Umudu kaybetmeyenler kulübü

Umudu kaybetmeyenler kulübü

Ressam, milli sporcu, karikatürist, hattat, şair, siyasetçi, kum sanatı ustası... Yetiştirme yurdunda yetişen ve ayakta kalabilmek için farklı alanlarda kendilerini geliştiren birçok isim var. Yaşadıkları travmalara rağmen hayata tutunmak için farklı alanlarda başarılı olan isimlerle görüştük

Onlar yetiştirme yurdunda yetişen ve başarıya ulaşanlar. Her birinin hikayesi apayrı. Yetiştirme yurduna verilenler arasında anne ve babasını kaybeden de var, maddi açıdan zorluklar nedeniyle yetiştirme yurduna verilen de. Ama yılmamış hiçbiri. Birçok travma yaşamalarına rağmen hayata karşı tutunmuşlar. Kimi ayakta durmak için sanata vermiş kendini, kimi spor alanında başarıya ulaşmış, kimi de yıllarca yetiştirme yurdunda yetiştiğini gizlemiş toplumun bakış açısının kötü olması gerekçesiyle...
Artık başarıya ulaşan ressam, milli sporcu, şair, siyasetçi, karikatürist, kum sanatı sanatçısı olan bu isimler yaşam hikayelerini anlattı bize. Hepsinin ortak bir mesajı var: "Hayata karşı umudu kaybetmemek gerek..."

REMZİ TAŞKIRAN
Resim yaparak tutundum
Yoksul bir ailede dünyaya gelen ressam Remzi Taşkıran (55), Adıyaman'daki toprak damlı evleri yıkılınca ortada kalmış çocuk yaşında. Ve yetiştirme yurduna gitmek durumunda kalmış.


Zaten "Yetiştirme yurdu benim için bir kurtuluş oldu" diyor. Taşkıran, ailesinin yükünü de hep üzerinde hissetmiş; hamallıktan çay ocaklarına kadar birçok alanda çalışmış. Yetiştirme yurdundaki arkadaşlarını ise ailesinin ferdi olarak görmüş hep: "Aynı evin çocuklarıydık. Birbirimizi sahiplendik. Kardeşlerimle hâlâ görüşüyorum!" diyor.
Resim yapmaya ise yetiştirme yurdunda başladığını söylüyor. Remzi Bey, bunu bir tedavi yöntemi olarak gördüğünü belirtiyor: "Resim, müzik, edebiyat, tiyatro ile iç dünyamdaki buhranı rahatlatmaya çalışıyordum. Resim bir anlamda büyük bir psikolojik destek sağladı bana" diye anlatıyor o dönemi.
Yurttan ayrılma zamanı geldiğinde ise İstanbul'da farklı işlerde çalışmış; yeri gelmiş hamallık yapmış, yeri gelmiş inşaatlar da çalışmış. Resim yeteneğini de geliştirmiş bu süreçte.
"Resimle hayata tutundum" diyen Taşkıran'ın şu an 6 bin resmi var. 11 de sergi açmış. Ünü yurtdışına da taşan ressam beş yıl öncesine kadar yetiştirme yurdunda yetiştiğini söylememiş çoğu kişiye. Başarıya ulaşan bir yetiştirme yurdu ferdi olarak örnek olmak adına artık bunu dile getiriyor.
En son Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Yurt Ay Derneği katkılarıyla Ankara'da Hayata Tutunanlar adıyla sergi açtı.

