İşte Portre: Ayşegül Aydın

Kriz üst düzey yöneticilerin uykusunu kaçırınca Heidrick & Struggles'ın Türkiye Yönetici Ortağı Ayşegül Aydın'a â??iş arıyorumâ? diye gelen maillerin sayısı arttı. Ancak Aydın'ın onlara kötü bir haberi var: â??2010 da zor bir yıl olacak!â?

Pazar 13.12.2009 02:30
ABONE OL

İŞ'TE İNSAN - 13.12.09
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr 

“Tepe yöneticilerden oluk oluk CV geliyor”

Krizin en büyük etkilerden birinin işsizlik olduğunu söylemek yanlış olmaz. İşini kaybeden milyonlarca çalışan için sancılı bir süreç başlarken, halen bir iş sahibi olan milyonlar da geleceklerinden kaygılı.

39 ülke’de 72 ofisle hizmet veren Heidrick & Struggles’ın Türkiye Yönetici Ortağı Ayşegül Aydın, bu kaygıya yakından tanıklık eden bir isim. Zira işi gereği üst düzey yöneticileri yakın takibe alan Aydın’ı krizden sonra üst düzey yöneticiler yakın takibe almış durumda. Öyle ki her gün yurtiçi ve yurtdışından gelen onlarca mail Aydın’ı adeta şaşkına çevirmiş: “Koskoca CEO’lar ve bölge yöneticilerinden oluk oluk e-mail alıyorum. Hafta sonumu bunlara cevap yazarak geçiriyorum!”

Çokuluslu şirketlere ve Türkiye’nin dev gruplarına üst düzey yönetici bulan Aydın, gelen maillerde çalışan oranının çok yüksek olduğunu söylüyor. Bunun işsiz kalma kaygısına işaret ettiğini belirten Aydın’la, 2009’da yaşanan üst düzey yönetici hareketleri ve 2010 beklentileri üzerine konuştuk.

Öncelikle şirketlere üst düzey yönetici bulan bir firma olarak 2009’u nasıl geçirdiniz?
Uluslararası bir yapının Türkiye bacağı olduğumuz için her günümüzü Amerika'dan Singapur'a, Dubai’den Almanya'ya çok değişik ofislerle irtibat kurarak geçiriyoruz. Dolayısıyla krizin başından itibaren sadece Türkiye'ye değil, dünyanın tamamına bakıyorum. Geçen yılın sonundan, bu yılın ilk altı ayına kadar Amerika pazarı çok etkilenmişti, biz çok iyi durumdaydık. Hatta ilk altı ayda “teğet geçme” sözünün doğru olduğunu düşünüyordum. Fakat temmuz ve ağustos ayları, alışık olduğumuzun tersine çok durgun geçti. Sonrasında ise iş anlamında yoğunluk vardı. Müşterilerimiz çok büyük yapılar olmasına rağmen bu şirketlerde bile ikinci altı ayda bütçe sıkıntısı dile getirilmeye başlandı. Buna rağmen yılın bütünü için “fena değildi” diyebilirim. Yurtdışına baktığımız zaman birçok şirketin hala Türkiye’ye yatırım yapma arzusu sürüyor. Örneğin çok önemli bir Amerikan şirketi yatırımın son aşamasına geldi.

Krizde üst düzey yönetici yerleştirme anlamında Türkiye’yi diğerlerinden ayıran en önemli fark neydi sizce?
Biz ağırlıklı olarak Türkiye için çalışsak bile müşterilerimizin çoğu çokuluslu devler. Onlar Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere pazar gözüyle bakıyor, spesifik olarak Türkiye ya da Müslüman bir ülke diye bakmıyor. Yani işe çok tepeden baktıkları için böylesi kriz dönemlerinde yatırım kararlarından vazgeçmiyorlar. Ama yurtdışındaki gelişmiş ve oturmuş pazarlarda Türkiye’nin taşıdığı potansiyelden bahsetmek söz konusu olmadığı için çok şaşkınlar ve bekle-gör statüsündeler. Uygulama açısından temel fark bu oldu diyebilirim.

