Libor'a 'yersen' makyajı

Dünya finans sistemini sarsan Libor skandalında son perde göz boyamayla kapanıyor. Uzmanlar İngiltere hükümeti tarafından alınan tedbirleri ve yeni kurulan yapıyı bir "halkla ilişkiler" makyajı olarak değerlendiriyor

İlk olarak 1969'da İran Şahı'na 80 milyon dolar kredi vermek için birkaç bankacının faizi belirlemesi ile ortaya çıkan Libor piyasası geçtiğimiz haziran'da faizi belirleyen 16 bankanın aralarında gizlice anlaştığının ortaya çıkmasıyla ölümcül bir darbe aldı. Ardı ardına açılan soruşturmalar ve yüz milyonlarca dolarlık tazminat riski ortaya çıkarırken finansal kuruluşlardan tüketici örgütlerine kadar birçok kurum 'kandırıldık' diyerek dava açtı.

BARONES GELDİ AMA...

Dünyanın her yerinde ev almak için veya bir ihtiyacını karşılamak için bankaya giden vatandaşın önüne konulan liste fiyatları belirleyen bankalara karşı alınan önlemler hemen hemen herkes tarafından bir halka ilişkiler operasyonu olarak değerlendiriliyor. İngiltere Mali Hizmetler Otoritesi (FSA) Direktörü Martin Wheatley'nin 10 maddelik yeni planı ve skandal için özel kurulan Mali İdare Otoritesi'nin (FCA) sektöre olan güveni yerine getirmediği belirtiliyor. FCA'in başına İngiltere'de kurumsallaşma konusunda önemli bir isim olan 'Barones' Sarah Hogg'un getirilmesi de göz boyama olarak değerlendiriliyor. Wheatley planında hukuki yaptırımlar suça teşebbüs eden herkese uygulanması belirli "davranış kuralları" düzenlemesi ve gecelikten 12 aya kadar 15 periyot sorulması gibi önlemler olumlu karşılandı ancak yeterli bulunmadı.

PR ÇALIŞMASI YAPILIYOR

Alınan önlemleri değerlendiren Manchester Üniversitesi Bankacılık akademisyenlik yapan İsmail Ertürk, "PR çalışması olarak görüyorum bunu. İki nokta var değerlendirilmesi gereken. Birincisi Londra'nın finans merkezi; City'nin otonom yapısı var. Bu yapı devam ediyor. Libor skandalını çıkaran da bu çok güçlü yapı. Şu anda kaybolan prestijlerini yeniden sağlayabilmek için PR faaliyeti içindeler. Asıl sorun Libor'un nasıl belirlendiği değil" dedi. Sorunun ikinci ayağının serbest piyasa koşullarının ortadan kalkması olduğunu da söyleyen İsmail Ertürk, "Şu anda ABD ve İngiltere Merkez Bankaları'nın para basarak fonladığı bir piyasa var. Serbest piyasa koşulları yok ortada. Bu nedenle finansta denetimden bahsetmek de çok anlamlı değil. Piyasanın olmadığı bir ortamda denetim de olmaz" şeklinde konuştu.

Yüzde 56'sı 'yeni sistem' istiyor
Kurumsal Hazineciler Birliği'nden John Grout ise "İyi bir reform gerekiyor. Artık amacına ulaşamıyor" diyerek Libor sisteminin yerine yeni bir sistem gerekmediğini ancak daha işler bir sistem gerektiğini belirtti. Ancak CFA Enstitüsü'nün üst düzey yöneticiler ve analistler üzerinde yaptığı bir ankete göre yüzde 56 mevcut sistemin bırakılmasını istiyor. Yani her iki üst düzey finansçıdan biri daha gerçek alım satım yapılabilecek bir sistemden yana.

BİZE ULAŞIN