Elçiyi öldürmek.....

  1. Haberler
  2. Dünya
Çarşamba 08.12.2010 15:34 ABONE OL
Dünya kamuoyuna gerçekleri aktaran "siber elçi" Julian Assange, İngiltere'nin başkenti Londra'da dün gözaltına alındı. Oysa bize hep, "elçiye zeval olmaz" derlerdi… Demek ki oluyormuş… Ancak "imparator tarafından ölü ya da diri aranan" Bay Sızıntı'nın saklandığı yerden sağ çıkması bile büyük bir başarı… Bu, ABD'nin dört koldan yürüttüğü siyasi linç kampanyasına rağmen Assange ve onu destekleyenlerin nasıl yenilmez bir "güce" sahip olduğunu gösteriyor. Bu da, "software power/siber güç"ten başka bir silah değil…

Gerçekten de Assange, Wikileaks'ten sızdırdığı gizli diplomatik belgelerle, klasik diplomasinin 3 bin 500 yıllık kurallarını alt üst etti ve birçok uzmana göre de, diplomasi tarihinde yeni bir çağın kapılarını araladı. Bazı yorumcular ise, bu belgeleri "Pentagon'un 21. yüzyıl diplomasisi" olarak görüyor. Herkesin kendince tanımladığı bu yeni döneme, bizce en yakışacak isim şu: "software power diplomasisi".

Milattan önce 14. yüzyıldan bu yana yüksek siyaset denilen diplomasi, hep "iki yüzlü" bir politika yürüttü. İlki "hard power/askeri güç" uygulamaları... İkincisi de "soft power/yumuşak güç" stratejileriydi... Şimdi ise dünya, Wikileaks sayesinde diplomasinin üçüncü yüzüyle tanışıyor... Nitekim, The Economist dergisi bu haftaki kapak dosyasında, herhangi bir terime veya kavrama sığdırmakta zorlandığı diplomasinin bu yeni aşamasını, "Unpluggable/fişten çekilemeyen yani güçten düşürülemeyen" sözcüğüyle tarif etmeye çalıştı.

Zaten bu güç olmasaydı, birçok kişi Assange'nin şimdiye kadar çoktan "sırra kadem basacağına" inanıyor… İki kadına tecavüz suçlamasıyla gözaltına alınması ise klasik diplomasinin çöküşünü daha da hızlandıracak gibi görünüyor… Çünkü bu gözaltı"küresel bir algı yönetimi" olarak görülüyor… Ve suçlamalar, karşı suçlamalara yol açıyor doğal olarak…

GELİŞMELERİ MANDALLA TUTUŞTURMAK
"Assange tam olarak nerede ve neyle suçlanıyor?" Bu sorunun cevabı, sorduğunuz yere ve kimseye göre farklı… İnternet denen dipsiz okyanustaki bloglar, İsveç savcılarının neden şimdi harekete geçtiği, Assange'nin İngiltere'den sonraki durağının neresi olacağı ve daha hangi çeşit suçlamalara maruz kalacağıyla ilgili milyarlarca yorumla çalkalanıyor.

Hiçbir kesin yanıtın olmadığı bu analizlerde insanlar mecburen, Assange'in işlediği ileri sürülen suçun niteliği ve bu suçun kurbanları hakkında spekülasyonlara yöneliyor. Ve bundan da herkes kedi payına bir "siber haz" alıyor sanki…

Örneğin Salon dergisinin internet sitesinde Kate Harding, gizli belgelerin yayımlanma tarihiyle Interpol'ün "Kırmızı Bülteni" arasındaki "timing"e vurgu yaparak, "Eğer bu iki olayı bir mandalla birbirine tutuşturmayan bir gazeteci, bir blogcu veya normal bir vatandaş varsa, bu tam bir aymazlıktır. Bu bağlantıyı yapmayanlar veya kurmak istemeyenler ise cinsel taciz suçlamasına ve suçun kurbanı olduklarını söyleyen kişilere yönelecektir ister istemez" yorumunda bulunuyor.

