Oyuncu Lilya İrem Salman, Günaydın'ın YouTube kanalında 'Yasemİnce İtiraflar' programında Yasemin Döngel'in konuğu oldu. Yıldızının parladığı "Kardeşlerim" dizisiyle ilgili konuştu, "Kardeşlerim'le olgunluğun bir farklı çeşidini öğrendim" dedi. İlginç bir itirafta bulundu, "Ben oyunculuk yapmıyorken, denizci dahi değilken, insanlar havaalanında ya da tatil yörelerinde benimle fotoğraf çektirmek istiyorlardı. Bunun nedenini hiçbir zaman algılayamayacağım" diyerek şaşırttı. Özel hayatıyla ilgili de konuşan Salman, "Aşktan oluşan bir insanım. Huzuru bulduğum noktada evlenirim" sözleriyle ise dikkatleri üzerine çekti. İşte Lilya İrem Salman'ın röportajından satır başları...
-Nasılsın, neler yapıyorsun?
Şu an planladığımın çokça dışına çıkmış durumdayım. Enerjimin birçoğunu çünkü işime veriyorum şu an Leyla dizisinde oynadığım için. Normalde tiyatro öğrencisiyim ve dördüncü sınıfa devam etmem gerekiyor. Fakat bu iş yoğunluğundan dolayı bunu durdurmak zorunda kaldım. O da çok başka bir emek ve enerji istiyor. O yüzden vakti gelince oraya da devam edeceğim. Onun dışında her şey keyifli süregeliyor.
BU MESLEĞİ YAPMAYA AŞKLA KARAR VERDİM
-Antalya'da, Denizcilik Meslek Lisesi'nde okurken 11. sınıfta kararını değiştirip oyuncu olmaya karar vermişsin. Neden? Bu kararı almanı sağlayan o şey ne oldu?
Bu mesleği yani oyunculuk mesleğini yapmaya aşkla karar verdim. Bu bir tutku ya da mantıkla çizilen bir plan değildi. Tamamen aşkla gelişmiş bir durumdu. Lisede denizcilik süregelirken sesimi fark ettim. Ve sanatçı kimsesi olmaya karar verdim. Fakat neresinden başlayacaktık? Öyle bir derinlik, öyle bir yaratım gücü nereden edinilebilir ve var edilebilir? Bunların peşine düşerken ben tiyatroyla tanıştım. Birazcık kavgasıyla, büyükçe aşkıyla bu mesleği yapmaya başladım. Yani şarkıyla başladı her şey ve sesimi iletebildiğimi fark ettiğimde anlaşılabilir olduğumu da düşündüm. Bu duygu bana gerçekten var hissettirdi. Hiç konuşmasak da, iletişim kurmasak da, herhangi bir muhabbet akıtmasak da karşı tarafla bir şekilde temas kurabiliyorduk. Ve dünyanın en güzel duygusuydu. Belki bağırmak, belki konuşmak istediğin her şeyi bir cümlenin içine sığdırıp onu tonunla, coşkunla anlatabiliyordun. Bu değişti, dönüştü tiyatronun tüm bedeniyle ve oyunculuğun tüm bedeniyle bunu yapabileceğimi fark ettim. O günden beri de buradayım.
-Çok büyük cesaret. O kadar bir emek var ortada ve onu da severek yapmışsın…
Tabii ki, tutkusuz hiçbir şey yapmam. Onu da kocaman hayallerle kurdum. Hatta şöyle birazcık kızsal bir mevzu olarak, "Gemide ben manikürcü nereden bulacağım?" diye düşünüp, kendim manikür yapmayı dahi öğrenmişimdir. Her şeyini tasarladım, çizdim. O da bir aşktı, asla yadsınamaz bir durum. Ama öyle bir şey fark ettim ki ve benden geliyordu, onun da peşine düşmemek olmazdı.
VAZGEÇİRMEK İSTEYENLER, İNANMAYANLAR OLDU
-Çevrendekiler hiç, "Saçmalama, bu kadar emek verdin" dedi mi?
