Arınç'tan önemli açıklamalar

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Aslında biz iktidar olarak çok büyük bir risk alıyoruz. İki sene sonra seçimler var. Bu seçimlerin sonucunu etkileyebilecek en önemli iş bu demokratik açılım projemizdir'' dedi.

Arınç, NTV'de katıldığı canlı yayında Murat Akgün'ün sorularını yanıtladı. ''CHP Genel Başkanı Deniz Baykal DTP ile görüşmenin İmralı ya da PKK ile görüşmek sayılacağını söyledi. Bu konudaki değerlendirmeniz ne olacak?'' sorusu üzerine Arınç, ''Tabii böyle bir yakıştırmayı, böyle bir ağır konuşmayı Sayın Baykal'dan beklemezdim. Tamamen yanlış buluyorum'' yanıtını verdi.

''Sayın Başbakan'ın DTP temsilcileri ile görüşmesini olumlu buluyorum'' diyen Arınç, daha önce de yaptığı bazı konuşmalarda DTP temsilcileriyle görüşülmesi gerektiğini ifade ettiğini hatırlattı. Anayasa'da siyasi partilerin demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olduğu hükmünün yer aldığını, partinin isminin ne olduğunun önem taşımadığını belirten Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Çünkü siyasi partiler, halkımızı temsil ediyorlar. Farklı görüş ve düşünceler olabilir, bunların bir partisi olur, bunlar halktan oy alırlar ve aldıkları oy kadar da parlamentoda temsil edilirler. Bugün DTP'nin hakkında kapatma davası açılmış olsa bile, hatta kapatılacağına büyük ihtimalle karar veriliyor olsa bile, bu parti diğer partiler kadar meşru ve yasaldır.

Dolayısıyla onlarla görüşmek, demokrasinin, Anayasamızın da gereğidir. Düşüncelerini yanlış bulabilirsiniz, hatta şok edici bulabilirsiniz, konuşmalarından hiç hoşlanmıyor olabilirsiniz, ama bir siyasi partidir ve saygıya layıktır. Dolayısıyla, o siyasi partiyi hasım gibi görerek onun bulunduğu yerde bulunmamanın bile tepki göstermenin bile yanlış olduğunu düşünenlerdenim.'' '

'BAZI DELİLER YAPABİLİR, AMA...''

TBMM Başkanlığı döneminde de yaptığı yurt gezilerinde belediye başkanlarını kim olursa olsun ziyaret ettiğini belirten Arınç, ''Halkın seçtiği insanlara saygı göstermek zorundayız. Onlar bir parti de olabilir, bir kişi de olabilir. Sayın Başbakan'ın uzun bir aradan sonra -ki gerekçelerini kendisi anlatıyordu- DTP Genel Başkanı ve temsilcileriyle görüşmesini olumlu buluyorum ve buna yönelik itirazları Anayasa kapsamında yanlış buluyorum'' dedi.

''DTP ile görüşmeyi 'eşit olarak Kandil ile görüşmek, eşit olarak PKK ile görüşmek' olarak vasıflandırmak bence o kadar yanlıştır ki bunu tarif etmekte zorlanıyorum'' diyen Arınç, şunları kaydetti:
''Hatta, böyle birşey vaki olsa bile bunu bir siyasetçinin ifade etmesini çok yanlış buluyorum. İki açıdan meseleye bakabiliriz, söylemleri, davranışları, konuşmaları, birliktelikleri, aynı tabana hitap ediyor oluşları, bununla ilgili bugüne kadarki söylemleri, DTP hakkındaki zaten bizim de itirazlarımızdır.
Ama bunu bir terör örgütüyle özdeş hale getirmek bir siyasetçiye yakışmaz. Sayın Baykal, fevkalade büyük bir yanlışlık yapmıştır. Çünkü biz o bölgede yaşayan ve kendilerini 'Kürt kimliğiyle' tanımlayan insanlarımızı masum insanlar olarak görüyoruz. Böyle de görmeye de mecburuz. Terörist ile bölge halkı arasında bir ayrım yapmadıktan sonra 'Kürt eşittir PKK'lıdır' söylemini Türkiye'de bazı deliler yapabilir, ama bunu bir siyasetçinin yapması fevkalade yanlıştır.

