Jön olmanın faydasını görmedim

Oyucu Serhat Teoman ile Buğra Gülsoy’un birlikte yazdıkları, oynadıkları, yönettikleri ve yapımcılığını üstlendikleri filmleri Mahalle vizyona girdi. Fakat onlar kendi popülerliklerine rağmen popüler salonlarda filmlerine yer bulamadı. Serhat Teoman, “Biz seyircimize inanıyoruz, onlar filmimizin olduğu salonlara giderek, orada izleyecekler” diyor

Jön olmanın faydasını görmedim
Beş yıl önce yaptığımız röportajda, "Tiyatrom olsun istiyordum, tiyatrom var. Sektörde kendime bir yer edinmek istiyordum, ufak ufak yer edinmeye başladım. Çok içime sinen bir sinema filmi istiyordum, bir tek o olmadı!" demişti Serhat Teoman.
Beş yıl sonra "Bir tek o olmadı" dediği sinema filmi Mahalle'yi konuşmak için buluştuk. Beş yıl uzun zaman... Bu sırada ara ara temasımız sürdü Teoman'la... Tüm bu yıllar boyunca, dizilerdeki başarısı, arkadaşları Buğra Gülsoy, Emre Erkan ile kurduğu oluşum GET Yapım'ın işleri derken hep yukarı doğru bir ivmesi oldu Serhat Teoman'ın. Üstelik bunu agresif bir hırsla da yapmıyor. Emin emin ilerliyor. Arkadaşlıklar biriktiyor. Mahalle isimli film de tam böyle bir arkadaşlık enerjisiyle ortaya çıkmış bir iş. Ama sektör onlar kadar naif değil elbette. Sinema piyasasının çarklarının dişlileri keskin. Ne kadar ünlü olursan ol, seyirci seni ne kadar severse sevsin, eğer yapımcı koltuğuna oturduysan işin rengi değişiyor. Mücadele başlıyor. Serhat Teoman filmini ve onu izleyiciyle buluşturmak için yaşadıklarını anlattı:

- Ünlü, çok sevilen oyuncularsınız, Buğra da, sen de dizilerin aranan jönlerindensiniz. İş bir sinema filminin yapımcısı olmaya gelince jönlük işe yaradı mı?
- Asla! Tek başına film yapmak ve onu seyirciye ulaştırmak çok zor. Çok! Filmi çekmek ayrı zor, kurgusunu yapıp finalini yapmak ayrı dert. Ama bunların ötesinde filmi bitirip eline aldıktan sonra seyirciye ulaştırmak kabus. Çünkü büyük şirketler var, onların filmlerini alıp, dağıtan dağıtımcılar var ve o dağıtımcılardan film alan sinema salonları, gruplar var. Orada bir çark var ve birbirlerini tanıyorlar. Sen dışardan gelip, "Ben de bu filmi yaptım" dediğinde işin çok zor. Onun için x film bin 300 kopya girerken, bizim film 100 kopyayı bulamıyor.

- Aaa üzücü olmalı. Çünkü çok iyi bir film. Çok emek harcanmış...
- Üzücü tabii. Bu noktada pes etmek ya da ikinci filmde daha çok savaşmak ve yer edinmek var. Biz ikinci seçeneği tercih ettik. Bu filmde az kopya ile girebiliyoruz ama seyirci gerçekten bu filmi görmek istiyorsa, belki çok yakınındaki salonda izleyemeyecek. Her şehre gitmeye de çalışıyoruz ama çok güçlü bir şekilde giremiyoruz. Bizim gibi biraz çaba sarf etmesi gerekecek izleyicilerin.



- Bu filmi çekerken para kazanmak en son düşündüğünüz şey anladığım kadarıyla...
- Tabii... Zaten bu film bizim keyfimiz. Kimi para kazanır, en büyük hayali bir ev almaktır, kimi de en büyük başka bir hayalini gerçeğe dönüştürür. Bizim hayalimiz bu filmi yapmaktı.

- Gişe kaygısı yok mu yani?
- Gişe dediğin şey insanların seni izlemesi. Bu filmi insanlar izlesin, bir şey anlatalım diye yaptım. Elbette kaygım var. Tabii ki izlensin istiyoruz ama milyon izlenmeyeceğini biliyoruz. Türkiye'de milyon izlenen filmleri biliyoruz. Komedi anlayışının ne noktada olduğunu da biliyoruz. Bunları da yanlış ve asla sevmediğimiz şeyler olarak nitelemiyorum. Daha çok tip komiği işler var komedide. Bizim filmimizde durum komedisi var. Bizim için komedi, tip komiğinden ibaret değil. Üç ciddi insanın düştüğü durum çok komik olabilir ve buna dışardan baktığında çok eğlenebilirsin.