DEMİRHAN KADIOĞLU
Hayatımı çocuklara adadım


Gazeteci, karikatürist aynı zamanda çocuk kitapları yazarı olan Demirhan Kadıoğlu (51), Bahçelievler Çocuk Yuvası'na bir yaşında bırakılmış. Büyüdükçe annesinin ziyaretlerini özlemle beklemiş. "Geri geleceğim, seni alacağım" demiş ona annesi. Sonra Tokat Yetiştirme Yurdu'na gönderilmiş. Ailesine duyduğu özlem duygusunu yurt arkadaşlarıyla gidermiş. Kendisini çizmeye verip hep portre çizmiş: "Çizerek içimi, duygularımı döktüm! Dayanak noktam üretici olmam oldu. Can Kardeş Çocuk Dergisi'ne karikatürler gönderdim" diyor. 18 yaşına geldiğinde yurttan ayrılmak bir ölüm gibi gelmiş ona. Toplamış valizini İstanbul'un yolunu tutmuş. Cağaloğlu'nda derginin binasına gitmiş, çalışmaya başlamış. Zincirleme olarak annesini ve babasını bulmuş İstanbul'da. Babasından randevu alarak gittiği evinde babasının ressam olduğunu öğrenince çizerliğinin nereden geldiğini de anlamış: "Babamla çizerlik ve ressamlık üzerine konuştuk. İhtiyar bir adamla bir genç delikanlının sohbeti gibiydi.
O 33 yıllık meslek yaşantısında birçok çizgi karakter var etmiş, hem çizerliğe hem de çocuklara adamış ömrünü. Birçok çocuk kitabı olan, Can Kardeş Çocuk Dergisi'nin de yayın koordinatörlüğünü yapan Kadıoğlu, Esenler Kültür Merkezi'nde çocuklara karikatür dersleri de veriyor.

SİBEL ÖZKAN KONAK
Mücadele edersen hayat bir şans veriyor
Milli halterci Sibel Özkan Konak (28), Konya Yetiştirme Yurdu'na kardeşleriyle birlikte verilmiş.


11 yaşına geldiğinde ise annesi vefat etmiş. Yurttaki görevliler üç ay boyunca söylememişler annesini kaybettiğini. Psikolojisi düzelsin diye spora yönlendirmişler. Üç yıl boyunca dövüş sporu yaptıktan sonra haltere yönelmiş. Kısa sürede yıldız milli takımda başarılara imza atmış Konak: "'Annem oku, çok başarılı ve faydalı bir insan olacaksın' derdi bana. Tek başıma ayakta kalabilirim düşüncesiyle spor yaptım" diyor. Halterde milli formayla kazandığı başarılarının ardı arkası kesilmemiş. Türkiye birincilikleri, Avrupa Şampiyonası'ndan madalyaları var.
50'den fazla madalyası var, Sibel Özkan Konak'ın.
Dünya halter şampiyonasında Türkiye'ye madalya getiren ilk kadın halterci. Olimpiyatlarda madalya kazandığında madalyasını annesine armağan etmiş. Hayatı mücadeleyle geçmiş.
Evlenip anne olunca haltere bir süre ara vermiş. 2014'te ise dünya şampiyonası için hazırlanması istenince sekiz aylık çocuğuyla kampa girmiş: "Antrenman aralarını dinlenerek değil, çocuğumu emzirerek geçiriyordum. Annesizliği yaşadığım için çocuğumun annesizliği yaşamasını istemedim" diyor.
Şimdi Konya'da beden eğitimi öğretmenliği yapıyor. Yeniden haltere dönmek ise arzusu. "Hayat bize her zaman gülümsüyor. Her gecenin bir sabahı oluyor. Mücadele edersen hayat bir şans veriyor" diyerek başarının sırrını anlatıyor.

HÜSEYİN DERTLİ
Yetiştirme yurdunda yetiştiğimi sakladım
Hattat Hüseyin Dertli'nin (44), ailesi İstanbul'a Samsun'dan göç etmiş yıllar önce. Yokluk içinde geçen günler yaşamışlar. Sonunda aile çocukların sağlığını düşünüp beş, dört ve üç yaşındaki çocuklarını Bakırköy Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu'na vermek durumunda kalmış. Hüseyin Dertli üç yaşındayken yetiştirme yurduna bırakıldığı günü hiç unutamıyor: "Annem arkasına bakmadan gitti, biz ise ağladık. Babam yokluktan tüberküloz olduğundan bizi de karantinaya aldılar. Bir süre sonra hepimiz ayrı ayrı yetiştirme yurtlarına gönderildik!" Beykoz Bozhane Yetiştirme Yurdu'na gönderilmiş Dertli. Güzel yazı merakı da yetiştirme yurdunda baş göstermiş. Yazarak içindeki öfkeyi dökmüş kâğıda.


