İtalyan edebiyatının, aklında esen tüm rüzgârları fırtınaya çeviren nevi şahsına münhasır bir kalemi Giovanni Papini. Kimileri için bir dehâ iken, kimileri için sanrı ve çelişkilerinin getirdiği muğlaklıkla kendini arafta bırakan bir isim. Buradan sonrasını bilhassa yazarla bağ kurabilmiş olanlar için söylemek doğru olur ki, duygu durumuna okuru doğrudan adapte etmeyi sağlayan, tekinsiz mahallerde dolaştırırken dahi zekâsıyla güven veren bir romancı. Bu sebeple, yazdığı eserlerle dünya edebiyatının da en özgün isimlerinden biri olarak görülmeyi hak ediyor.
Papini kendisini okumaya, araştırmaya, kabul ettirildiklerini ya da kendisinden beklenilenleri yıkmaya, yıktıklarını yeniden inşa etmeye adadı. Aykırı düşünceleriyle çağının tartışmalı figürlerinden biri olan yazar modernizm ve fütürizmle içli dışlıyken 'insanın yaratıcılığını körelttiğini' düşündüğü için pozitivizmi reddederek, ülkesinde pragmatik düşüncenin görünürlüğüne ön ayak oldu. Bunun yanında faşizmle kurduğu yakın temasın, bir yazar-okur ilişkisini daha zedelediğini söylemek kaçınılmaz; bu yüzden Jorge Luis Borges tarafından şöyle yorumlanır: "Hak etmediği bir biçimde unutulmuş olduğundan kuşku duyuyorum.''
PAPİNİ'Yİ TANIMA REHBERİ
Yazarla ilk kez GOG üzerinden tanıştım. Birinci Dünya Savaşı sırasında büyük bir servet edinen ve dünyayı gezmekte olan Amerikalı bir milyarderin hikâyesini anlatırken, Freud, Gandhi, Einstein, Dali gibi hepsi birbirinden dâhi isimlerle diyalog halinde bulduk kendimizi. Kafa karıştıran bir kurmaca üstâdı mıydı Papini, yalın gerçekleri önümüze seren muhteşem bir gözlemci mi? İhtilafta bırakan bir kalem dehası olarak gelmişti gözüme o zaman yazar. Bunu Kaçan Ayna, Düşsel Konçerto gibi eserleri takip etti; ancak en nihayetinde hiç Papini okumamışlar için en iyi başlangıcın 'Bitik Adam' olduğunu söylemem mümkün. Son olarak Monokl Edebiyat'tan çıkan basımıyla okuduğumuz Bitik Adam, Giovanni Papini'nin mevcudiyetine dair bir manifesto. Yazarın hayata, insanlara, inanışlara, fikirlere dair medcezirlerini dile getirirken kendisini sürekli silip yeniden yazması, kendine kendinde yer edinme çabası, bitimsiz beyin fırtınalarıyla okura tutarsız bir yolculuk olarak gelse de aynı zamanda cesaretin de bir tezahürü. Bulduğu yeni verilerle çabuk görüş değiştirmek hemen her toplumda kabulü zor bir şey olsa da, bu Papini'nin üstüne has dikilmiş bir kıyafet gibi; çünkü en ufak bir inanış için dahi kütüphanelerde dirsek çürüten, fizîken ve zihnen ciddi mesai harcayan çalışkan bir kafanın dönüşümüne anbean şahit olmak, konformistler için zor bir zihin egzersizi.
Bu meşakkâtin içinde Bitik Adam'da geçen araştırmalarından birinde Papini'nin şöyle söylediğine şahit oluruz: "Kendimi tıka basa doymuş, karmakarışık bilgilerden neredeyse midem bulanmış gibi hissediyordum. Eğer onlara herhangi bir biçim vermeyecek olursam her şeyi bir anda öylece sonsuza dek bırakacağımı hissediyordum." İtalya'da onun tükenmiş, güçten düşmüş olduğunu düşünenlere karşı Bitik Adam'ın sonunda okuyucusuna tam da düşünce şemasına uygun olacak şekilde şöyle sesleniyor Papini: "Yavaş olun çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Ben daha bugün doğuyorum.''
HAMAM KÜLTÜRÜNE BİR BAKIŞ
Osmanlı mimarisinin en zarif yapılarından biri olan Hürrem Sultan Hamamı, tarihi boyunca yalnızca bir temizlik ve arınma mekânı olmanın ötesinde, Osmanlı'nın sosyal yaşamında önemli bir rol üstlenmiştir. Prof. Dr. Nurhan Atasoy'un 7 yıllık titiz araştırmaları sonucunda ortaya çıkan Ayasofya Haseki Hürrem Sultan Hamamı: Türk Hamam Kültürü ve Avrupa'ya Yayılışı, bu kültürel mirası kapsamlı bir şekilde ele alarak okurlarla buluşturuyor.
Prof. Dr. Atasoy, çocukluk yıllarından itibaren Hürrem Sultan Hamamı'na duyduğu derin ilgi ve hayranlığın, onu bu kitabı yazmaya yönlendirdiğini belirtiyor. Sanat tarihine olan ilgisinin temellerinin de bu dönemde atıldığını ifade eden Atasoy, kitabın ortaya çıkış sürecini şu sözlerle anlatıyor:
"Çocukluk yıllarım Sultanahmet'te geçti. Okula giderken her gün Ayasofya Hamamı'nın önünden geçerdim. Mimar Sinan'ın bu şaheserine duyduğum hayranlık içimde hiç eksilmedi. Yıllar sonra bu hamam üzerine bir kitap yazmam istendiğinde, reddedemedim. Bu eser sayesinde Osmanlı hamam kültürüne yeni bilgiler kazandırabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum."
Hem Türkçe hem de İngilizce olarak hazırlanan kitap, Osmanlı hamam kültürünün kökenlerini, toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini ve Avrupa'daki yansımalarını detaylı bir şekilde ele alıyor. Osmanlı tarihinin en güçlü kadın figürlerinden biri olan Hürrem Sultan'ın hayatı, hamam kültürüne verdiği önem ve Mimar Sinan'ın onun için inşa ettiği Hürrem Sultan Hamamı bu çalışmanın merkezinde yer alıyor. Kitap, yalnızca tarihi ve kültürel bir araştırma değil, aynı zamanda hamam mimarisi ve estetiği açısından da önemli bir kaynak niteliğinde.
Mimar Sinan'ın özgün mimari yaklaşımını, 16. yüzyılda inşa edilen Hürrem Sultan Hamamı'nda uyguladığı tasarım ilkelerini ve bu yapının günümüze kadar nasıl ulaştığını kapsamlı bir şekilde inceliyor. Hürrem Sultan Hamamı'ndan temin edilebilen eser, Osmanlı hamam kültürünü keşfetmek, geleneksel mimarinin izlerini sürmek ve suyun medeniyet üzerindeki etkisini anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olacak.