Özgür KAYNAR: Yandım!

Tam bir hafta önceydi...
Eşimin telefondaki sesi titriyordu, mesai arkadaşları kalp krizi geçirmişti, sağlık durumu kritikti.
Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nin başarılı asistanlarından Burç Durmaz, neredeyse her gün olduğu gibi Kültürpark'a spora gitmişti. Eski milli yüzücüydü, yaşam ve sevgi doluydu, daha 36 yaşındaydı.
İşinden ve akademik çalışmalarından kalan zamanını tutkunu olduğu spora ayırıyordu, bir şeylerin ters gideceğini bilse o gün spora hiç gider miydi?
Çok güçlü olduğumuzu zannettiğimizde hakikati yüzümüze vurarak acziyetimizi gösteren, bilinmezlerle dolu hayat işte!..
O gün kendisini nereye götüreceğini bilmediği bir koşuya çıkmıştı.
Yerde baygın görenler yardımına yetişmişti yetişmesine fakat...
Saniyelerin bile hayati önem taşıdığı yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide acaba tek başına ne kadar kalmıştı?
O da bilinmiyordu! Ve üzüntülerin en büyüğü bir babanın omuzundaydı, Prof. Dr. İsa Durmaz'ın...
Ülkemizin yetiştirdiği tanınmış kalp cerrahlarından, hocaların hocasıydı...
Bugüne kadar sayısız hastanın kalbine yaşam aşısı olan o sihirli elleri ile evladının kalbine dokunamamıştı.
Cevabı olmayan ve hiç de olmayacak "O an neden yanında değildim; neden, neden, neden" sorusunun çaresizliğine kapılmış yüreği yanık kalp cerrahı baba ile kalp krizi geçiren oğlu, bilinmezlerle dolu yaşama dair, hepimiz için bir özetti aslında.
Her şeye gücü yetecek kadar kudretli zannettiğimiz benliğimizin hiçe dönüştüğü bir özet!.. Çok güçlüyüz ama aynı zamanda çok da çaresiziz!
Mevlana demiş ya "Hamdım, piştim, yandım" diye... Üç sözcükten oluşan, manası ise rakamların ve harflerin diliyle aktarılamayacak kadar derin olan o söz, hayatın ta kendisi... Ham olarak geliyoruz dünyaya, bizi nelerin beklediğini hiç bilmeden. Yaşam rüzgarı oradan oraya savurarak pişiriyor hepimizi.
Kimileri piştiğini iliklerine kadar hissediyor, kimileri ise tüm bunlardan bihaber savrulup durmaya devam ediyor...
Ve bir gün geliyor, yanıyoruz!
Yandığını anlayan, işte asıl o gün dünyaya gözlerini açıyor, gönül gözüyle artık bakmaya başlıyor.
O göz; ne makam görüyor ne şan ne de para! Hayat, zorunlu sınavlarıyla pişirip yakıyor bizleri, gönül gözüyle dünyaya bakıp sadece hakikati görmemizi istiyor sanki. Bir saat misali tıkır tıkır işleyen, bunu yaparken de yazılı olmayan kurallarını aksatmadan uygulayan evren ve bu düzen, hem yaşadıklarımızla hem de tanık olduğumuz yaşanılanlarla bizi sınıyor sürekli...
Aldığı yaşam dersleriyle yaşam dersi veren kıymetli hocam Prof. Dr. Seyfullah Çevik'in aklımdan çıkmayan şu sözünün anlattığı gibi...
Hayat=İmtihan
BİZE ULAŞIN