- Tip komedisindeki tipler gerçeklikten çok uzak ama... Zekamızla mı dalga geçiliyor acaba?
- Tek taraflı değil durum. Yapımcı yapıyor, seyirci de seviyor. Burada problem yok. Şahan'ı 7 milyon kişi değil, 100 bin kişi izlesin, diğer filmler 7 milyon izlensin denemez. Şahan da 7 milyon izlensin, diğerleri de milyon sınırına gelebilsin. Tüm iyi filmler izlendiğinde başarı, gerçek başarı oluyor. Komedi filmleri popüler olunca dere oraya akıyor, dramlar rafa... Dram popüler oluyor, komediler rafa... Çeşitlilik şansı tanınmıyor. Geçmişte Ağır Roman'lar, Eşkıya'lar, Mustafa Hakkında Herşey'ler izledik biz. Hepsi iyiydi.



- Böylesine popüler ve ünlü isimler niye o konforlu alandan çıkıp başına iş alır?
- Oyuncu olarak belli bir noktaya geldiğinde ve bazı imkanlar sunulmaya başladığında dediğin o konforlu alana giriyorsun. Bu noktada sıfırdan bir şeye başlamamızın bir nedeni var, tek başımıza olmak! Buğra, ben, Emre, Mert yani GET Yapım olarak tek başımıza, çok daha özgürüz. Bir yapımcı devreye girince, projenin üzerinde onun da istekleri, talepleri oluyor. Onu düzeltelim, bunun matematiğini oturtalım derken özgürlük alanın kısıtlanıyor. Biz böyle çok özgürüz. Tam olarak yapmak istediğimiz şeyi yaptık. Üstelik çok da harika bir gelişme oldu. Filmimiz İstanbul Film Festivali'nde gösterildi. Orada Fatih Aksoy filmimizi izledi ve çok sevdiğini söyleyerek, birlikte yürüyelim dedi. Bu filmde ortağımız Fatih Aksoy.

BIRAKIN PEMBE PEMBE HAYATLARI GERÇEĞE BAKIN

- Dizilerde görmeye alışık olduğumuz Serhat Teoman'dan çok farklı bir adam var bu filmde. Bıçkın bir mahalle delikanlısı olmuşsun. Ve şaşırtıcı biçimde o halin epey oturmuş üzerine...

- Filmdeki rol arkadaşım Buğra Gülsoy'un da benim de artık rollerimiz kalıplaştı. Seyircinin, yapımcının, kanalların bizi görmek istediği yerler net! Bu filmle, bu algının dışına çıkmak istedik biz. Seyirci ister istemez izlediği karakterler üzerinden "Serhat böyle bir adam" diye kodluyor kafasında. Piyasada da bu algı değişmiyor, "Böyle adamları oynar" diye düşünüyor yapımcılar. Aslında içimde çok daha başka roller vardı. Üstelik bu filmde canlandırdığımız adamlar bize çok uzak olan adamlar da değil, içimizde var.



- İçinde olduğunu söylediğin o adamı nasıl ortaya çıkardın?
- İzmir Bucalıyım. Büyüdüğüm mahalledeki adamların yürüyüşleri, konuşma tarzı, bu filmdeki adamlardan çok farklı değil. Bu adamları yıllar boyu gözlemledim, onların içinde yaşadım. Uzaktan baktığım, filmlerde gördüğüm adamlar değil bunlar, bizzat bu tür adamlarla büyüdüm. "Size biraz uzak bir hikaye mi çektiniz?" diye sorular geliyor. Tam tersi, biz en hakim olduğumuz alandan başladık sinemaya. Biz mahallede büyüyen son jenerasyonuz, o dokuyu biliyoruz ve oradan yola çıktık. Konusundan söz edemiyorum, izleyecekler için büyüsü kaçmasın diye. Ama çok sürprizli ve farklı bir film. Nasıl ortaya çıktı bu senaryo? İnsan öldürmek öyle söylendiği kadar kolay değil noktasından. Filme gelenler de görecekler; çok öfkelendikleri, toplumun linç etmek bile isteyeceği birini öldürme niyetiyle yola çıktığınızda işler o kadar kolay değil. Buradan başladı hikaye. Bir tiyatro oyunu olarak yazmıştık, öncesi ve sonrasını yazdığımızda tiyatro yetersiz kaldı, sinema filmine dönüştü.

