Taşın gizemine akıl sır ermiyor

Kosta Rika’daki kimisi devasa boyutlarda olan hassas şekilde yapılmış en az bin yıllık taş küreler tam bir gizem yumağı. Taşlarla ilgili Atlantisliler tarafından kullanıldıkları, bölgede yaşayan devlerin eseri oldukları, astronomik amaçlı inşa edildikleri gibi farklı açıklamalar mevcut

Taşın gizemine akıl sır ermiyor
Bir şirket, 1930'larda Kosta Rika'nın güneyinde, Diquis Deltası'nda ve Isla del Cano'da muz ekmek için satın aldığı yoğun tropikal ormanı yok edip tarım arazisi açmaya çalışırken ilginç bir keşfe imza attı.
Ağaçların arasında yüzlerce, bir kısmı iki metre yükseklikte devasa taş küreler buldular. Başta bunların doğal olarak bu şekle sahip oldukları düşünülebilirdi ama bu kadar çok taşın bu kadar hassas bir şekilde küre şekline sahip olması doğal nedenlerle açıklanamazdı. Tabii şirket bunları önemsemedi ve taşları araziden çıkarıp fırlattı, bir kısmı zenginlerin bahçelerini süslemeleri için satıldı.



İÇİNDE ALTIN VAR DİYE DİNAMİTLEDİLER
Bölge efsanelerinde 'las bolas (toplar)' ismi ile anılan bu taşların içinde altın olduğuna inanıldığı için bir kısmı dinamitle patlatıldı. İçlerinden altın çıkmadı ve taşlara ilgi kısa süre içinde bitti. Sadece birkaç araştırmacının incelemesine terk edildi. Bu süreçte çoğu, yerinden edildi, tarım alanı için yakılan ateşlerin ya da define avcılarının elinde yok edildi.
1970'lerde taşlara ilgi canlandı ve arkeologlar inceleme yapmaya başladılar. Bölgede birkaç santimetreden iki metreye kadar çeşitli büyükte, oyularak yapılmış 300'den fazla küre olduğu keşfedildi. Taşlar şaşırtıcı derecede hassas küre şekline sahipti, önemli bir kısmı gabbro isimli sert kayaların dövülmesi sonucu elde edilmişti.
Bu kayalar birkaç kilometre uzaktaki tepelerden getirilmişti. Kürelere bu şekil, taş çekiçlerle vurularak verilmişti. En büyük taşların ağırlığı 16 tonu buluyordu.
Peki, bu küreleri kim yapmıştı? Taş küreler üzerine yapılan çalışmalar bunların M.S 600 ila 1000 yılları arasında yapıldığına işaret ediyordu. M.Ö 200 yılına kadar geri gidebileceklerini söyleyenler de vardır. Yani bu küreler, 1000-1500 yıllıktı ve Batılılar gelmeden önce bölgede yaşayan halk tarafından yapılmıştı.
Bu halk muhtemelen bugün Disquis ismi ile bilinen kültürdü ve İspanyolların gelişi ile tarih sahnesinden iz bırakmadan kaybolmuşlardı. Geriye yazılı belge de bırakmamışlardı.

KÜRELER ÇOK DÜZGÜN
Peki, bu antik topluluk neden böyle devasa bir projeye başlamıştı. 16 tonluk devasa taşlara neden küre şekli vermiş, neden asırlarca bu gelenek devam etmişti? Sadece taş aletlerle bu kayalara nasıl bu kadar iyi küre şekli vermeyi başarmışlardı? Ne yazık ki bu sorulara kimse henüz net bir cevap veremedi, zira elimizde ne yazılı ne de efsanelerle gelen sözlü bir açıklama var.
Küreleri açıklamaya çalışan çok sayıda teori mevcut. Örneğin bunların Atlantis mimarisinin bir parçası olduğunu, oradan buraya getirildiğini iddia edenler var. Bunların Atlantisliler tarafından haberleşmede kullanılan anten görevi gördüğünü iddia edenler de var. Ivar Zapp, George Erikson, Colin Wilson ve Rand Flem-Ath gibi çok sayıda yazar, Atlantis teorisini savunmuştur. Tabii bu teoriyi ciddiye almak için hiçbir gerekçe yok ve daha önceki bir yazımızda ele aldığımız gibi Atlantis büyük ihtimalle sadece bir efsanedir.
Yine bu taşların iki metreyi bulan devasa boylarından dolayı, bunların aslında bölgede yaşayan devlerin oyuncakları olduğunu düşünenler de oldu. Bu teori de elbette ciddiye alınamaz; zira bölgede devler yaşadıysa onların toplar dışında başka devasa yapılar da bırakmaları gerekirdi. Böyle bir şey olmadığı gibi, devlerden kalma herhangi bir iskelet ya da başka bir iz de yok. Dolayısıyla bu taş küreleri devlerle açıklamaya kalkmak hiç de makul bir yaklaşım değildir.

