İnternetten önce nasıl yaşardım?

Buket Uzuner, güne öğleye yakın bir saatte kalkıp, iyi bir kahvaltıyla başlıyor. Kedisi Kumral'ın yemeğini vermek ve radyoyu açmak da ilk yaptıklarından. Sonra e-postalarına ve Twitter'a gömülüyor. Moda'dan Kadıköy İskelesi'ne kadar yürümek ise en sevdiği alışkanlıkları arasında yer alıyor

Güne erken başlayan biri olamadım. Çocukluğumdan beri geceleri aktif bir beynin ve enerji sisteminin hizmetlisi (!) bedenimle tipik 'Baykuş'lar grubundan biri olan bendeniz, sabah erkenden kalkarak çalışmak/ yaşamak zorunda kaldığım dönemlerde hep ıstırap çektim. Bu yüzden yazıya "Sabahları erkenden uyanıp, güne başlar ve kahvaltımı ederim!" diye başlayamayacağım. Halbuki, erkenden yatıp, erkenden uyanan, düzenli saatlerde yemek yiyen insanlara hep özenirim, ama içimde çocuklu-ğumdan beri sesi kesilmeyen o 'Doğrucu Davut': insanın karakterini yaşamazsa, yaşamış sayılmayacağını farklı şekillerde söyler durur ve böylece her yeni 'erkenden kalkıp, güne başlama deneyimim', mutsuz ve başarısız şekilde bittiğinden yine, sabahın öğleye dokunduğu saatlerde (hiç değilse) daha az mutsuz uyanmama neden olan kendi biyolojik saatime dönerim. Kendime ait sıradan bir güne, öğleye yakın bir saatte başlamamın nedeni sadece budur.

TEKNOPERVER!
Kendime iyi bir kahvaltı hazırlarım, çünkü bu aslında benim öğle yemeğimdir de. Kahvaltı hazırlarken, yemek kadar önemli üç işim vardır: Birincisi, kedimiz Kumral'ın yemeğini vermek, ikincisi bir radyo bağımlısı olduğumdan hemen radyoyu açmak ve yine bağımlılık derecesinde bir teknoperver (!) olarak önümde çıkan ilk cihazdan internete bağlanmak. Ben artık bıkıp usandığım parazit sorunu nedeniyle radyoyu da internet üzerinden dinliyorum. NTV, CNNTürk, Açık Radyo ve TRT Radyo-3 en sık dinlediğim radyo istasyonlarıdır. Meraklısına Radio Bach ve Atlantic Radio'yu da öneririm. Kahvaltı öncesi ve sırasında e-postalarıma ve Twitter hesabıma gömüldüğümde, bazen kendimi internet öncesinde nasıl yaşadığımı sorgularken bulduğumu itiraf etmeliyim. Bunu söyleyen aynı benin bir el yazısı âşığı olmam, bütün roman ve hikayelerimi 25 yıldır kimi zaman 2 bin sayfa süren el yazmaları olarak dolmakalemle defterlere yazdığımı açıklamam, çelişki gibi dursa da değildir. Ya da hangimiz çelişkilerden oluşmuş karmaşık varlıklar değiliz? Sosyal medyanın iyi kullanılması halinde yararlı ve eğlenceli olabileceğini biliyorum. Facebook'ta resmi bir okur sayfam olmasına rağmen, ben kısa ve hızlı olması bakımından daha çok Twitter'cıyım. Dünyada ve Türkiye'de olanları, en hızlı ve en farklı bakış açılarıyla takip ettiğim haber sitelerinden Twitter'da takip etmeyi seviyorum.

EN GÜZEL YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHI
Bir söyleşi, imza, röportaj randevum ve/ya ailevi bir sorumluluğumun olmadığı günlerde Moda'dan Kadıköy'e yürümeyi çok severim. Bu yol, benim İstanbul'da en çok sevdiğim yürüyüş güzergahlarından biridir, diğerleri Büyükada, Caddebostan, Beyoğlu ile Karaköy'dedir. Evden çıkıp, Kadıköy İskelesi'ne varana dek yolda simitçi, gazeteci, bakkal, market, pastane esnafı, eczacılar ve Moda & Cem Taksi şoförü arkadaşlarım ve mahalle kafelerinde çalışan öğrenci garsonlarla sohbet etmek, kitapçı ve sahaflara uğramak, yeni çıkan ve eskimiş kitaplara dokunmak, birkaç tane satın almadan çıkamamaya, Tarihçi Kitabevi'nde kahve molası vererek , sonunda iskeleye varmaya bayılırım. Seyahatlerim nedeniyle sık sık düzeni bozulduğu için haklı siteme uğradığım spor salonuna haftada üç kez giderim. Hani gidene kadar ayaklarımızı geri sürüyen, ama gidince de ayrılmak istemediğimiz türden bir ilişkim var spor salonuyla. Biz kafasıyla çalışanlar, (kafa ve düşünce emekçileri) maalesef beden sağlığını çok ihmal ediyoruz. Büyük bir engel, program veya sorumluluğumun olmadığı her gün, mutlaka yazar ve okurum. Okumak ve yazmanın benim için bir iş, bir hobi ya da alışkanlık olduğunu söylemem hem yalan hem de ayıp olur, çünkü ilk gençliğimden beri okumak ve yazmak, benim kendim için ihtiyaçtan yaptığım günlük normal alışkanlıklar. Her yerde okur ve yazabilirim ama okumayı en sevdiğim yer, kahvaltıdan sonra evdeki salonun köşesinde bulunan kanepeye uzanıp, kahve, kitap ve kucakta kediyle kitaba gömülmektir; hiç bakmasam da pencereden aşağıda Moda'nın bütün güzelliğiyle uzandığını bilerek... Günün en sevdiğim saatlerinden biri budur. Yazmaya gelince, dünyanın neresinde yaşarsam yaşayayım, evin dışında da yazmak için tercih ettiğim bazı kafe ve çay bahçeleri daima mevcuttur.

OĞLUMLA YEMEĞE ÖNEM VERİRİM
İlk gençliğimden beri, kalabalıkta yalnız oturup yazma alışkanlığımı, aslında kendisi zaten çok yalnız bir eylem olan yazmanın, üstüne üstlük bir de yalnızken yapılmasının bende yarattığı cinnet etkisini azaltmak için içgüdüsel olarak keşfederek, kazandığımı düşünüyorum... Bilmem psikiyatristler bu açıklamama ne der ama beni ve kuşağımın yazarlarını etkileyen, bizden önceki yazar ve şairlerin de kendi kuşaklarında Fransız kültürü etkisiyle pastanelerde buluşma geleneğinden geldiklerini de not düşmek isterim. Akşam yemeklerini onun da programı uygunsa oğlumla yemeğe önem veririm. Artık eskisi kadar sık olmasa da beraber yemek yapmayı severiz. Artık genç bir adam olan oğlumla beraber yaşasak da birlikte yaptığımız şeyler doğal olarak azaldı. Bu arada yeri geldiği için bir anne, bir evlat, bir hala ve kardeş olarak birçok ailevi sorumluluklarım olduğunu özellikle hatırlatmak isterim ama onların günlük hayatta hemen her kadının boynuna asılı yorucu rutinlerini, sıkıntılı, sorunlu durumlarını burada tekrar etmek istemedim ve rahat, sıkıntısız ve güzel bir günümden birkaç ayrıntıyı paylaştım sizlerle... "Yaşadım!" dediğimiz günler de zaten böyle zamanların saatlerine yazılıdır.

BİZE ULAŞIN