Baykal ile ilgili olarak, dünkü beyanına atfen söylemeliyim ki, DTP ile görüşmeyi Kandil, PKK, İmralı ile görüşmek anlamında eşit tutmasını bir siyasetçi olarak da yanlış buluyorum. Türkiye'nin geleceği, toplumsal barışımızı kurma yönündeki çabalarımız bakımından da büyük bir yanlış olarak görüyorum.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin sözlerini de değerlendiren Arınç, ''Sayın Bahçeli'ye gelince, öncelikle bu yöndeki çabaları ihanet olarak vasıflandırdı, bu yanlıştır. İkincisi, bu yönde düşüncelerini ifade eden birtakım yazarları, bilim adamlarını, köşe yazarlarını, '12 kötü adam' olarak vasıflandırdı, bu da yanlıştır'' dedi.

Bahçeli'nin bu yönde girişimde bulunanları ''İmralı'nın veya Öcalan'ın güdümünde, onların taşeronu olarak'' suçlamasını da doğru bulmadığını belirten Arınç, siyasetçilerin belli amaçlarla bu açıklamaları yapabileceğini, ancak bu açıklamaların iyi niyetli çabaların önünü kesmemesi gerektiğini kaydetti. Arınç, yıllardır çekilen sıkıntıların giderilmesine yönelik iyi niyetli çabaları peşin hükümlerle yaftalamanın Türkiye'ye hizmet etmeyeceğini söyledi.

''RİSK ALIYORUZ''

Baykal'ın açıklamalarını dikkatle izlediğini ve ''peşin hükümlerle suçlama yaptığını'' gözlemlediğini ifade eden Arınç, Baykal'ın bu konuda ne yapılması gerektiği yönünde de açık ve net bir açıklamada bulunmadığını söyledi.

CHP ve SHP döneminde konuya ilişkin raporlar hazırlandığını belirten Arınç, ''(Şöyle çözülmelidir) dediklerine de bugün sahip çıkmıyorlar. Çünkü iktidarda AK Parti var ve AK Parti'nin yapacağı tüm hizmetlere peşinen karşı olmak gibi bir stratejileri var. Bu çözümsüzlüğe Türkiye'yi kilitlemektir ve AK Parti'nin başarılı olmasını engellemektir'' dedi.

''Sayın Baykal, hayatı boyunca sadece kısa süreli birkaç bakanlığı dışında, özellikle icranın başında, başbakanlık görevi olarak Türkiye'nin birikmiş, kronikleşmiş sorunlarına hiçbir zaman çözüm aramadığı için muhalefetin dayanılmaz kolaylığıyla meşgul olmaya devam ediyor'' diyen Arınç, bu konuda ana muhalefet partisi olarak CHP'ye de sorunun çözümü konusunda önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü kaydetti. Arınç, bazı CHP milletvekillerinin açıklamalarına da değinerek, şöyle devam etti:
''Bir milletvekili Roj TV'ye konuşuyor, bunu bir ihtiyaç olarak görüyor. Mesut Değer Diyarbakır'da konuşuyor, bunu bir ihtiyaç olarak görüyor. Eminim sayıları az da olsa, bazı kişiler, eski milletvekili Esat Canan ve diğerleri gibi, 'bu sorun vardır ve bunun çözülmesi gerekir, CHP bundan uzak duramaz' diye sık sık konuşuyor. Sen de bunu biliyorsun. Ama bir genel başkan olarak yarın ileride iktidar sorumluluğunu alabilecek bir insan olarak Türkiye'nin bu çözülmesi mutlak gerekli konusunda ne düşünüyorsun biz bunu bilemiyoruz.''

İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın konunun çözümüne ilişkin usul ve yöntem konusunda açıklamalarda bulunduğuna işaret eden Arınç, ''Bundan sonraki adımlar toplumsal barıştır, siyasidir, askeridir, yönetseldir ve diğerleridir. Dolayısıyla, biz buna bir Kürt açılımı ya da Kürt sorununun çözülmesi konusu olarak bakmıyoruz, demokratik açılım olarak bakıyoruz'' diye konuştu. Arınç, bunun halkın mutlu olduğu, terörden ve korkudan azade olduğu bütünleşmiş bir Türkiye projesi olduğunu söyledi.
Bu projenin sorumluluğunun AK Parti'de olduğunu, ancak çözümü için siyasi mutabakata ihtiyaç bulunduğunu dile getiren Arınç, ''CHP ana muhalefet partisidir ve Türkiye'de çok önemli bir siyasi kuruluştur. Bugünkü özgül ağırlığının dışında CHP'nin ayrıca bir ağırlığı vardır'' dedi.

