Hrant Dink'in çocukluk arkadaşı Patrikliğe aday

Gavur oğlu gavur sözleri, sokakta yırtılan gömleği ve kanayan burnuyla Malatya'da doğduğu evden, büyüdüğü sokaktan ve yaşadığı kentten ayrıldı. 7 yaşında İstanbul'a okumaya geldi. Haliç'e köprü yapılınca okulu yıkıldı.

Ailesiyle Ermenistan'a göç etti. Annesinin kilise taşı üstünde uyurken gördüğü rüya gerçek oldu ve istasyon şefi olacakken, 18 yaşında okulunu yarım bırakıp din adamı olmaya karar verdi. Önce din adamı ve sonra da başpiskopos oldu. Kendisini yetiştiren halkına borcunu ödemek için Ermenistan'da yetimhane açtı. Adını Türkiye'den duyarak kendisini görmeye gelen Hrant Dink ile 2000'de tanışınca Malatya'dan aynı mahallenin çocukları olduklarını öğrendi.

Çok geç bulduğu çocukluk arkadaşını, çok erken kaybetti. Yıllar sonra Malatya'ya doğduğu evi görmeye gitti ama içine misafir olamadı.Vaftiz olduğu kiliseyi buldu ama çatısı artık yoktu. Çocukluğunda yaşadıklarını asla unutamadığını söylüyor ama arkasından da sanki İsa peygamberin "Size tokat atana öbür yanağınızı da uzatın" sözünü hatırlayıp eklemeden duramıyor: "Çocukluk işte deyin geçin..." Ofisindeki masasının üzerinde Can Yücel'in bir şiirini saklıyor, Ahmet Kaya'dan şarkılar mırıldanıyor.

Malatyalı Hayk ya da teolojik ismiyle Ermeni Apostolik Kilisesi Gougark Bölgesi Episkoposu Sebouh Chuljyan, sağlık durumu kritik Patrik Mesrob Mutafyan'ın ardından İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesi liderliği için adı geçen yedi Türkiye doğumlu adaydan biri. Patriklik adaylığı konusunda, görev verilirse Afrika'ya bile gideceğini söylüyor. Çulciyan'ın Türkiye doğumlu olması ve bulunduğu makam açısından sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen Patrikliğin doğal adaylardan biri yapıyor onu. En çok sevdiği şarkıcılar Coşkun Sabah ve Selda Bağcan. Ancak Erkin Koray, Barış Manço, Zeki Müren, Yavuz Bingöl ve Kirkor Efendi diye saymaya devam ediyor. Yaşar Kemal'in İnce Memed'inin vazgeçilmez olduğunu söylüyor.

ANNESİNİN RÜYASI GERÇEK OLDU

1959 Malatya doğumlu Hayk, çocukluğunda en çok isminden çekmiş. Nüfus cüzdanını çıkartana kadar da babası. Babasının adını Mustafa ya da Ahmet koymadığı için hayıflanıyor. Bu isim ona yırtılan gömleklere ve kanayan burna mal olmuş. Çocukluk günlerini unutmasa bile yaşananları çocukluk günlerinin kişisel tarihine bıraktığı ve din adamı kimliği nedeniyle hoş görüyor, "Ama siz çocukluk işte geçer deyin. 'Geçmiş olsun' deyip geçiyoruz" diyor. Küçük Hayk, çocukluğundan hatırladığı kadarıyla 3-4 yaşları sırasında hastalanmış. Doktorların umut vermediği annesi eski bir manastır olan Surp Krikor Kilisesi'ne giderek içindeki büyük bir taşa onu da kucağına alarak yatıyor. Bütün geceyi o taş üzerinde yatarak geçiren annesine gece gördüğü rüyada bir melek gelerek "Oğlun kurtulacak ama sen onu Tanrı'ya bağışlamalısın" diyor. Yıllar sonra ailesiyle Ermenistan'a göçen Hayk, tren istasyonunda kontrol şefi olmak için okurken bir gün arkadaşlarıyla okuldan kaçıyor. Arkadaşları sinemaya giderken Hayk o günü bir kilisede geçiriyor ve akşam eve giderek papaz olmaya karar verdiğini açıklıyor ailesine. Annesiyle babası birbirine bakıyor ve ona da o rüyayı anlatmaya karar veriyor.

Annesi her gün allaha dua ettiğini ve kendisini affetmesini istediğini söylüyor. Çünkü oğlunun bir meslek sahibi olmasını istemektedir. Oysa kader Hayk'ın din adamı olmasını sağlamıştır. Başpiskoposluğa kadar yükselen ve adı Sebuh Çulciyan olan Malatyalı Hayk, iki yıl önce gittiği Malatya'da doğduğu evi bulmuş. İçine girememiş ama kilisenin içindeki taşı bir yatırın içinde bulmuş bu kez. Hem de bu kez üzerinde Müslüman bir kadının hasta çocuğuyla yattığına şahit olmuş. Çulciyan aynı seyahatinde Arapkir'e de uğrar ve orada yaşlı bir adama rastlar. "Dede senden bir ricam var, bana bir Ermeni dönme gösterir misin' dedim. Bana 'Oğlum sana hakiki bir Ermeni gösteririm ama gerisini karıştırma' diye uyardı. O dede bana şöyle dedi: 'Oğlum biz çok büyük bir halk kaybettik. Kültürlü, tatlı dilli, toprağın dilinden anlayan bir halk. Onlardan sonra üzüm çeşitleri bile azaldı. Sanatkarlar kayboldu. Kaybeden Türkiye oldu. Kardeş gibi yaşıyorduk.' Sarkis adlı Ermeni'yi gösterdi. Muhabbet ettik onunla."