Sektör bazında baktığınızda en sıkıntılısı hangisi oldu?
Otomotiv iki yılı aşkın zamandır neredeyse tamamen durmuş durumda. Gayrimenkul yatırımları tamamen durdu. Durmayan ve iyi giden sektör, tüketici ürünleri oldu. Zaten onlar her zaman işimizin yüzde 30'unu oluşturur. Ayrıca işimizin yüzde 20’sini oluşturan bankacılık da gayet iyiydi. Her zaman sektörümüz açısından büyük potansiyel taşıyan ilaç ise yeni uygulamalarla birlikte ‘karar verme aşamasında’ diyebilirim. Bildiğiniz gibi orada çeşitli konsolidasyonlar oluyor ve buna ilişkin değişik projelerimiz sürüyor.

Resmin bütününe baktığınızda 2010’dan beklentileriniz neler?
Çok farklı olacağını düşünmüyorum ama 2009 kadar negatif bir psikolojide geçeceğine inanmıyorum. Çünkü bugüne kadar iç piyasa ve dünya genelinde bir bekleme söz konusuydu. Hala herkes ‘bekle ve gör statüsünde’ duruyor.

Türkiye pazarı sektörünüz açısından belli bir seviyeye ulaştı mı?
Türkiye beklediğimiz hızda kalkınmıyor. Çünkü kurumsallaşma maalesef arzuladığımız hızda değil. Onun için sektör firmaları bir türlü istedikleri ya da kafasından geçirdikleri oranda işleri büyütemiyorlar. Çünkü kafalarının bir yerinde risk unsuru her zaman ciddi bir rol oynuyor ve tedirginler. Kendi açımızdan baktığımız zaman H&S'nin gözünde Türkiye, bencmark kabul edilecek kadar başarılı bir ofis. Burada herhangi bir executive search (beyin avcılığı) projesinde müşterimizin önüne çıkarttığımız seçilmiş dört kişiyle, yerleştirme ve projeyi kapatma oranımız yüzde 93 gibi yüksek bir rakam.

Müşterilerinizin yerli - yabancı oranı nedir?
10 yıl önce yabancı müşteri oranımız yüzde 90'dı. Sonra bizimle aynı lisanı konuşabilecek, ürettiğimiz işin kalitesini ve hızını isteyecek ve bunu takdir edecek bazı Türk müşteriler seçtik. Doğuş Holding, Eczacıbaşı Holding, Koç Holding ve Akbank gibi müşterilerimiz var. Artık toplam ciromuzun yüzde 80'i yurtdışı müşterilerimizden geliyor.

Ekim ayında entegre liderlik süreci adlı hizmetinizin lansmanını yaptınız… Tam olarak nedir bu?
Heidrick & Struggles olarak bugüne dek farklı sektörlerde etki alanı yüksek pozisyonlara yaptığımız yerleştirmelerdeki yeteneğimiz ve öncü pozisyonumuzla ön plana çıktık. Oysa bugün, 21’inci yüzyılın temel performans göstergelerindeki çarpıcı değişiklik neticesinde müşterilerimize en uygun ve güçlü yetenekleri bünyelerine katmakta destek olmanın ötesine geçerek, dünya çapında rekabet edebilir “lider ekipler” kurma ve bu ekipleri koruma konusunda destek verme misyonunu üstlendik. Artık müşterilerimize salt uygun bireylerin belirlenmesi ve yerleşimi sürecinde değil, müşterilerimizin liderlik kapasitelerinin ölçümlenmesi, yeni yeteneklerin devamlı olarak organizasyona katılması, oryantasyon kapasitelerinin artırılması, lider profillerin elde tutulması ve şirketleri uzun vadeye hazırlamak gibi konularda da hizmet vereceğiz. Biz bunu zaten çeşitli müşterilerimize uyguluyorduk.

Bu gelişmeyi neden geç duyurdunuz?
Çünkü Türkiye daha en basit haliyle beyin avcılığı talebini bile doğru algılayabilmiş değil ve bu, daha da karmaşık bir aşama. Bu nedenle çok az sayıda müşteriyle yapacağımıza eminim. Hedefimiz, önümüzdeki üç-beş yılda bu işin toplam hacmimizin yüzde 20'sini oluşturması. Şimdi birçok yerden ilgi ve merak olduğu için talep geliyor. Yani bir bilinç oluşuyor.