YERLERİNDEN ETTİLER
Taşların astronomik amaçlarla yapılıp toprağa dizildiğini düşünenler de vardır. Bu teori, arkeolog Samuel K. Lothrop tarafından savunulmuştur. Bu teori, özellikle dört kürenin manyetik kuzeyi gösterecek şekilde dizildiği gözlemine dayanmaktadır. Bu gözlemden hareketle küreleri yapanların astronomik dizilimler hakkında bilgisi olabileceği, bunları astronomik işaretçiler olarak yapmış olabilecekleri teorisi doğmuştur.
Nitekim bulundukları zaman, bu kürelerin belli çizgiler ya da belli geometrik şekiller oluşturacak şekilde dizildikleri hep rapor edilmiştir. Ancak bu teoriyi bugün doğrulamanın hiçbir yolu yok. Taşların birkaç tanesi hariç hepsi orijinal yerlerinden kaldırılmışlar. Bugün çoğu, okullarda, devlet binalarında, zenginlerin evlerinde süs olarak kullanılmakta. Dolayısıyla taşların özel bir şekilde dizilip dizilmediğini bilmenin bugün hiçbir yolu yok.
Öyle görünüyor ki, 2000 kişiyi geçmeyen, tekerlekleri ve binek hayvanları olmayan, metal aletlerden yoksun, tarımcılık ve avcılıkla yaşamını sürdüren bir 'ilkel' toplumun, bu muhteşem taş küreleri nasıl ve hangi gerekçelerle yaptığını daha uzunca süre bilemeyeceğiz. Kim bilir belki de bu küreler hep bir gizem olarak kalacaklar.

BİLİM TARİHİNDEN NOTLAR
Sentetik kumaş boyanın yanlışlıkla keşfi



William Henry Perkin (1838- 1907), henüz 18 yaşındayken, üniversitenin paskalya tatilinde evinde kurduğu küçük laboratuvarda malarya tedavisinde kullanılan kinini elde etmek için deneyler yapıyordu. Bu problemi hocası August W. Hofmann'dan duymuştu. Perkin deney üzerinde çalışırken, karıştırdığı kimyasalların yoğun bir mor renk verdiğini fark etti. Resim ve fotoğrafçılıkla da uğraşan Perkin, bu kimyasalın kumaş boyamada kullanılabileceği fikrine kapıldı. Kardeşi ve bir arkadaşı ile yaptığı deneyler de bu düşüncesini doğruladı. Böylece Perkin, yanlışlıkla ilk sentetik kumaş boyası olan 'movein'i buldu.
18 yaşında yaptığı bu buluşla kısa süre içinde zengin oldu. Perkin 36 yaşında, büyük başarı kazanan şirketini satıp, parası ile moleküllerin yapısı üzerinde araştırmalar yapmaya başladı. Böylece kendisini tamamen bilime adadı. Movein'in keşfi kimya endüstrisi için o kadar önemliydi ki, 1906 yılından bu yana Kimya Endüstrisi Topluluğu bu buluş anısına, Perkin Madalyası isimli bir ödül vermeye başladı. Bu buluş sayesinde insanlar kimyanın endüstri için önemini kavradı.

