'Türkiye ve Erdoğan, Arap dünyasının yeni lideri oldu'

Tunus Dışişleri Bakanı Abdüsselam, "Arap halkları güçlü ve dürüst bir lider arıyordu. Başbakan Erdoğan baskı altındaki halkların sesi oldu. Bölgede yeni bir lider oldu. Erdoğan çok karizmatik bir siyasetçi. Bölge halkları hayranlık duyuyor" diye konuştu

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK FIRTINASI ÖNÜNE GELENİ FIRLATIP ATIYOR
Henüz rüyalarla kâbusların birbirine karıştığı bir dünya burası. 23 yıl süren katı bir rejimden kurtulmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Tunus'ta özgürlük ve demokrasi fırtınası öyle şiddetle esiyor ki önüne çıkanı fırlatıp atıyor. Tunuslular göğüslerini kurşunlara siper edip özgürlükler gemisine atladılar ama devlet otoritesi de kalmadı. Polisler aylarca üniformayla bile dolaşamadı. Dolaşmaya kalkan polisler ise dayak yedi. Hatta kavga edenleri ayırmaya kalkan polislerin dayan yemesi gibi traji komik olaylar yaşandı. Bu arada ekonomi de büyük darbe yedi. 2.5 milyon üyesi olan İşçi Sendikaları'nın 1 yılda organize ettiği 400 grevle ekonomide yaprak kımıldamaz oldu. Grevler yüzünden 153 yabancı şirket Tunus'u terk etti. İki havaalanı yapıp işleten TAV da grevlerden nasibini aldı. İşçiler 8 ayda Monastir Havaalanı'nı işleyemez hale getirdi. Cumhurbaşkanı Marzuki'nin 6 ay süreli "sosyal ateşkes" çağrısını dinleyen olmadı. Uşçu Sendikası liderleriyle de konuştum. Yabancı şirketlerin rüşvetle ihale aldıklarını ve işçilerin haklarının yendiğini iddia ediyorlar. Tunus'ta Bin Ali döneminde resmi rakamlara göre 700 bin olan işsiz sayısı son 1 yılda 1 milyonu aştı. Petrol ve doğal gazı olmayan Tunus'un dış borcu katlandı. Yoksulluğa karşı başlayan ayaklanma ülkeyi daha da yoksullaştırdı. Devrimin ardından oynanan siyasi ve ekonomik satrancın bütün büyük oyuncuları Tunus'taki pastadan pay almak için atağa kalktı. Fransa başta AB'nin büyüklerinin yanısına ABD'de oyuna girdi. Eskiden Arap dünyasıyla ilişkilerinde dikkatli davranan Türkiye de atağa kalktı. Ama rakiplerinin güçlü olduğuna hiç kuşku yok. Bölgede İran, Suudi Arabistan ve Katar gibi başka oyuncular da var. Beni en çok şaşırtan ise İran ve Suudi Arabistan'dan çok Katar'a karşı büyüyen tepki. Hatta tepkiler yüzünden Katar Emiri Meclis açılışına gelemedi. Devrimin yıldönümü için geldiğindeyse başkent, "Katar Emiri elini milletlerin iradesinden çek" diye protesto gösterilerine sahne oldu. Kısacası Tunus büyük siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşmaya başladı. Halk daha iyi yaşamak istiyor. İster İslamist isterse laik olsun halkın isteklerine cevap veremeyen devrilecek. Kısacası Arap baharı daha yeni başladı.

