Sarıyer Balıkçısı'na gitmezsem rahat edemem

"Çoğunlukla herkes 'Aaa ne güzel bir mesleğiniz var, daha ne istiyorsunuz,' diyor. Nihayetinde okuduğum ve sevdiğim işi yapıyorum. Son beş yıldır fiili olarak başka bir hava solumuyorum. İstanbul Modern'deki günlük rutinim, aynı zamanda hayatımın rutini"

İstanbul Modern'in şef küratörü Levent Çalıkoğlu

Ardı arkası kesilmeyen toplantılar, birbirini takip eden görüşmeler, benzer sorular karşısında kimi zaman sıkılarak verilen röportajlar, günde ortalama 100 maile yazılan cevaplar, İstanbul'un farklı noktalarındaki sanatçı atölyesi ziyaretleri için yolda harcanan zamanlar, sergi açılışlarının son dakikaya kadar süren hazırlıkları, büyük bir ekibin yönetimi, beraber çalıştığım arkadaşlarımın tüm süreçlere dahil edilmesi için gereken iletişimin sağlanması, bitmeyen bir tempoda yetiştirilmesi gereken uzun ve kısa vadeli projeler... Ortalama bir gün benim için böyle bir şey. Hız ile yönetimin, insan ilişkileriyle sanatçı buluşmalarının baş döndürücülüğünde birbirini kesen iç içe geçmiş zamanlar. Çoğunlukla herkes "Aaa ne güzel bir mesleğiniz var, daha ne istiyorsunuz," diyor. Tabii ki, nihayetinde okuduğum ve sevdiğim işi yapıyorum. Bu, Türkiye'de çok kimseye kısmet olmuyor. Ancak her işte olduğu gibi bu işin de kendine has zorlukları var. Üstelik Türkiye için de çok yeni bir iş. Kartvizitinde 'Şef Küratör' yazan Türkiye'deki tek kişi olmak da cabası. Bu olayların hepsi İstanbul Modern'in etrafında dönüyor tabii ki. Son beş yıldır fiili olarak başka bir hava solumuyorum. Buradaki günlük rutinim, aynı zamanda hayatımın rutini. Buradaki trafik, eşim Birin'le, kızım Lâl'le ve birkaç dostumla görüşmemde de belirleyici oluyor.

ENVAİÇEŞİT YUMURTA HAZIRLARIM
Tahmin edeceğiniz üzere erken kalkıyorum. Kahvaltı hazırlamakta üstüme yok. Envaiçeşit yumurta hazırlayabilirim. Hangi durumda olursa olsun, sabahları eşim Birin'le cam kenarında çay içmeye bayılırım. Çay alışkanlığı ezelden beri var. Tüm gün devam eder. Kimi yudum zevkle, kimisi ezbere içilir. Yuvarladığım double espressolar ise zevkine. Ofiste kapım açıktır, biri girer, biri çıkar. Çoğunlukla benden önce güne başlayan Handan'la dışarıya göndereceğimiz her türlü metnin son okumasını ve görsel seçimlerini, hangi tarihte, kaç kişilik bir ekiple sergi kuracağımızın görüşmesini Gözen'le yaparım. Eğitim ekibinden Deniz ve Neslihan ile yeni eğitim projelerinin üstünden geçer, sinema dünyasının dedikodu ve global gündemini Müge'den öğrenirim. Aynı tasarımı bilmem kaçıncı kez onaylatan pazarlama bölümü ile gün boyu köşe kapmaca oynarız. Görseller gider gelir, tireler ve virgüller her seferinde yeni baştan düzeltilir. Didem, birkaç kez çıktıları ile uğrar, Gülcem yeni dijital uygulama ve envai çeşit anket sonucunu paylaşır. Bitmeyen bütçe görüşmelerini ve gelecek projelerin çeşitli detaylarını Güniz'le yaparım. Etkinliklerin çeşitliliği ve görünürlüğü konusunda da Funda ile çalışırım. Yazdığım uzun yazıları, benden yoğun olduğunu bildiğim Esin'e muhakkak okuturum. Her türlü etkinlik için aradığımız sponsorluk sürecini Şebnem'le takip ederim. Ortak takvim ve gündelik tüm ayrıntıları Aslı'dan; kimin, hangi saatte geleceğini ise Deniz'den öğrenirim. Tüm bu koşuşturma içerisinde Okşan'la telefonlaşıp, çeşitli konularda fikrini alırım. Şüphesiz en çok görüştüklerim ise küratöryal ekiptir. 'Hangi sanatçı, hangi sergide, hangi işini gösteriyor'u Çelenk'le konuşur, binbir ayrıntının düğümlerini çözmek için Birnur'la, fotoğraf camiasının güncel heyecanlarını tartışmak için Sena'yla, her yeni projede gözlerindeki heyecanı görmekten mutluluk duyduğum Senem'le kafa kafaya veririm. Ayda bir görüştüğüm Paolo ile de keşfedilmesi gerçekten de aşk ve uzmanlık isteyen sanatçı ve işleri tartışırım. Oya Hanım'la müzeyi daha iyi bir düzeye taşıyabilmek için neler yapabileceğimize dair fikir alışverişi yaparız.

EN BÜYÜK LÜKSÜM ATÖLYE GEZMEK
Gün, işin bitişine değil, zamanın tükenmesine dayanır. Çok sevdiğim sanatçıların atölyelerine gitmeye bayılırım. Hâlâ atölyenin maneviyatla donatılmış bir sığınak olduğuna inanırım. Gördüklerimin hayatımı ne kadar güzelleştirdiğini anlatamam. Belki de en büyük lüksüm hâlâ bu. Konsere veya dans gösterisine gitmek, insanların hâlâ sanatla yeni imgeler kurmalarının ne özel olduğunu görmek, çoğunlukla gözlerimi yaşartır. Gece ciddi maillere cevap yazmakla, aralarda tek tük yapabildiğim katalog yazılarını tamamlamakla geçer. Hafta sonları ise deniz kıyısı vazgeçilmezimiz. Enerji bir yerden çıkacak! Lodos kazazedesi olmama rağmen deniz çocuğuyum. Çok yorgun değilsem hafta sonları kahvaltıyı muhakkak dışarıda yaparız. Bilinen yerlerde değil, gözden ırak salaş ve lezzetli yerleri tercih ederiz. Artık içli dışlı olduğumuz Sarıyer Balıkçısı'ndan mevsime göre balık ve karides almazsam rahat edemem.

BİZE ULAŞIN