HRANT TÜRKİYE'NİN KALKINMASINA İNANIYORDU

Malatya Çavuşoğlu mahallesinden Hrant'la komşu çıktığını söyleyen Çulciyan, hikayesini de şöyle anlattı: "Ama o zaman birbirimizi tanımıyorduk. Ermenistan'a geldiği zaman tanıştık. Ben 7 yaşında İstanbul Halıcıoğlu'ndaki Ermeni mektebine gittim. 1972'de yapılan köprünün bir ayağı okulun üstüne bir ayağı kilisenin üstüne geldi. Okulla kilise yıkıldı. Hrant nasıl Tuzla'da bir kamp açmışsa ben de yetimler için burada bir kamp açtım. İstanbul'da yatılı okula gitmiştim. Ermeni cemaati bizi yetiştirdi. Halk bizi o kadar yedirdi içirdi. Zamanında kim bize iyilik yapmışsa biz de başkasına aynı iyiliği yapma görevini aldık. Hırant'la 2000 yılında burada tanıştık. Hrant, Türkiye'nin kalkınmasına çok inanıyordu." Hırant'ın "Aşırı milliyetçilik Türkiye'ye de Ermenistan'a da zarar veriyor" sözünü hatırlatan Çulciyan, "Her bir millet buketteki çiçeklerden biri. Artık birbirimizi yemekten vazgeçmeliyiz. İnsan olarak hepimizin güneşin altında yaşamaya hakkımız var" diyor ve ekliyor: "Milliyetçilik benim için kayıp vatan demek, yara demek, mezarsız ölüler demek. Herkes de biliyor, kimse kimseye toprak vermez, alan aldı, kesen kesti."

ÖNCE ZO'YA OLDU ŞİMDİ LO'YA OLUYOR

Çulciyan, Ermenilerin boşalttığı topraklarda şimdi Kürtlerin yaşadığını belirterek "Ama helal olsun. Tepe tepe kullansınlar" diye konuşuyor. Ermenilerin başına gelenlerin Kürtlere olmaması gerektiğini söyleyen Çulciyan, "Bari Türklerle Kürtler birbirlerini sevsinler" ifadesini kullanıyor. "Bir köye gittim. Kilise vardı. Bizi orada gören bir adam uzaktan bağıra bağıra geldi; 'Yeter artık, gidin, altın yok burada' diyordu. Ben de ona 'Kiliseye geldim duamı ettim ve gidiyorum' dedim. '15 gün önce birileri geldi kazdı kazdı bir şey bulamadı' dedi. Oysa hiçbir zaman Ermeniler, kilisenin içine altın saklamaz. Adam benim Ermeni olduğumu öğrenince 'Sizin başınıza gelen Şimdi bize oluyor, Önce Zo'ya oldu şimdi Lo'ya oluyor' dedi."

KESEN Mİ YOKSA KESİLEN Mİ KALIR

"İki sene önce Artvin'de bir otele gittik. 'Oda var ama size yok' dediler. Gece 11. 'Daha çok mu para istiyorsun' diye sordum. Dışarıda fena yağmur yağıyor. Neyse insafa geldi odayı verdi. Çok rahatsız oldum. Ağzımın tadı kaçtı. 'Kahve içeyim bari' dedim. Aşağı indim ve 'Bana şekersiz bir acı kahve' dedim. Konuşurken Ermeni olduğumu söyledim. Bana 'Siz ne katil milletsiniz. Neler yapmışsınız. Gebe kadınların karnını deşmişsiniz' deyip küfür etmeye başladı. Ben sırılsıklam terledim. Saldırdı, saldıracak diye endişelenmeye başladım. 'Ben tarihçi değilim, bilmiyorum ne olduysa' deyip sustum, yanıt vermedim. Sadece odama çıkarken ona şöyle dedim: 'Toprak sahibi kesen mi yoksa kesilen mi olur' dedim. 'Hadi iyi akşamlar' deyip odama çıktım.

ESKİ OYUN YENİDEN SAHNEDE

Çulciyan'a göre iki halka da en çok zarar veren kişiler yalan söyleyen tarihçiler. "Eğer iki millet yan yana oturup konuşmazsa başka devletlerin oyuncağı olur" diyen Çulciyan, eski oyunun yeniden başladığına inanıyor. Sınırın açılmamasından birilerinin çıkar sağladığını söyleyen Çulciyan, "Yeni bir oyun başladı ve gene başkaları kazanacak, kaybeden Türk ve Ermeni olacak" diyor. Çulciyan, Ermenistan'da 3 milyon Ermeni kaldığını belirterek, Türkiye'nin korkması için hiçbir sebep olmadığını söylüyor ve ekliyor: "Bomba olsa Ermenistan'ın Türkiye'ye zararı olmaz." Ermenilerin 94 senedir soykırım var, Türklerin ise yok dediğini anlatan Çulciyan, "Yorulduk artık" diyor ve Ermenilerin dostluk ve kardeşlik yapmaya hazır olduğunu söylüyor. "Her bir millet buketteki çiçeklerden biri. Bu buketin korunması gerektiğine inanıyorum. Artık birbirimizi yemekten vazgeçmeliyiz. İnsan olarak hepimizin güneşin altında yaşamaya hakkımız var."
BİZE ULAŞIN