Nitekim Harding'i haklı çıkaran ilk örnekler, İngiltere'deki Kraliyet yanlısı gazeteler (Daily Mail, Telegraph, The Sun, Mirror vb.) ile Amerikan kitle basınından (NYT, Washingto Post, LA Times, Usa Today, Time, Newsweek vb.) oldu. Şanına yakışır ilk hükmü veren gazete ise, "tek gecelik ilişki/one night stand"e gönderme yaparak "two one-night stands/ iki tane tek gecelik ilişki" diye başlık atan Daily Mail oldu…

ASSANGE'Yİ ŞEYTANLAŞTIRMA
Dünya basını, yoğun bir biçimde Wikileaks'in, "diplomasi kurallarını nasıl yeniden yazdığını" ve gözaltının perde arkasındaki siyasi hesapları analiz ederken Amerikan medyası ise Assange'yi deyim yerindeyse "can havliyle" hep bir ağızdan şeytanlaştırmanın peşinde…

Hatta Washington Post gazetesi, dünya basınındaki analizlerle alay edercesine, Wikileaks'in yeni diplomasi kurallarının Amerikalılara iyice belletilmesi için "Kırmızılar içindeki kadın" diye bilinen ünlü casus Carmen Isabella Sandiego'yu öneriyor. Eğlendirirken eğitmeyi amaçlayan çizgi romanla aynı adı taşıyan Carmen Isabella Sandiego karakteri, 1990'larda salgın gibi yayıldığı her evde "Amerikalı çocuklara" tarih, coğrafya, İngilizce ve hatta matematik bile öğretmişti. Ve bu yolla, özgür ruhlu Amerikalı çocukların "normalleştirilmesinde" tek neferlik bir eğitim ordusu vazifesi görmüştü.

New York Times (NYT) ise, Amerikan Dışişleri'nin "o bir anarşist" dediği Wikileaks'in kurucusu Julian Assange'yi günümüzün modern Carmen Sandiego'su ilan etti. Bir anlamda, Assange'yi "överek değersizleştirme" kervanına NYT de katılmış görünüyor. İngiliz The Guardian'ın kendisine ulaştırdığı Wikileaks'e ait belgeleri sayfalarına taşıyan NYT, bu tavrıyla sızıntılar karşısında "tepesi atan" Amerikan halkına, göz kırpmayı da ihmal etmiyor böylece.

AUSTEN POWERS'IN DR. EVIL'İ
Doğrusu bin bir zorlukla "normalleştirilmiş" Amerikalıların düzenini bozan anarşist Assange'ye Amerikan basını ve kamuoyundaki nefret anlatılır gibi değil. Nefret öyle boyutlardaki, Wikileaks kurucusunun gözaltına alınması hiç kimseyi tatmin etmedi. En ciddi gazetelerden Wall Street Joournal, "Amerikan adaletinin önüne çıkarılacak mı?" diyerek tatminsizliğini dile getirdi. Çünkü 1917 tarihli yasaya göre Assange'nin casusluktan yargılanması ve terörizm suçlamasıyla ABD'ye iadesi çok düşük bir ihtimal. Bu gerçeği hatırlatan gazete, siyasileri bu "köhnemiş yasayı" hemen değiştirmeye çağırıyor.

Julian Assange'nin, tutuklanması halinde şifresini internetten açıklayacağını söylediği ve içinde Bank of Americana ile BP gibi devlerin gizli ekonomik sırlarının bulunduğu "zehirli hap/poison pill" denilen "sigorta dosyası", en çok WSJ'nin uykularını kaçırıyor olsa gerek. ABD'nin en yüksek tirajlı gazetesi USA Today ise, "Assange'nin Amerika'ya iade olasılığı artıyor" diyerek "piar çalışması"nda bulunmuş.

Bir çok yayın organında ise Assange'ın, "Austin Powers" adlı film serisinde aklını fikrini dünyanın kıyametine yoran Dr. Evil karakterine benzetildiğini görüyoruz. Olan biteni hâlâ bir Hollywood filmi kurgusuyla veren Amerikan basını, "Wikileaks'in sahibi bulundu. Şimdi sıra merkezinin basılması ve elindeki bütün belgelerin imha edilmesinde" diye yazarak Assange'yi şeytanlaştırmayı sürdürüyor.