***

Günlerdir mercek altına aldığım Yasemin Devrimi'ni Raşid Gannuşi'nin damadı olan Dışişleri Bakanı Refik Abdüsselam'ın hem ABD hem de Türkiye'ye bakışıyla noktalayım. Kuşkusuz Arap baharının arkasında ABD'nin Arap dünyasını yeniden dizayn etme stratejisini demokratik İslam'ın liderleriyle konuşmamak olmazdı. Söyleşimize hala tartışılan soruyla devam edelim... "Devrimi halk mı yaptı, yoksa ABD mi?" Abdesselam güldü ve "Amerikalılar her istediklerini yapamazlar. Unutmayın ki Amerikalılar Irak ve Afganistan'da hezimete uğradı. Ellerinde toplumu ayaklandıran sihirli bir anahtar yok ki" diye yanıt verdi Abdüsselam. Sonra da "Tunus'taki ayaklanmanın arkasında ezilen halkın siyasi ve sosyal istekleri vardı" dedi. Abdüsselam'a göre, Amerikalılar ve Avrupalılar Arap dünyasındaki stratejilerini siyasi istikrarın üstüne kurdukları için devrimden çok mutlu olmadılar. "Ya Bush'un ünlü Ortadoğu projesi ? Amerikan derin devletinin hala projeyi uygulamaya devam ettiğini savunanlar var" diye üsteledim. "Bence Amerikalılar artık Arap dünyasında demokrasinin kendi çıkarlarına olduğunu gördüler" diyen Abdüsselam konuşmasını şöyle sürdürdü: "Daha önceki stratejileri, Mübarek ve Bin Ali gibi despot rejimlerle siyasi istikrarı korumaktı. Şimdi artık siyasi istik- rara ancak halkın isteklerine saygı göstererek yani demokrasiyle ulaşılacağına ikna oldular. Güçlü bir demokrasi hem halkların hem de uluslar arası güçlerin çıkarınadır." Refik Abdüsselam'a göre, Arap halklarının sesini yükseltmesinden yalnızlaşan İsrail de rahatsız oldu. İsrail, Bin Ali ve Mübarek gibi hazineleri kaybetti. Abdüsselam İsrail'e karşı son derece dikkatli bir üslupla konuştu. Ne İsrail'i yok etmekten söz etti ne de savaştan. Sadece BM kararlarına ve uluslar arası anlaşmalara atıf yapıp Filistin devletinin kurulmasını istememekte yetindi. Abdüsselam'ın hem ABD'ye hem de İsrail'e yaklaşımı, Ennahda ile ABD arasında devrimden sonraki uzlaşmanın güçlü işaretini verdi. Aslında,seçimlerin hemen ardında Ennahda liderinin Washington'a ilk ziyaretini yapması zaten Tunus'un İslami partisinin hem ılımlı politikasını hem de ABD'yle uzlaşma arayışını gösteriyordu aslında.

'EL CEZİRE DEVRİMİ KAMÇILADI'
Söyleşimizde Tunus'ta liberal demokratların tepki gösterdiği Katar ve El Cezire konusunu da açtım. Abdüsselam'a sürgün yıllarında Katar'ın ünlü El Cezire televizyonunda "Araştırma Bölüm Başkanı" olduğu için açıkça sordum: "El Cezire devrimde nasıl bir rol oynadı?" "Globalleşen dünyada olayları bütün canlılığıyla vererek çok önemli rol oynadı. Devrimi çoşturdu, kamçıladı" diyen Ennahda'nın genç lideri, El Cezire'nin devrimin başarısında oynadığı kilit rolü şöyle anlattı: "2008'de de Tunus'ta küçük şehirlerde ayaklanmalar olmuştu ama yerel olaylar olarak kaldı. El Cezire sosyal medya ve facebook'tan aldığı görüntüleri yayınlamaya başlayınca şehirler arasında bağlantı kuruldu. Zaten El Cezire her yerde seyrediliyordu. Halk El Cezire'nin gücüyle daha fazla etkilendi.Yani siyasi değişimde kritik önemde rol oynadı. Buna hiç kuşku yok"

'GÜÇLÜ, DÜRÜST LİDER'
Gelelim Arap baharı satrancında giderek daha güçlü bir oyuncu olan Türkiye'ye. Öncelikle Abdesselam'ın Başbakan Erdoğan'a bakışını aktarayım. Aynen şöyle diyor Ennahda'nın genç lideri: "Arap halkları güçlü ve dürüst bir lider arıyordu. Erdoğan baskı altındaki halkların sesi oldu. Türkiye bölgede lider bir ülke. Erdoğan bölgede yeni bir lider oldu. Türkiye de yeni bir model. Kahire'de Tunus'ta Rabat'ta her yerde Türkiye çok cazip bir model haline geldi. Erdoğan çok karizmatik bir siyasetçi. Bölge halkları hayranlık duyuyor. Erdoğan'ın Arap ve İslam dünyasında daha da etkili bir lider olabilmesi Türkiye'nin gücüne ve ağırlığına da dayanıyor." Ve Abdüsselam'ın şu sözleriyle son noktayı koyalım: "Türkler dünyaya hem Müslüman hem de demokrat olunabileceğini gösterdiler. Hep Arapların demokrat olamayacağı söylendi ama biz Tunus'ta Arapların hem Müslüman hem de demokrat olabileceğini gösteriyoruz. Türkiye'yi de model alıyoruz."

