Tezgâh üstünden ışıltılı vitrinlere

'Gel vatandaş gel, en ucuzu burada'. Pek çoğumuzun oturduğu eve en yakın semt pazarlarından tanıdık olduğu bu slogana benzer cümleler anlamsız manilerle de pekiştirilince eve kilolarca ağır poşet taşıyan tüketicinin yüzünü gülümsetmeye yeterdi. Marka algısı henüz yoktu 25 yıl önce. Perakendede rekabet, semt pazarlarında, tezgah üstlerine çıkan satıcıların avazı çıktığı kadar bağırıp müşteri kapmasından ibaretti. Kimin sesi yüksek çıkarsa, kimin uydurduğu nakaratlar kulağa hoş gelirse o tezgahtan alışveriş yapılırdı. Kalitenin vazgeçilmez belirleyicisi ellerdi. El yordamıyla çekiştirilen tişörtler, sağlam olup olmadığı sıkılarak test edilen domates, limonlar bir dönemin fenomeniydi. Şeffaf poşetlere konulan kıyafetler ancak eve gidildiğinde denenir bir sorun olursa bir hafta sonraki pazarın kurulması beklenirdi. Müşteri şanslıysa tezgah sonraki hafta kurulurdu yoksa para yandı say... Zamanla tüketici yabancı markalarla gelişen mağaza kültürünü keşfetti. Pazara göre mağazada satılan ürünler pahalıydı ama en azından yeri belliydi, istediği zaman aldığı ürünü değiştirebilirdi. Bir de kaliteliyidi. "o kadar para veriyorum bari kaliteli olsun" sesleri de yavaş yavaş yükselmeye başladı tüketici zihninde. Zamanla semt pazarları ağırlıklı olarak gıda ihtiyaçlarının karşılandığı alanlar haline geldi.

BİZ DE VARIZ DEDİLER
Müşterinin bu eğilimi Türk markalarını da harekete geçirdi. Türk markaları yabancı markalarla birebir rekabet içinde olmasa da 'biz de varız' demek için çıktılar organize perakende sahnesine. Avrupa ve ABD'de organize perakendenin örneklerini gören Türk firmalar mağazacılık ve department store'dan (çok katlı mağazacılık) sonra alışveriş merkezleriyle tanıştılar. 1988 yılıyla başlayan AVM serüveni bugün Türkiye çapında 225 AVM ile devam ediyor. Bu rakamın yıl sonunda 314'ü bulması bekleniyor. Organize perakende sektörü toplam perakende pazarının yüzde 40'ını oluşturuyor. Bu yıl sonunda pazarın 199 milyar dolar ciroya ulaşması öngörülüyor.

YABANCININ PLANLARI ARASINA GİRDİ
Türkiye'nin 25 yıl öncesiyle bugünü karşılaştırıldığında açılan mağazalar, modern alışveriş merkezleri, kalite ve marka alıgısı, bilinçlenen tüketici uçurumu da gözler önüne sermeye yeter herhalde. 25 yıllık serüvende perakendenin Türkiye'nin en büyük dördüncü büyük sektörü haline gelmesi dünyada ise ilk 10'a girmesi azımsanacak gibi değil. Tabi bu noktada genç ve harcamayı seven nüfusu da unutmamak gerek. Bu yüzdendir ki bugün planları arasında adı geçmeyen Türkiye ile ilgili dünyanın pek çok perakende markası Türkiye'de mağaza açıyor, Avrupalı, Ortadoğulu ve ABD'li yatırımcılar hem AVM hem de marka yatırımı yapmak için Türkiye'ye geliyor.

KRİZ, SORUNLARI AYYUKA ÇIKARDI
Bu bir yandan rekabeti tetiklerken bir yandan da sektörde sorunlar yaratmıyor değil. Türkiye'nin iç piyasada yaşadığı ekonomik krizlere 2008'in ikinci yarısında dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizle de eklenince ezeli rekabet, AVM'lerde yönetim – kiracı sorunlarını ayyuka çıkarırken bir yandan da aşırı indirim, ucu bucağı olmayan promosyon ve akla gelmeyecek satış teknikleri ile tüketiciyi inançsızlık noktasına getirdi. Sektör bu sorunlarla uğraşırken 2006 yılında meclis salonlarına getirilen ve her yıl mütemadiyen gündeme oturan Büyük Mağazacılık ve Marketler Yasa Tasarısı 2010 yılının ilk üç ayında perakende oyuncularını yeniden ciddi bir tedirginliğin içine sürükledi. Sektör derneklerinden işadamlarına kadar herkes itirazlarını masaya koydu. Hala da yasa maddeleri ile ilgili tartışmalar sürüyor.

YURTDIŞI AÇILIMI BAŞLADI
Krizle birlikte '2005'te şişen balon patladı' yorumlarının hakim olduğu sektörde krizin yeni bir dönemi de başlattığı söylenebilir. İç piyasada düşen talep ve dış piyasaları vuran nakit sıkıntısıyla azalan siparişler perakende sektöründe özellikle hazır giyim firmalarını yurtdışına açılmaya sürükledi. Komşu ülkeler bu noktada kurtarıcı oldu. Bugün gerek AVM yatırımları, gerek kendi gerekse franchise mağazalar ile Ortadoğu, Balkanlar ve Türki Cumhuriyetlere açılan markalar hallerinden memnun.

BİZE ULAŞIN