1980 darbesinin olduğu yıllarda yurtta yaşananlar onu çok etkilemiş: "Hademesinden görevlisine kadar epey çocuk şiddet gördü, hırpalandı. Travmalar yaşadık. O yurttan çıkanlarda hep bir kırıklık vardır!"
Sonra Fatih Yetiştirme Yurdu'na gönderilmiş, yurt kapatılınca 18 yaşında sokakta kalmış arkadaşlarıyla. Çalışmış inşaatlarda, hayata tutunmak için. Yazısı güzel diye bez afişlere yazılar yazarak geçinmiş bir süre.
Kendi başına İngilizce öğrenip turizm işine de girmiş. 20 yıl boyunca da yetiştirme yurdundan yetiştiğini saklamış, "Yetiştirme yurdunda yetişenleri zavallı gören, öteleyen toplumun bakış açısı rahatsız etti beni. Sakladım uzun süre. İstanbul'da Yurt Ay Der'e davet edilince Ressam Remzi abimizle tanıştım. Yeteneğimi görünce 'Sen de sanatçı kimliği var!' dedi. Şimdi hat yaparak ayakta duruyorum." Hat sanatında daha da başarılı olmak hayali. Dertli "Olanaklarım daha güzelleştiğinde yurt kardeşlerim için elimden geleni yapacağım" diyor.

AYNUR ÇAĞRAN
Hayalinizin peşinden koşun
Milli sualtı sporcusu Aynur Çağran (26), altı yaşında ekonomik zorluklar yüzünden annesi tarafından Hatay'da Selin Yol Çocuk Yuvası'na bırakılmak durumunda kalmış. Çocukluk hayali hep okumakmış. Yetiştirme yurdunda da onu teşvik etmiş görevliler. Parmakla gösterilen çocuklar arasındaymış. Annesine olan özlemi ise üç-dört ayda yapılan ziyaretlerle giderebilmiş ancak. Çağran küçük yaşında annesine bakma sorumluluğu hissetmiş. Devletin verdiği harçlığı "En değerlim" dediği annesine verebilmek için biriktirmiş. Kısa süre sonra ise yetiştirme yurdunun yanındaki huzurevine yerleşmiş annesi. O günler için Çağran anne-kız ilişkileri için "Birbirimizi büyüttük" diyor.


Ortaokul lise derken sportif yeteneğini hocaları fark edince spor hayatının odak noktası olmuş. Yüzmeye başlamış. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'ni kazanıp şehre okumaya gittiğinde ise sualtı sporuna yönelmiş. Türkiye Şampiyonası'nda 153 metre gibi başarılı bir derece yapmış. Avrupa Şampiyonası'na katılıp milli formayı giydiği günü hiç unutamıyor. Bu süreçte yetiştirme yurdunda ayrılma durumu yaşayan Çağran hislerini "Akvaryumdan alınıp okyanusa bırakılan küçük bir balık gibi oluyorsun. Köpek balığının ağzının içinde misin, bir balinanın midesinde misin, nerede olduğunu çok fazla algılayamıyorsun" diye ifade ediyor. Hayata tutunma adına yurt dışına çalışmak için gitmiş. Türkiye'ye döndüğünde ise bazı film ve dizilerde sualtı figüranlığı yapmış, hayatını idame edebilmek için. Şu an işsiz. Sponsor bulursa milli sualtı sporcusu olarak dünya rekorları kırmak istiyor. Eğitimini sürdürüp akademisyen olmak amacı! Bunun için destek bekliyor. Çocuklara ise bir çağrısı var: "Eğer bir hayaliniz varsa, o hayalinizin peşinden koşun. Devletin sonsuz desteği var. Ter dökmezsen istediğin sularda yüzemezsin!"