Evet. Dediler, tabii ki dediler. Çünkü öyle bir meslek ki bu değersiz, görünmez, nice negatif olan her şeyi yaşayabilirsin. Düşebilirsin, kalkabilirsin şayet. Vazgeçirmek isteyenler oldu. Dostlarımla paylaştığımda, eski dostlarım artık, inanmayanlar oldu. Ama ben sadece inananların kazanabileceğini biliyorum. Ben de inanmayı tercih ettim bu yüzden.
GEMİDE DALGALARLA BOĞUŞMAYI HAYAL EDİYORDUM
-Bu karardan hiç pişman oldun mu? Bu mesleği yaparken "Keşke denizci olsaydım" dedin mi hiç?
Bu bir pişmanlık duygusuyla gelişmedi, bir merak duygusuyla gelişti. Denizci olsaydım denizleri gezecektim. Karaları fethedecektim. O yüzden bu birazcık uzaklaşabilme dürtüsüyle düşündüğüm zamanlar oldu. Acaba gitseydim? Çünkü hayat bir yere gittiğinde başlıyor ya, vardır ya köye yeni bir yabancı geldi ve hikaye başladı. Ben oralara gittiğimde yaşayacağım tecrübeleri merak ederek çoğu zaman bunu, ay keşke'yle değil de acaba ile, nasıl olurdu? Ama burada da şimdi bin yaşıyoruz. Bin başka karakter, bin başka duygu yaşıyoruz. Tabii ki çevre ve aile oluşturuyoruz. Bunun için de yeni insanlar tanıyoruz. Hele bir mutfak tarafı, birbirimize güldüğümüz zaman birazcık da kucaklaşabildiğimizde işte orada da başka anılar ve hikayeler oluyor. Çok hiperaktif de olabiliyorum. Bu yüzden bunu dizginlemeyeceğim bir alan olduğundan orayı da merak ediyordum. Gemide dalgalarla boğuşmayı hayal ediyordum. Bizim öğretmenlerimiz meslekten gelen insanlardı. Ve o kadar enteresan anılar anlatıyorlardı ki hayal ediyordum hepsini. Acaba ben nasıl olurdum? Nasıl bir adrenalin yaşardım orada? Bunları hala merak ediyorum. Fakat bunu şöyle değiştirdim. Tatile çıkacağım altı aylık gemiyle beraber.
-Ama sizin işin en güzel yanı bütün meslekleri deneyebiliyor oluşunuz. Bir gün bir bakmışsın denizciyi canlandırıyorsun…
Evet, gemide biri de olabilirim. Çünkü yalnızca kaptandan geçmiyor. Orası bambaşka bir dünya ve şehir oluyor geminin içi. Neden olmasın yani? Kesinlikle.
İSTANBUL'A GELİNCE KABALAŞTIM
-"Antalya'dan İstanbul'a gelince hayatım tam anlamıyla değişti. Çok büyük bir değişim yaşadım" demişsin bir de. Neler değişti hayatında biraz anlatır mısın?
Kabalaştım. Şehrin bir ritmi olduğu için insanlar ister istemez fazlasıyla bencil. Kimseye kızmıyorum. Bu şehrin böyle bir dili var. Yer vermek olsun, nezaket göstermek olsun, kapı açmak dahi olsun. Ya da trafiğin içinde. İnsanlar maalesef bencilce davranıyor. Fakat bunu yine söylüyorum, yadırgayarak değil. İnsanların telaşıyla gelişiyor. Telaşı öğrendim. Hızı öğrendim. Bu heyecanımın içinde şahsımın bir ritmi vardır. Konuşmam olsun, yürümem olsun. Çok düşünürüm herhangi bir şeyi. Detaylara çok takılırım. Bu yüzden yürürken dahi bazen hülyalı olabiliyorum. Ama şehir çarpıyor. Bu tür değişiklikler yarattı bende. Bir de estetik olarak da enteresan buluyorum şehri. Kıyısını bulmaya çabalıyorum. Deniz görmeden yapamam çünkü (gülüyor). Çok şükür konumum öyle fakat insan arıyor. Bir de seni içine doğru çekebilen bir şehir. Karanlık da var, gün de var içinde.