Örneğin Los Angeles Times gibi ciddi bir gazete, bu kampanyaya şu cümlelerle bağışta bulunuyor: "Wikileaks'in online arşivleri, İsveç'te dağların içinde. Tıpkı Dr. Evil'in barınaklarını aratmayan, nükleer bir sığınakta tutuluyor."

Powerpoint rötuşlu boy boy resimleri verilen nükleer sığınak için de, "Casus filmlerini aratmıyor. Kapısı ve duvarları en sağlam çelikten. İçinde işlem hacmi çok yüksek, çok güçlü bilgisayarlar var. Nükleer bombalara bile dayanıklı. Tam teçhizatlı bir teknoloji üssü adeta" tarzındaki sinematografik ifadeler, resmi geçit yapıyor.

Assange, gözaltına alındığına göre NBC televizyonu, ekranlarına koyduğu "Julian Assange avı" logosunu; Washinton Post gazetesi ise, Wikileaks kurucusunun en son görüldüğü ve görülebileceği yerleri işaretleyerek Dışişleri Bakanı Hillary'ye de nispet yaparcasına hazırladığı "Hilarious Google Map/ Eğlencelik Google Haritası"nı bakalım ne yapacak?

ARI KOVANINA ÇOMAK…
Dünya basınında Julian Assange'ye yönelik operasyona dair en anlamlı manşet, Wikileaks belgelerini yayımlayan İngiliz The Guardian gazetesinden geldi: "Arı kovanına çomak soktu". ABD'de ise kitlesel medya içinde en sağduyulu davranan CNN International oldu. Biraz da dünyaya seslenmenin getirdiği sorumluluk ve zorunluluktan olsa gerek, CNN'nin sitesinde gözaltı olayı Assange'nin şu sözleriyle verildi:"Demokratik toplumlar güçlü bir medyaya ihtiyaç duyar ve Wikileaks de bu medyanın bir parçasıdır. Çünkü medya, hükümetlerin dürüst olmasını sağlar. Wikileaks yayımladığı belgelerle ortaklaşa yolsuzluk ve yozlaşmalara dair hikâyeleri bozdu. Açıklanması gereken gerçekleri, korkusuzca ifşa etmek gerekir."

Amerikan medyasının Julian Assange'ye yönelik karalama politikasını belirleyen en önemli faktör, toplum ve siyaset dünyasındaki "hassasiyetler" olarak özetlenebilir. Çünkü Assange için daha önce yapılan anketlerde Amerikalıların yüzde 72'si gizli belgelerin yayımlanmasını "vatana ihanet" olarak görürken Atlanta'da bir radyonun sorularını yanıtlayan katılımcıların yüzde 67'si ise "görüldüğü yerde vurulsun!" demişti.

Amerikalı siyasiler ise, Saddam Hüseyin ve Usame Bin Ladin ile özdeşleştirdikleri Assange'yi "terörist", sitesi Wikileaks'i de "terörist örgüt" olarak nitelemişlerdi. Örneğin eski valilerden Mike Huckabee "suikastle öldürülmesi" Fox News yorumcusu Bill O'Reilly "idam edilmesi"ni isterken aşırı sağcı Tea Party (Çay Partisi) hareketinin ön saflardaki ismi John Howkins ise, "Assange, Amerikan vatandaşı değil. CIA'nın onu öldürmemesi için bir neden yok" diyerek cinayete yeşil ışık yakmıştı.

Bu yüzden olsa gerek, Assange'ın 20 yaşındaki oğlu Daniel, geçen hafta verdiği bir demeçte "babasının hâlâ hayatta olmasına çok şaşırdığını" söylemişti.

Bakalım, diplomatik elçi ve elçiliklerin kirli çamaşırlarını ortaya çıkaran "elçi Assange" ne kadar yaşayacak? Çünkü ABD'ye iade edilirse idam edilebilir….

BUGÜN NELER OLDU