MÜSLÜMAN KARDEŞLER VE ENNAHDA
Mübarek'in yargılanmaya başlamasından önce de Kahire'deydim. Mısır'da da gözler Türkiye'ye çevrilmişti. Liberal demokratlar Atatürk devrimleriyle Batı'yla bütünleşen demokratik Türkiye'yi model alıyorlardı. Müslüman Kardeşler de demokrasiyle siyasette Müslüman kimliğini birlikte götüren AK Parti'yi model olarak görüyordu. Aynen Tunus'ta Ennahda gibi. Ama devlet ve din işlerini ayırmak gibi bir gündemleri yok. Libya'da olup biteniyse yarından itibaren mercek altına alacağız.

BİN ALİ'NİN SERVETİ 5 MİLYON DOLAR
Paranın peşinde iz sürünce halk ayaklanmalarının perde arkası da bir anda aydınlanıveriyor. Ben de Tunus'ta öyle yaptım. Bin Ali'nin servetinin peşinde iz sürdüm. Ortaya çıkan tablo halkın neden yaşamla ölüm çizgisini geçtiğini gözler önüne seriyor. Forbes dergisi 2008'de Bin Ali'nin tahmini servetinin 5 milyar dolar olduğunu yazmıştı. Aslında ülkeyi örümcek ağı gibi saran Leyla'nin Trabelsi Ailesi ülkeyi örümcek ağı gibi sarmıştı. Neredeyse tüm ülke ekonomisi ve gelir kaynakları Leyla'nın 10 kardeşi, kuzenlerinindi. Bin Ali ise servetinin büyük bölümünü devlet kurumlarını özelleştirirken yaptı. Tunus Bankası'nı kontrolu aldıktan sonra yeni bankalara lisans verirken büyük komisyonlar aldı. Tunus tuna balığı üretimi ve ihracatını, otomobil ithalatı, havaalanlar, limanlar, turistik merkezler, otellerinin işletmeleri ve hatta alkol karaborsası bile bu ailenin elindeydi. Tunus'un mobil telefon, radyo-televizyon-basın ve internet şirketi de yine ailenin kontrolündeydi. Yani Tunus "Bin Ali ve Leyla Ailesi" şirketi gibiydi. Bin Ali'nin Cenevre de Montreal yakınlarındaki Westmount'ta 1,2 milyon İngiliz sterlini değerinde gayrimenkulleriyle yine Cenevre havaalanında bekleyen bir Falcon 9000 jeti de vardı. Fransa'da ise Paris'te 37 milyon euro değerinde bir başka apartmanıyla Fransız Rivierası ve Courchevel kayak merkezinde de bir apartman dairesi bulunuyordu. Bin Ali'nin bankalardaki parasına gelince. Kesin rakamları kimse tam bilemiyor ama sadece Kartaca'daki yazlık sarayında kütüphanenin arkasındaki gizli kasada 46 milyon dolar bulundu. Kimilerine göre Leyla ve Bin Ali Suudi Arabistan'a kaçarken 50 milyon euro değerinde 1.5 ton altını yanlarında götürdü. İşte Bin Ali'nin servetinin hikayesi de böyle...

'KUAFÖR LEYLA' İMPARATORLUĞU
Tunus'ta kimle konuştuysam 23 yılın Bin Ali'den daha fazla karısının imparatorluğuna dönüştüğünü söyledi. Leyla'yla ilgili o kadar çok hikaye duydum ki. Bir kaçını aktarayım. Bin Ali "Güzeller güzeli" kuaför Leyla'ya aşık olduğu zaman evliydi aslında. İki aşık uzunca süre gizli gizli buluştular. İlk başlarda Bin Ali'nin karısından ayrılmaya niyeti yoktu ama en büyük hayali bir erkek çoçuktu ve bir gün Leyla hamile olduğunu ve erkek çocuk beklediğini söyleyince hayatı değişti. Hemen karısından boşanıp Leyla'yla evlendi. Ama o da ne... Leyla kız çoçuk doğurmaz mı... Hem de sadece ilki değil ikinci çoçukları da kız oldu. Leyla ancak üçüncü çoçukta Bin Ali'nin istediği erkek çocuğu verebildi. Ama bu arada da tüm ailesi ülkeyi ele geçirmiş oldu. Yani Leyla İmparatorluğu kuruldu.

BİZE ULAŞIN