Murat Arın: Yabancıya kızalım mı gülelim mi?

İki ay önce Türkiye'nin döviz açığını 30 milyar dolara kadar çıkan rakamlarla gösteren yabancı banka raporları karşısında açıkçası sinirleniyordum. Belki gülüp geçmek en iyisi...

En az dört yabancı banka hafta içinde yayınladıkları raporlarla yatırımcılara TL'ye geçmelerini önerdi. İki ay önce dolar, TL karşısında 1.70'in üzerinde seyrederken banka raporlarında bu kez döviz satın alınması öneriliyordu. Bu raporları okuyan bir yatırımcının kaygı içinde kalması kaçınılmazdı. Piyasalarda şu aralar "sözü en çok geçen banka"ya göre dolar 2.35'e kadar çıkacaktı. Aynı bankanın dolar-TL seviyesi için ortalama tahminleri 1.90 civarındaydı. Geçen ay bu rakamları 1.70 civarına çektiler. Hafta içinde ise 1.55 civarına indirdiler. İki ay önce felaket tellallığı yapan, Türkiye'nin döviz açığını 30 milyar dolara kadar çıkan rakamlarla gösteren raporlar karşısında açıkçası sinirleniyordum. Hatta bu köşede bir polemik haline getirmeyi bile düşündüm. Çünkü Ödemeler Dengesi Tablosu, 10 milyar dolar civarında olması beklenen döviz açığının dengelendiğini, hatta 5-10 milyar dolarlık bir fazla olabileceğini gösteriyordu. Bu nedenle 15 Mart'tan itibaren dövizin inişe geçeceğini yazmaya başladım. Dolar kuru 1.70'in üzerinden 1.50'ye doğru geriledi. Yabancı bankaların şimdi yayınlanan raporlarını görünce "güleyim mi?" bilemiyorum. Raporlarda bir sorun olduğu kesin ama belki de bunu rakam okumadaki yetersizliklerine bağlamak lazım. Ne de olsa kriz, dünyanın önde gelen bankalarını aldıkları yanlış riskler nedeniyle batırmadı mı?

Üstelik şimdi de rakamları o kadar iyi okudukları söylenemez. Türkiye'nin IMF ile anlaştığını açıklayacağını haber aldılarsa "TL'ye geçin" tahminleri doğru çıkacak. IMF ile görüşmeler en azından altı aydır ciddi bir biçimde sürüyor. Ama çok yavaş ilerleme kaydediliyor ve hiç beklenmedik nedenlerle ilişkiler zaman zaman kopabiliyor. En azından işin medyaya yansıyan kısmı öyle. Bu nedenle IMF'e bel bağlayıp pozisyon almak ne kadar doğru olur?

Arz-talep dengesi fiyatlara yansıdı ve TL mart ortalarından bu yana değerlendi. Bundan sonra değerlenmesi için iki koşul gerekiyor. Global piyasalarda iyileşmenin sürmesi ve IMF anlaşmasının yapılması. Şu anda Ödemeler Dengesi hassas bir dengede ve piyasalar karışırsa kurlar yükselmeye başlayacaktır. Dengenin TL'nin lehine bozulması için IMF ile anlaşma yapılması gerekiyor. IMF anlaşmasının ne kadar yararlı olacağı ayrı bir tartışma konusu ve elbette anlaşmanın içeriğine bağlı. Ancak TL için çok yararlı olacağı kesin.

Global piyasalar geçen hafta makro ekonomik verilerde toparlanma işaretleri aramaya devam etti. Bu işaretler varolmadığı için hafta genelde satış ağırlıklı geçti. Aslında bu satışlar mart başından bu yana yaşanan yükselişin düzeltmesiydi. Üst üste kötü gelen veriler, ABD Merkez Bankası Fed'in ABD ekonomisi için beklentilerinin pek parlak olmaması ve S&P'nin İngiltere'nin kredi notunun görünümünü negatife çekmesi yoğun satışları tetiklemek için yeterliydi. Ancak satışlar sınırlı kaldı ve endekslerdeki gerilemeler küçük ölçekli oldu.

Bütün bunlar borsaların yükselişe devam etmeye istekli olduğunu gösteriyor. Dinlenmenin sona ermesinin ardından piyasalar yükseliş trendine geri dönecek; en azından yazın ilk yarısında bu trend korunacak gözüküyor.

Sessiz Lider Bu Kez Konut Alacak
ABD'de emlak piyasasından başlayarak bir kriz çıkacağına inanarak banka hisselerinde satış yapan ve iki yılda 5 milyar doların üzerinde kazanan hedge fon yöneticisi John Paulson yönünü 180 derece değiştirdi ve yeni bir gayrimenkul fonu kuruyor. Piyasaların sessiz lideri Paulson'ın konuta yatırım yapması krizde dip noktalarını gördüğümüz ya da görmek üzere olduğumuza anlamına gelebilir. Fonun yedi yıl boyunca devam etmesi ve hem konut hem de ticari alanda yatırım yapması planlandı. Fonun sermayesine henüz karar verilmemiş olsa da ilk başta birkaç yüz milyon dolar olması düşünülüyor.

Dip için uzun bir yol var
Piyasanın zirve yapmasından üç ay önce ABD hisseleri için satış öneren Elliott Wave International'ın kurucusu Robert Prechter'e göre "ayı piyasası dibini görmemiz için gitmemiz gereken çok uzun bir yolumuz var." Prechter, fiyat kazanç oranı, fiyat/defter değeri oranı ve temettü verimliliği ile ilgili değerlendirme ölçütlerinin oldukça yüksek bir ortalamada olduğunu belirtiyor. 2008 yılı baz alındığında S&P 500'deki fiyat/kazanç oranı yaklaşık 60 seviyesinde.

Prechter ''Bu bize piyasanın düşmesi ya da kazançların yükselmesi için ne kadar daha gidilmesi gerektiği konusunda ipucu veriyor. Bundan sonraki düşüş deneyimlerimizin çok üzerinde bir şiddette olabilir" diyor. (www.finanstrend.com)

(Murat ARIN – 24.05.09)

BİZE ULAŞIN