Sinemanın yeni gözdesi onlar

Çok değil, 15 yıl öncesine kadar yaşlı insanların hikayesine sinemada rastlamak kolay değildi. Ama artık başrole terfi ettiler. Yaşlıların yaşadıkları da artık sinemanın gündeminde. Hatta bu filmler hem seyircinin hem de festivallerin gözdesi olabiliyor

Sinema yaşlıları sever mi? Şüpheliyim... Hollywood'da çalışmak için 40 yaş sınırı bulunduğu düşünülürse, ayrıca genel olarak sinemacıların yaşlıların hikayelerini cezbedici bulmamaları nedeniyle soru işaretleri var kafamda. Yaşlıların filmlerde yan hikayelerin karakteri olmaları genel eğilim. Ama gök kubbe altında her şey aynı kalmıyor, değişiyor. Tıpkı sinemacıların da yaşlılara bakışının değişmesi gibi. Bunda sinemacıların hayattan yaş almalarının etkisi var mı bilinmez. Ama gerçek şu ki: Son yıllarda yaşlı insanların hayat kesitlerini anlatan filmler iyiden iyiye görünür oldu. Zeki Ökten'in Güle Güle filmini hatırlayacaksınız. Bir gurup yaşlı arkadaşın duygusal ve komik öyküsü seyircileri akın akın sinemalara taşımıştı. Yaşlıların da renkli bir hayatı olduğuna vurgu yapan film, festivallerde övgüye boğulmuştu. Mahsun Kırmızıgül'ün yönettiği Beyaz Melek ise Doğu ve Batı ekseninde yaşlıların nasıl algılandığına bakıyor ve yine seyirciyi can evinden vuruyordu. Huzurevlerini sorgulayan, yaşlıların da gözden çıkarılmış insanlar olmadığının altını çizen film Türkiye'de yasa değiştirecek kadar etkili olmuştu. Pelin Esmer, yaşlı bir koleksiyonerin hayatına odaklandığı 11'e 10 Kala ile ve Yeşim Ustaoğlu Pandora'nın Kutusu ile yaşlı insanlar ve onların yakınlarıyla olan ilişkileri üzerinden insan unsurunu öne çıkarıyordu. Handan İpekçi ise Çınar Ağacı filminde modern zamanlarda aslında bir aileyi toparlayanın yaşlı hoşgörüsü ve hayat deneyimi olduğuna vurgu yapıyordu.

YAŞLILIKLA BARIŞIK OLMAK
Yabancı filmlere gelince Haneke'nin Cannes'dan Altın Palmiye ödüllü Aşk, zaten yaşlanmayı sofistike bir şekilde ele alan ve epey de ilgi gören bir yapım olarak herkesin dilinde. Ama hafızamızı biraz zorlarsak konuyla ilgili ilk akla gelen filmlerden biri İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz Sade Bir Hayat/A Simple Life. Ann Hui'nin yönettiği film, yapımcı Roger Lee'nin gerçek bir hikayesinden yola çıkıyordu. Bir hizmetçinin huzurevi macerasını konu ediyordu. Oldukça dramatik bir film olarak hafızalarda yer etmemesi pek de mümkün değildi. Yine festivalde izlediğimiz Yaşlı Kediler / Old Cats filminde (Pedro Peirano ve Sebastian Silva yönetiyordu) 70 yaşındaki bir kadının günden güne zayıflayan belleğini diri tutma çabası anlatılıyordu. Bu iki filme göre daha duygusal bir perspektiften yaşlılara yaklaşan iki film daha geliyor aklıma. İlki All Together. Stephane Robelin'in yönettiği, Pierre Richard, Jane Fonda, Geraldine Chaplin, Guy Bedos gibi oyuncuların rol aldığı film huzurevine gitmektense birlikte yaşamayı seçen beş arkadaşın hikayesi üzerine kurulu. Tabii bu yaşlıların yanına 'yaşlı nüfus' üzerine tez yazan bir öğrencinin katılmasıyla gelsin çatışma. İkinci film ise Marigold Oteli'nde Hayatımın Tatili/The Best Exotic Marigold Hotel. John Madden'in yönettiği filmde Judi Dench, Bill Nighy ve Maggie Smith gibi oyuncular var. Bu film bir grup emekli İngilizin Hindistan tatilini konu ediniyor. İki film de hayatlarını iyi yaşamış insanların yaşlılık meselesine bakışlarını ve bununla barışık olma hallerini anlatması açısından önem kazanıyor.

BİZE ULAŞIN