HALİL BAYRAM
Başarı hayatının odağı oldu


Halil Bayram (63) Adıyaman Kahtalı bir şair. Aynı zamanda bürokrat, gazeteci, inşaatçı ve siyasetçi... Adıyaman Yetiştirme Yurdu'nda yetişmiş. Babasını küçük yaşında kaybetmiş. Annesi de vefat edince Kahta'daki okulun müdürü Adıyaman merkezdeki yetiştirme yurduna götürmüş onu. İlk önce kabullenememiş bu durumu. Sonra hayatın gerçeği olarak kabullenip kendi kendine yetmeyi öğrenmiş: "Yetiştirme yurdunda kan bağından daha güçlü bir bağ oluşuyor. Birbirini koruma, sahiplenme oluyor. Hep etrafımdaki kişiler 'Sen başarılı olursun' derdi. Madem böyle algılanıyorum, diye düşünüp hayat boyunca başarılı olmak istiyorsunuz. Bunu elde etmek için daha dikkatli ve aktif çalışıyorsunuz" diyor. Halil Bey de bunu başarmış. Küçük yaşlarında araştırmalar yapmış, kitaplar okumuş, şairliğini konuşturmuş. Adıyaman Belediyesi'nde şehir planlama müdürü olarak uzun yıllar görev alan Bayram, belediye başkanlığı yardımcılığı da yapmış. Siyasetçi, şair, edebiyatçı, gazeteci ve şehir planlamacısı, inşaatçı olarak Adıyaman'da bilinen Halil Bayram'ın hayata tutunmasında ana düşüncesi hep başarının insanın içinde olduğu düşüncesi...

VEYSEL ÇELİKDEMİR
Resmi yaşıyorum
Kum sanatı sanatçısı Veysel Çelikdemir (34), dört yaşındayken babası vefat edince annesi tarafından maddi zorluklardan dolayı zorunlu olarak Yozgat Çocuk Yuvası'na bırakılmış. Resme olan merakı yuvada başlamış. Duvarlara asılmak üzere resimler yaparmış. Lise zamanı geldiğinde Kırşehir Güzel Sanatlar Lisesi'ne kendi isteğiyle gitmiş. Tüm hayatı neredeyse resim yaparak geçmiş.


Çelikdemir: "Bir hocamın etkisiyle karikatüre yöneldim. İleride hayatımı kurtaracak bir adımdı. Ama üniversite okumak resim öğretmeni olmaktı hayalim" diyor.
Üniversite sınavına girip Gazi Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliğini kazanmış: "Yeni bir hayat beni bekliyordu. Ankara'ya gitmeliydim. Artık yurttan da çıkmıştım. Kalacak yer bulmam gerekiyordu. Okuyabilmem için paraya ihtiyacım vardı. Yurttan tanıdığım arkadaşlarımın yanında kaldım. Karikatür çizimleri de bu süreçte hayatıma yön verdi. Kitap çizimlerine başladım. Böylece kendi kazancımı sağlayabildim" diyor.
Kum sanatı ile ise bir tesadüf sonrası tanışmış: "Türkiye'de kum sanatı yapan kimsenin olmadığını biliyordum. Aylarca kaynak araştırdım. Kendim yapmaya karar verdim. Gösteriler yaptım." Onun Türkiye çapında tanınma serüveni ise bir yarışma programına (Yetenek Sizsiniz) katılmasıyla başlıyor.
Birinci olduktan sonra Türkiye'nin dört bir yanına gitmiş. Artık o birçok ülkede kum sanatı alanında Türkiye'ye temsil ediyor: "Dünyaya baktığım zaman resim görüyorum, resim düşünüyorum, resmi yaşıyorum" diyor.
BİZE ULAŞIN