Haluk, çıkar o süsleri artık
Bir sene öncesine kadar 'sokaktaki adama' Haluk Akakçe deseydiniz, "O kim ki?" diyecekti belki. Şimdi; "Hani şu Tuba Ünsal'la dolaşan, peruklu adam," diye bir cevap gelebilirdi. Akakçe 1.95'lik kadın koruması ve yeni alışkanlıklarıyla artık magazin dünyasının parçası...
TALİH KUŞU'NU KONUŞSAK
Esasen bunlarla uğraşmak yerine, Akakçe'nin ocak sonuna kadar Galerist'in Tophane'deki yerinde sergilenen Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir ve Talih Kuşu isimli işlerini konuşmak gerekirdi. 5 bin piyango biletiyle hazırlanmış Masallar Gerçek Olabilir, Sizin de Başınıza Gelebilir, yılbaşı büyük ikramiyesi peşinde piyango bayiilerinin önünde kuyruk oluşturmuş insanımıza dair neler söylüyor acaba? Şans, sürpriz, beklenti, olasılıklar üzerine ne anlatıyor? Talih Kuşu'nda, biletleri seçerek yer alan, Türkiye'nin en şanslı adamı, Kaybetme Kabiliyeti belgeselinin kahramanı, üç kez büyük ikramiye sahibi ve sayısız kez milli piyango talihlisi 'Mustafa Amca'nın bileti kazanmazsa, resim değerini kaybeder mi? Bilet kazanırsa resim de kazanmış olur mu? Çağdaş sanat sevdalıları bu sorularla uğraşırken pop alemin kaçınılmaz kuralı olarak pek çok kişi de Akakçe'nin çılgın halleriyle uğraşacak elbet. Kural bu. Akakçe'nin her fırsatta hayranlığını dile getirdiği Andy Warhol'un söylediği gibi, pop bir kere insana bulaştı mı, hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Andy Warhol, Hollywood'u seviyor. Los Angeles'ı seviyor. Hepsi, her şey plastik. Andy Warhol plastiği seviyor...
BAY KELEBEK VE PERİSİ
Akakçe'nin, çağdaş sanatla ilgisi 'Mustafa Amca' kadar olanlarca tanınmasına önemli bir vesile de, Tuba Ünsal'la dostluğu oldu. Kankalıkları öyle kuvvetli ki, Tuba Ünsal Akakçe'yi 'O şimdi asker'ken Burdur 58. Piyade Eğitim Alay Komutanlığı'nda ziyarete bile gitti. Hatta objektiflere makyajsız "yakalandı"... İkilinin sıkı arkadaşlıklarının bir kanıtı da Marie Claire dergisi kasım sayısında Bay Kelebek ve perisi başlığıyla Ünsal'ın Akakçe'yle yaptığı söyleşi. Kelebek kısmını Yeşim Çobankent'in yakın zaman önce yaptığı söyleşiden bir kuple ile açıklarsak; "Yapmak istediğim bir kitap, çekmek istediğim bir film ve açmak istediğim bir kulüp var. New York'ta sadece bir ay için açacağım bu kulübün ömrü kelebek gibi çok kısa olacağı için, adı Papillon. Kitabın ve filmin adı da Mr. Butterfly, yani Bay Kelebek. Bu hayattan gitmeye çok hazırım." Magazin âlemlerinden bir başka Akakçe kankası da Deniz Seki. Bildiğiniz gibi Deniz Seki, Kutluğ Ataman'la da ortak bir projeye imza atmıştı geçen senelerde. Çağdaş sanat dünyası seviyor bu kadını. Akakçe içindeki Seki sevgisini şöyle anlatıyor: "Deniz gerçek bir sanatçı. Çok büyük bir yaratıcı. Bir şair. Çok az insanın fark edebileceği bir orijinalliği var. Londra'da Duran Duran'dan Simon Le Bon'la tanıştırdım. Adam buna hayran kaldı, birlikte albüm yapmak istedi. New York gece hayatının kraliçesi Bungalow 8'in sahibi Amy Sacco, Deniz için bir yemek verdi. Orada Marilyn Monroe gibi doğaçlama şarkı söyledi ve herkesin nefesi kesildi. Çok ticari bir tipi ve sanat anlayışı olduğu için kendini bir türlü ortaya koyamadı. Oysa müthiş bir kadın. Arkasından vurup kaçan namert insanlara tek bir kelime etmeyecek kadar yüksek ruhlu bir kadın."