Kriz bu anlamda bir bilinç oluşmasına katkıda bulundu mu?
Bu kurumsallaşma işine çok uzun vadeli bakmamız lazım. Bilinç yükselmesi var ama bunun doğrudan krizle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'nin genel gelişimiyle ilgili bir durum bu. Kriz olmasaydı da birçok patron artık dünyanın değiştiği ve geleneksel yöntemlerle ilerleyemeyeceklerinin farkına varmaya başlamıştı.

Yeni sistemle siz sadece lideri bulmuyor altını da dolduruyorsunuz. Uzun vadede alttaki kişiler lider olarak üste çıkacak. Bu durum beyin avcılığı işinizi olumsuz etkilemez mi?
Öyle bir endişemiz yok. Çünkü kurgusu en kuvvetli, kültürü en güçlü şirkette bile en büyük problemlerden biri işletme körlüğüdür. Birlikte yetişen insanlar olaylara aynı şekilde bakıyor ve aynı reaksiyonları gösteriyor. Yaklaşımlarda farklılık kalmıyor. O zaman da dışarıdan kan enjeksiyonu dediğimiz şeye ihtiyaç duyuluyor. Hele de kritik roller söz konusu olduğunda bu kaçınılmaz olacak. Ben şirketlerin liderlerini kendi içinden yetiştirmesi kanaatindeyim.

Entegre Liderlik Süreci’nin önemli ayaklarından biri de Succession Planning (Yedekleme Planlaması) Türk şirketlerde bu eğilim arttı mı?
Bu gerçekten çok önemli bir ayak. Bütün dünyanın ulaşmaya çalıştığı bir ideal de diyebiliriz buna. Ama her şey o kadar hızlı ilerliyor ki bu alanda da gelişme olur.

Bu süreçte Talent Mapping (Yetenek Araştırması) diye açıkladığınız hizmetin istihbarat ayakları nedir?
Heidrick & Struggles olarak itibarımız çok kuvvetli olduğu için çok önemli isimlerden CV alırız, liderler bize kendilerini tanıtmak isterler. Bunun yanı sıra çevremiz çok geniş, bu insanları kaynak olarak kullanıyoruz. Veri tabanımıza müthiş bir kaynak akışı var. Elimizin altında iki milyon küsur insandan oluşan bir veri tabanı var. Örneğin yurtdışında takip ettiğimiz iki bin 500 Türk var. Bu konu üzerinde çalışıyoruz.

Amacınız yurtdışındaki Türkleri geri getirmek mi?
Evet… Hatta getirdiklerimizin sayısı hızla artıyor, son üç yılda 20 kişi getirdik. Krizden önce de bunu yapıyorduk. Gayet başarılı insanları getirdik. Ele aldığımız projeler, tepe roller olduğu için tercih sebebi oluyoruz. Ayrıca Türklerin bir duygusal bağlılığı oluyor ülkelerine. Eninde sonunda geri dönme fikri herkesin kafasında bir yerlerde oluyor. En çok da oradan bağlıyoruz insanları. Çocuklarının aile büyükleriyle büyümesi düşüncesi de geri dönüş kararı üzerinde etkili oluyor.

“P&G bana çok şey öğretti”