CHP'nin de kendisini tarif ederken ''Cumhuriyet'i kuran parti'' ve ''Atatürk'ün partisi'' olduğu yönünde açıklamalarda bulunulduğunu dile getiren Arınç, ''Yani, laiklik, rejim, asker-siyaset ilişkileri konusunda CHP'nin kendi özgül ağırlığı dışında bir katma değeri de vardır'' diye konuştu. Arınç, bu konuların çözümü konusunda adım atılması gerektiğini, ancak CHP'nin, adım atmadığı gibi düşüncelerini ifade eden partililere de ''sıcak bakmadığını'' söyledi.

''BAHÇELİ'Yİ BAYKAL'DAN DAHA ÖNDE GÖRÜYORUM''

''Ben Sayın Bahçeli'yi Sayın Baykal'dan bir adım daha önde görüyorum şahsen...''diyen Arınç, Bahçeli'nin, devleti tanıyan, bilen, ona saygı duyan, toplumsal barışı özleyen, terör sorununun bitmesini isteyen bir siyasetçi olduğunu belirtti.

MHP'nin de içinde bulunduğu üçlü koalisyon döneminde en çok anayasa değişikliğinin gerçekleştirildiğini, 3.5 senede 36 maddenin değiştirildiğini anlatan Arınç, ''Ama bağrına taş basmıştır Sayın Bahçeli, Öcalan'ın yakalanması ve idama mahkum edilmesinden sonra dahi AB sürecine katkı sağlamak adına ölüm cezasının kaldırılmasına oy kullanmıştır'' dedi. Arınç, şunları söyledi:
''Aynı katkıyı şimdi böyle bir proje için de yapmamasını düşünemiyorum. Ama hassasiyetleri vardır. Belki de kendi siyasal düşüncesi, partisiyle ilgili gelecek kongre düşüncesi, parti bütünlüğünün sağlanması veya yanlış adımları şimdiden önlemek adına söylenmiş sözler olarak kabul ediyorum. Ben onun davranışlarını iyi niyetli olarak düşünmek durumunda ve mecburiyetindeyim. Sayın Bahçeli'ye proje aynen nakledildiği zaman lütfen o da kapısını kapatmasın. Yani, böyle bir projeye karşı 'bizimle kimse konuşmaz, bizi kimse ikna edemez', bu söylemler yanlış olabilir, bizim tarafımızdan da, onun tarafından, ama Türkiye'de 71.5 milyon insanı doğrudan ilgilendiren, geleceğimizi karartan bir konudur. Bu sorun çözüldüğünde Türkiye uçar diye sevinen insanların ümitlerini kırmamamız lazım. Onunla da konuşacağız, DTP ile, elbette diğer partilerle de konuşacağız.''

Konunun MGK, asker, sivil toplum örgütleri, medya ile de ilgisinin bulunduğunu ifade eden Arınç, gazeteci, yazar ve bilim adamı, katkı sağlayacak herkesle toplantılar yaptıklarını, kendisinin görev alanındaki TRT, AA, RTÜK gibi kuruluşların da bunun içerisinde mutlaka katkılarının olacağını, herkesine kendine düşeni yapacağını söyledi.

''BAŞARILI OLMAK MECBURİYETİNDEYİZ''

Konuyla ilgili iktidar olarak büyük bir sorumluluk üstlendiklerini belirten Bülent Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:''Aslında biz iktidar olarak çok büyük bir risk alıyoruz. İki sene sonra seçimler var. Bu seçimlerin sonucunu etkileyebilecek en önemli iş bu demokratik açılım projemizdir. Siyasal kavgalara, çatışmalara bakarsanız CHP ve MHP'nin de tek amacı -siyasal anlamda, yoksa Türkiye'yi düşündükleri noktada elbette katkı vereceklerdir- iktidarı bu projeyle başarısız kılmak ve 2011 seçimlerinde kendi partilerine daha çok yol açmak istiyor olabilirler. Biz bu riski göze alıyoruz. Yani, bu riskin bir tarafında, 2011 seçimlerinde AK Parti'nin başarısız olması varsa, biz Türkiye adına bu projenin altına elimizi koyacağız. Ama başarılı olmak mecburiyetindeyiz ve başarılı olursak biz de CHP de MHP de bütün siyasi partiler de kazanacak. Çünkü Türkiye'nin kazandığı yerde onlar da kazanır. Ama MHP'nin de CHP'nin de bir sorumluluğu yok bu noktada. Onlar katkı verecekse verecek. Ama bizim sorumluluğumuz yüzde 100. Biz bu riski aldık.''