SÖZLER
Amaç, hiç kimsenin görmediği bir şeyi görmek değil. Herkesin gördüğü bir şey hakkında, kimsenin henüz düşünmediği bir şeyi düşünebilmektir. (Erwin Schrödinger)

BİLİMSEL BİLMECELER
Bir dağ keçisi 60 m'lik bir tepeye tırmanmaktadır. Her dakika keçi, 3m yukarı tırmanmakta ve dinlenirken 2m geri kaymaktadır. Keçinin tepeye tırmanması kaç dakika alacaktır?
Ali, Veli ve Cemali tenis oynamaktadır. Her biri, kendi forması ve raketini kullanmak yerine, bir arkadaşınınkini kullanmaktadır. Cemali'nin formasını kullanan bisikletçi, Veli'nin raketiyle oynamaktadır. O zaman, Ali'nin raketini kim kullanmaktadır?
Not: Çözümü haftaya Pazar SABAH'ta



GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ:
Ne kadar kadın üye olduğu önemsizdir, kadınların yarısı altı kitap kabul ettiğine göre, ortalama üç kitap almışlardır. Erkeklerin de üç bölü dördü dört kitap kabul ettiğine göre ortalama üç kitap almışlardır. Yani erkekler de kadınlar da kişi başı üç kitap aldığına göre, 1400 üye, cinsiyetlerinden bağımsız olarak ortalama üç kitap almıştır. Yani bu kütüphane, toplam 4200 kitap dağıtmıştır.
Yedi adet. Altı adet farklı renkte toka olduğuna göre, ilk altı çekişte en kötü ihtimal gerçekleşip hep farklı renkte toka çeksek bile, yedinci çekişte mutlaka aynı renkte bir toka çekeceğiz.

ŞAŞIRTAN GERÇEKLER



Dünyadaki en büyük canlı Oregon'da 1992 yılında keşfedilen bir bal mantarıdır. Bu mantar, 2200 dönümlük bir araziye yayılmış bir şekilde yaşamaktadır.
En yüksek sıcaklık 13 Eylül 1922 yılında Libya El Azizia'da ölçüldü. O gün sıcaklık 57.8 derece Celsius'tu.
Deniz suyu, içerisinde 20 milyon ton altın barındırır. Ancak bu altını sudan ayrıştırmak şimdilik mümkün değil, çünkü altının dağılımı çok seyrek. Bir litre suda, gramın 13 milyarda biri kadar altın vardır. Eğer denizlerdeki altını ayrıştırıp tamamen alabilseydik ve bunu tüm insanlara dağıtsaydık, kişi başına dört kilo altın düşerdi.
Ahtapotlar saniyenin 10'da 3'ünde bütün vücudunun rengini değiştirip kendini gizleyebilir ve çevrelerindeki renklere uyum sağlamak yerine, bitki ya da taş gibi su altındaki nesnelere benzeyerek ortadan kaybolmayı tercih ederler.



DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR



Anne kuşlar, yuvasındaki yavrulara insan eli değerse onları terk etmezler.
Kutuplarda çok fazla kar yağdığını düşünürüz. Bu, doğru değildir. Kutuplardaki düşük nemden dolayı (özellikle Antarktika'da) kar yağışı çok azdır. Burada yüksek miktarda kar ve buz olmasının nedeni, bunların yıl boyunca erimemesidir.

GÜNCEL HABER
YETERİNCE ÇOK YERSENİZ MİDENİZ PATLAMAZ



Aniden çok yemek yediğinizdeki o hissi hatırlamaya çalışın. Karnınıza dokunulmasını dahi istemezsiniz ve patlayacakmış hissine kapılırsınız. Peki, çok yemek yemekle karnı patlatmak mümkün mü? İnsanın aklına ilk benzetme olarak içine hava girdikçe şişen balon gelebilir. Fakat ikisinin çalışma mekanizması çok farklıdır. Balonun hacmi, içindeki hava miktarı arttıkça artarken, midede olan olay, katlanmış şekilde duran odacıkların çözülüp açılması şeklindedir. Ayrıca, balonun şişmesine içine giren hava neden olurken, midenizin genişlemesine sebep olan şey sinir sistemidir.
Midemizin boş hali de oldukça küçüktür, öyle ki içine bir kutu kolayı (330ml) dahi sığdıramazsınız. Ama ne zaman yemek yemeyi düşünmeye veya yemeği göremeye başlarsınız işte o zaman sinir sistemi midenizi uyarır, midedeki söz konusu odacıklar açılmaya başlar ve midenizin hacmi büyür. Başlangıçta ortalama 295 ml civarında olan midenizin hacmi, yenen yemekle 475 ml ile 1480 ml arasına geldiğinde genelde doyma hissi gelir. Karın patlamasına gelirsek, tarihte bu yönde kayda geçmiş sadece altı vaka vardır. Bu ise "patlar" diyebilmemiz için çok çok düşüktür. (Kaynak: Popular Science, 27- Kasım 2017)
BİZE ULAŞIN