başlamalarının nedenleri arasında eski başbakan Anders Fogh Rasmussen'in NATO genel sekreterliği seçilme sürecinde Türkiye'nin takındığı olumsuz ve şüpheli yaklaşımının da rol aldığı söyleniyor.

Bendtsen'e geri dönecek olursak. Onun açıklamalarının hemen ardından geride kalmak istemeyen siyasi rakipleri de devreye girdi. Örneğin koalisyonun büyük ortağı Liberal parti birinci sıra adayı Jens Rohde, Türkiye'nin üyeliği için en az 20 en fazla 40 yıl geçeceğini söyledi.

Türkiye'nin üyeliğini destekleyen partiler bile hızla kirlenen renkler arasında beyaz misali "Türkiye Kopenhag kriterlerini yerine getirince üye olabilir" diye kampanya yürütüyorlar. Bu tırnak içindeki açıklama ise en masum ve en etkili açıklama aslında. Türkiye'yi isteyen kesime de hitap ediyor, istemeyen kesime de.
Eski bir Eskişehir milletvekilimizin, adını yazmamam kaydıyla, bundan 10 yıl önce kulağıma fısıldadığı şu gerçekle bitireyim: "Danimarka bizi istemiş istememiş önemli değil. Danimarka ne ki. Ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Kim dinler Danimarka'yı"



BİZE ULAŞIN