- Film, ne his uyandırsın istiyorsunuz?
- Filmden sonra insanlar, "Biz de soru sormuyoruz, kimseyi tanımaya çaba sarf etmiyoruz, önyargılıyız" deseler yeter. Gerçekten çok önyargılıyız, sen de ben de... Biz birbirimizi tanıyoruz ve bu röportaja gelirken rahatız ama hiç tanımadığım biri olsa, o önyargıyla geliyorum. Bu önyargılar hepimizi kötüye götürüyor.

- Dizilerde her şey ne kadar da mükemmel oysa ki. Bu aşamada bu film gerçek dünya gibi...
- Onun için gerçek adamları oynamak istedik. Gerçek mahalle ortamı, ilişkiler olsun dedik. Her şeyi farklı görmeye başladık. Artık her şey fazla karton. Bizim artık jön olarak dizilerde durmamız gereken bir beden formu var, yakıcı bakışlarımız var, cool tavrımız. Seyirci izlerken "Ne güzel adam, ne güzel kadın, bak ne güzel davranıyor" diyor. İyi de biz gerçek hayatta nasıl davranıyoruz aslında, bunu da bilelim. Tamam diziler bu alanı doyursun ama birileri de çıkıp gerçeği de yansıtsın. Bırakın pembe pembe hayatları, gerçeğe bakın.



- Türkiye'de dizi oyunculuğu büyük emek bir yandan da...
- Tabii. Game of Thrones'un arka planlarını izle. Orada baba gelmiş, hazırlanıyor, çıkıyor sete, yürüyor, bir sağa bakıyor, bir sola, bir de replik. Tüm gün bu çekiliyor. Ben günde 18 sayfa ezber yapıyorum. O adam buraya gelsin, üç gün sonra kaçar, kimse bulamaz.

- Bu işte hep bir matematikten söz ediliyor. Şunu şunu yaparsan izlenir gibi... Var mı gerçekten böyle bir matematik?
- Yok bence. Çok fazla yapımcı var sektörün içinde, yıllardır bu işi yapıyor. Ama bazı işleri yayından kalkabiliyor. Matematik olsa, o şablonu eline alanın işi kalkmaz. Bu işin doğrusu nasıl yapılır konusunda bir matematiği var ama tutması için maalesef yok.

EGOLARIMIZDAN BİR BİRİMİZİ PERİŞAN EDEBİLİRİZ

- Meslektaşın insanların aynı zamanda dostun olması keyifli mi?
- Kesinlikle. Hem keyifli hem de çok avantajlı. Biz Kuzey Güney'i çekerken Serkan Güler'le çalışmıştık. Çok iyi bir adamdır ve görüntü yönetmenidir. "Serkan biz film çekiyoruz" dedik, cümle bittiğinde yanımızdaydı. Toygar Işıklı da öyle. Hazar Ergüçlü'ye "Bir rol var, ufak ama beraber oynamak istiyorum" dediğim an geldi. Seren geldi, Gökşen geldi, Gökhan Soylu geldi. Bu insanlar risk aldı çünkü ilk yönetmenlik denememiz. Ama arkadaşız biz ve geldiler.

- Sizin jenerasyon birbirine bağlı o zaman. Doğru mu anlıyorum?
- Yoo. Bizim jenerasyonda da egosantrik durumlar devam ediyor. Ama kurduğumuz arkadaşlık ve iş ilişkisi başka... Dışardan Buğra ve benim durumuma baktığında şöyle bir gerçek var, birbirine yakın roller oynayan iki jön diye tabir ettiğimiz bir durum söz konusu. Müthiş kavga edip, yarışabiliriz. Egomuzla birbirimizi perişan edebiliriz. Ama bizim egomuz yok, kimsenin kimseye üstünlük taslama hali yok. Bizim çevremiz de hep bizim gibi insanlardan olduğu için böyleyiz. Ama bizim jenerasyonda ego yok desem yalan olur! Çok ünlü tanımıyoruz, çok iyi arkadaş biriktirmişiz.
BİZE ULAŞIN