  • Anne-babası işletme profesörü olan Ayşegül Aydın, ilk ve orta öğrenimini dönüşümlü olarak Amerika ve Türkiye’de tamamladı. Bu süreç sonunda Türkiye'de yaşamaya karar verdiği için Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde işletme eğitimi aldı.
  • “Kampusunu çok sevdim” dediği Michigan State University’de reklamcılık ve pazarlama mastırı yaptı.
  • Eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye döndü ve Pars Mccan Ericson'da işe başladı. Kısa süren bu işin kendisini hayal kırıklığına uğrattığını söyleyen Aydın, “Bu işte yaratıcılığın sandığım kadar olmadığını, projelerin yurtdışından kopyalandığını gördüm” diyor.
  • Bu işinden sonra gazete ilanıyla başvurduğu Galeria'daki Fame City’nin satış ve pazarlama müdürü oldu. İki yıl burada çalıştıktan sonra öğreneceği bir şeyin kalmadığını düşünerek çok daha düşük bir maaşla P&G'de çalışmaya başladı. “İyi ki yapmışım dünyada yaptığım en iyi şeylerden biri oldu” diyen Aydın, burada çalıştığı beş yılda ciddi bir deneyim kazandığını söylüyor.
  • P&G'den ayrılıp BAT'nin yapılanmasının başına geçen ekipten gelen teklifle 1995 sonunda buraya geçti. Bir süre sonra şirketin yurtdışı operasyonlarında görevlendirildi. Son olarak Macaristan'a atandı satış ve distribütör ağını yeniden kurgulama görevindeyken Türkiye’ye dönme kararı aldı.
  • Döndükten kısa bir süre sonra üç arkadaşıyla birlikte My Danışmanlık diye bir şirket kurdu. Bir süre sonra Heidrick & Struggles Aydın’a Türkiye ofisini kurma teklifinde bulundu. 2000’in sonunda imzaları atıp yola çıkan Aydın halen şirketin yönetici ortağı olarak görev yapıyor.
  • Çok yoğun bir tempoda çalıştığını söyleyen Aydın, son beş yıldır daha sık tatile çıkmaya çalışıyor. Seyahatle ilgili yayınları takip ettiğini ve yeni yerler görmekten büyük keyif aldığını söylüyor.
  • İki aydır pilatese başlayan Aydın, “Çok keyifli bir şeymiş keşke daha önce yapsaydım” diyor. 

“2010 da zor bir yıl olacak”

Kriz size gönderilen CV sayısını artırdı mı?
Evet artırdı, gelen CV’lerin haddi hesabı yok… İnanılması güç bir şekilde oluk oluk CV geliyor. Bunlar arasında çok sayıda yabancı var. Koca koca CEO'lar, bölge sorumluları ‘Dear Ayşe’ diye başlayan mailler ya da mektuplar döşenip Türkiye'de çalışmak istediklerini bildiriyorlar. Hakikaten çok etkileyici CV'ler bunlar. Her hafta sonu beş-altı saat CV okuyup cevaplıyorum. Eş - dost da çok arıyor…

Daha çok çalışandan mı yoksa işsizlerden mi geliyor CV'ler?
Çalışan insanlar da ‘işimi kaybederim’ korkusunda. Gelen CV'lerin yarısı çalışan ve gayet iyi pozisyonda olan kişilerden geliyor. En tepelerdekiler bunlar. En az direktör seviyesindeki insanlar bizimle tanışmaya geliyor. İnsanlarda hep bir korku var.

En çok kim işini kaybetti?
Sanıldığının aksine bu krizde CEO'lar fazla yer değiştirmedi. Çünkü çok tanınan, en tepedeki birkaç yıldız işini kaybettiği için böyle algılandı. Aslında genele bakıldığında sayı çok yüksek değil.

Oysa bir sıkıntı çıktığında gözler ilk CEO’ya yönelir. Bu defa neden bu yaşanmadı?
Çünkü bütün şirketler aynı şekilde daraldı ve kimse ne olduğunu anlayamadı. Dolayısıyla CEO'sunu beğenmeyen kiminkini beğenip alacaktı ki? Onun için alternatif aramak yerine duralım bakalım dediler. Herkes maliyet düşürmeye odaklandı. Şirketler konsolide oluyor ve bu devam edecek.

Peki CEO’lar işini kaybetmediyse kim kaybetti?
İşsiz kalanlar orta kademenin üst rafları oldu.

İşsiz üst düzey yöneticiler için neler söylersiniz. 2010 iş bulmaları için iyi bir yıl alacak mı?
Maalesef olmayacak... Genel anlamda hepimiz tüm dünya için 2010'un da zor bir yıl olacağını düşünüyoruz.