Gömleği 'manşet'li yayın yönetmeni

Ahmet Altan, manşetleriyle gündem belirliyor. Yazılarında 'gömleği manşetli' bir yayın yönetmeninin ve 'beyaz yakalı' bir yazarın sınıfsallığının izleri var. Bu yüzden 'Kasımpaşalı Tayyip'e tepeden bakıyor

Omzu kalabalık kudretli subaylardan müteşekkil Milli Birlik Komitesi'nin yönetime el koyduğu 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden beş yıl geçmişti. İktidarda daha sonra şapkasını iki kez alıp gideceği koltukta siftahını yapan, kimilerinin 'Çoban Sülü' olarak gördüğü Süleyman Demirel vardı. Asker veya 'monşer' olmayan başbakanları hakir görme alışkanlığı, bürokratik ve entelektüel manada yönetici elitin Demirel'e yönelik tavırlarıyla başlar. Bu anlamda milat, 'Çoban Sülü'nün Isparta'dan merkeze doğru ilerleyişidir. Hali vakti yerinde bir toprak ağasının oğlu olan 27 Mayıs mağduru Adnan Menderes'e bile idam sehpasında sınıfsal anlamda küçümser tarzda bakılmamıştır. Demirel'in iktidara ilk kez geldiği dönemde bir Osmanlı paşasının torunu, Galatasaray Lisesi mezunu meşhur bir yazarın oğlu olan yeni yetme Ahmet Altan, Robert Kolej'de yatılı okuyordu. İleride mirasyedi bir avare dahi olsa, kimsenin kendisini, söz gelimi bir Demirel gibi hor göremeyeceğini, etütte 'sürveyan' denilen ağabeylerin gözetiminde ders çalıştığı o zamanlardan biliyordu. Çünkü onun asaleti, Napoleon Bonaparte'ınki gibi kendi kuşağıyla başlamamıştı. O, babadan, atadan asildi. Baba Çetin Altan; bu asaleti, ailesinin istikbalini korumak adına Kürtlerin iyiden iyiye yok sayılmaya başlanmasına neden olan 27 Mayıs darbesine bile Kürtlerin deyişiyle 'ses etmemiş', aksine övgüler yağdırmıştı: "Bize bu güzel günleri tattıran ve bir milletin haysiyetine konmaya çalışan tozları bir üfleyişle temizleyiveren Türk Silahlı Kuvvetleri sağ olsunlar. Kardeş kanı dökülmeden yapılan bu hareketin aynı vakar içinde gerçek demokrasinin temellerini atmasını bekliyor, seviniyor, övünüyor, övünüyor, seviniyoruz." Oğul Altan ise yıllar sonra "Kürt özgür oluncaya dek ben Kürdüm," diyecekti. Şayan-ı takdir bir empati arayışı, eyvallah. Ama siz Kürt değilsiniz. Kürt olmadan ne kadar Kürt olabilirsiniz ki. "Babamın entelektüel günahları beni ilgilendirmez," de demeyin. Zira dede koruk yer, torunun dişleri kamaşırmış. Asaletin de böyle uzun vadeli bir bedeli var.

'ATAKÜRT' YAZISI OLAY OLDU
Şu sıralar yayınladığı Wikileaks belgeleriyle gündemde olan Taraf gazetesinin genel yayın yönetmeni (GYY) Ahmet Hüsrev Altan, nüfuzlu bir ailenin ilk evladı olarak, 1950 senesinde Ankara'da doğdu. Dedesinin babası Tatar Hasan Paşa, dedesi hukukçu Halit Bey, babası ise yazarmilletvekili Çetin Altan'dır. Ahmet Altan'ın bir erkek kardeşi (Mehmet Altan), bir kız kardeşi (Zeynep Bakan) ve iki çocuğu var. Kızı Sanem Altan da gazeteci, oğlu Kerem Altan da... Ahmet Altan, Robert Kolej'den sonra Ankara Koleji ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) okudu. Ancak ODTÜ'yü bitiremedi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde yazdı. 17 Nisan 1995'te Milliyet'te yazdığı 'Atakürt' başlıklı yazısı büyük gürültü kopardı. Bu yazı yüzünden işine son verildi. Ahmet Altan'ın; Dört Mevsim Sonbahar, Sudaki İz, Yalnızlığın Özel Tarihi, Tehlikeli Masallar, Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Aldatmak ve En Uzun Gece adlı romanları var. Bunlardan Sudaki İz, müstehcenlik gerekçesiyle mahkeme tarafından imhasına karar verilmiş bir roman. Türk edebiyatı için utanç vesikası olan bu karar nedeniyle roman, bazı sayfaları sansürlenmiş halde yayımlandı. Yeri gelmişken fikrimizi söyleyelim: Altan'ın modernist roman tekniği ile yazdığı Kılıç Yarası Gibi dışındaki romanlarının ne kadar 'iyi eser' oldukları tartışmalıdır. Ahmet Altan'ı yazarlıkta şöhrete kavuşturan elbette Taraf gazetesi olmadı, ama gazetecilikte meşhur eden Taraf oldu. 'Gayrimeşhur'luğun kritik tarihsel süreçlerde avantaj olduğu düşünülürse bu şöhretin Altan için uzun vadede yine bir bedeli gündeme getireceği söylenebilir. Nitekim daha şimdiden Ahmet Altan'ın, âdeta 'köşe'ye sıkışmış durumda olduğunu görmek zor değil. Gazetesinin fonksiyonunun, artık 'haber verme'nin ötesine geçtiği, kimi davalara kaynak olma ve doğruluğu kanıtlanmamış iddiaları, özel hayatın gizliliğini ihlal etme pahasına da yayımlama gibi hukuki ve siyasi işlevler de üstlendiği göz önüne alındığında, Ahmet Altan'ın işinin neden zor olduğu anlaşılır.


BİZE ULAŞIN