ŞAPKASIZ ÇIKMAM
Türk magazin figürleri ve de sosyetesiyle arası gayet iyi Akakçe'nin, Naomi Campbell'dan Grace Jones'a dünya sosyetesenin arasına karışmasına en önemli sebepse, Isabella Blow olmalı. Tatler dergisinin moda editorü, Alexander McQueen gibi isimleri keşfetmesiyle ünlü stil ikonu Isabella Blow'un üzerindeki etkisini her fırsatta dile getiriyor Akakçe. 2007'de intihar ederek aramızdan ayrılan Isabella Blow'u, son olarak New York sokaklarında, yanında kendi tabiriyle "genç, zengin ve güzel" bir hanım, kafasında kuş tüylerinden, mavi iken siyaha boyanmış bir şapka, ayağında pembeye boyanmış ayakkabılar kameraya anlatıyordu Akakçe. Bu videodan sonra zaten Türk basını; "Ne oldu sana ne oldu böyle!" yazılarına soyundu. Belki de Akakçe de artık Isabella Blow oluyordu bir nevi. Sanat eserleri üretmekten öte, kendisini de bir sanat eserine dönüştürüyordu. Şapka düşkünü Blow'un 800 şapkası, Akakçe'ye kaldı belki de. Tak tak bitmez...
ELTON JOHN GİBİ
Haluk Akakçe'nin son halleri, şapka düşkünlüğü düşünüldüğünde bir parça Elton John'u, âlemlerin aykırı sanat insanı halleri göz önüne geldiğinde Truman Capote'yi çağrıştırıyor sanki. İstanbul'a geldiğinde annesinin evinde kalan, New York'ta bohem hayata dalan, Tevfik Fikret'in Haluk'u gibi imzasını 'Halouk' değil, hâlâ bütün akçeliğiyle Haluk olarak atan, Babam ve Oğlum'u 25 kez seyredip ağlayan bir 'Türk' de aynı zamanda. Kafa karışıklığına bir son vermesi adına, Akakçe'nin 2007 tarihli sergisi 'Tanım' sebebiyle Ayşegül Sönmez'in kendisiyle yaptığı söyleşiden, "Haluk, Haluk'u nasıl tanımlar" kısmını alıntılarsak; "Baba tarafım Selanik göçmeni, anne tarafım Rusya'dan göçmüş. Babam klasik bale dansçısı. Benim özüm ne? Bohem bir ortamda büyüdüm. Nasıl gidip kilim desenli resimler boyayabilirim ki? Ya da kaligrafik videolar çekebilirim? Türkiye'de kimse balet denilen şeyin ne olduğunu bilmezken benim babam baletti ve ben bunu arkadaşlarımdan saklıyordum. Bir gün sekiz yaşında filandım. Sınıf öğretmeni bağırdı: Baletin oğlu sen, 365... Nasıl utandım anlatamam. Yani şunu demek istiyorum. Hepimiz bir filan değiliz. Ortalama bir Türk yok. Hepimizin gerçeği birbirinden ışık hızı farklı. Ben Türk'üm, sen Türk'sün, Abdullah Gül Türk, Hüseyin Çağlayan Türk, Ajda Pekkan Türk... Kelimeler, eskisi kadar önemli sorumluluklara sahip değiller. Tanım çok değişken bir şey. Bir şeyi tanımlamak için yola çıktığın zaman başladığın noktadaki ruh halin vardığın noktadakinden çok farklı. Siyah olmak 100 yıl önceden çok farklı. İleride de çok daha farklı olacak. Tutunabilece-ğimiz tek şey kendi bireysel tarihimiz. Kendimizi tanımak." Akakçe'nin de dediği gibi tanım çok değişken bir şey. Bunu iki sene once Mevlana'nın birlik duygusundan ilham almış Haluk Akakçe söylüyor. 2010'daki Akakçe'yi de, Şubat 2010'da Londra'daki Alison Jacques Gallery'de ve sonbaharda Viyana'da Christina König Galerie'de sergilenecek kişisel sergileri söyleyecek. Madem Tevfik Fikret'le girdik yazıya, Fikret'in oğluna yazdığı şiirlerden birinden bir satır ile yapalım finali ve Haluk, "Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir!" diyelim. Ya da hiçbir şey demeyip Akakçe'nin Hello'ya kapak olmasını bekleyelim. Keza Akakçe'ye göre bu, Türkiye için iyi olacak. Sanata olan ilgi artacak. Atkısını boynuna dolayıp çay içmekten başka bir şey yapmazken, pembe ceket giydi diye Akakçe'yi eleştirenlere, kapak olacak belki de.
EN SON HABERLER
- 1 Dünya Kupası'nın kısa tarihi
- 2 Neler oluyor bu kırmızı ete?
- 3 Erkekler sosyalleşmek kızlar eğlenmek istiyor
- 4 Türkiye sinemasının kalbini attıran adam
- 5 Buzun yıldızı kaydı!
- 6 Satrancın yeni şampiyonu, Manisa Doruk Koleji
- 7 Türk sinemasının hafızası ortaya çıkarılıyor
- 8 Müdavimler
- 9 Fiyat indirimi olmadı
- 10 Tek ırka odaklanmak yanlış