Konuyla ilgili somut adımların zamanlamasına ilişkin olarak da Arınç, ''Son 3 ay içerisinde inşallah net bir şekle gelecek ve bundan sonra biz böyle bir projeyle ortaya çıkıyoruz ve adımı atıyoruz diyeceğiz'' dedi.
Yapacakları çalışmaların bir bölümü anayasal ve yasal değişiklikleri de kapsadığını dile getiren Arınç, yasama yılının başından itibaren yıl sonuna kadar bir sonuca ulaşabileceklerini bildirdi.
Projenin sahibinin iktidar olarak kendileri olduğunu, ancak bunun bir devlet, millet projesi haline getirilmesi gerektiğini ifade eden Arınç, ''Sadece Kürt kelimesiyle sınırlamak, çerçeve içerisine almak ve ona odaklanmak da doğru değil'' diye konuştu.

Arınç, ''Kürt açılımının unsurlarıyla'' ilgili soru üzerine, bölünmüş yolların Türkiye'nin her yerinde olduğunu belirterek, projenin temelinin sadece bir bölgeye, şehre değil, topluma yönelik olduğunu söyledi.
GAP'ı hayata geçirmek için iki yıl önce yapılan 12 katrilyonluk yatırımla, hükümetin Doğu ve Güneydoğuyu ihya etmede çok büyük bİr başarı sağladığını ifade eden Arınç, ''Bugün 'ekonomik tedbirler açıklıyoruz' demeyeceğiz artık, sosyal, siyasi ve toplumsal projeleri ortaya koyacağız. Bu bölgede yaşayan insanlarımızın günlük hayatını kolaşlaştırabilecek, kültürel kimliklerinin tadına, zevkine doyabilecekleri bir barış projesiyle yola çıkıyoruz'' diye konuştu. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''(Demokratik açılım) En sonunda bir MGK toplantısında bu projenin artık devlet, millet adına uygulanması gerekli bir proje olduğunu kabul edip, hepimiz elimizi taşın altına koymak zorundayız'' dedi.
Arınç, NTV'de katıldığı canlı yayında, bir soru üzerine, ''demokratik açılım'' konusunun askeri yönünün de olduğunu, şu anda operasyonlar ve teröre karşı mücadeleyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin, güvenlik güçlerinin görevini yapmaya devam ettiğini söyledi.

''Terörle mücadeledeki kararlılığımız devam edecek'' diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ancak biz insanımıza yönelik yeni projelerle yola çıkmak istiyoruz. Şüphesiz Silahlı Kuvvetler de bu projenin içerisinde önemli unsurlardan birisidir. Onların düşünceleri, yol göstermeleri, onların bu proje içerisindeki davranışları ve tavsiyeleri bizim için önemlidir. Onlarla da mutabakatımızı veya görüşlerimizi birleştirmek mecburiyetindeyiz.

En sonunda da şüphesiz bir Milli Güvenlik Kurumu (MGK) toplantısında bu projenin artık devlet, millet adına uygulanması gerekli bir proje olduğunu kabul edip, hepimiz elimizi taşın altına koymak zorundayız.''

Arınç, ''Bunun Aralık ayındaki MGK toplantısında mı olacağına'' yönelik soru üzerine, şunları kaydetti:
''Belli bir takvim söylemiyorum ama hızlı bir süreç işleyecek. Önümüze başka konular gelir mi gelmez mi bilmiyorum ama öncelikli konumuz budur. Bu konuda da birileri 15 Ağustosu diline dolamış durumda. Bizim 15 Ağustos, 15 Eylül, 28 Ağustos böyle bir tarihle ilgimiz yok. Biz kendi işimize bakıyoruz. Öcalan'ın zaten bugüne kadar pek çok açıklamaları oldu, pek çok şeyler söyledi, yazdı, çizdi, avukatları marifetiyle bir şeyler... Biz bunlarla ilgili değiliz. O yine söyler, yazar, çizer, biz o tarihlere bağlı değiliz. Ama 'bugün değilse ne zaman?' noktasındayız. Bir an evvel bu işe başlamalıyız. Halkımız bunu bekliyor, büyük bir memnuniyet meydana geldi.''

Medyaya da şükran borçları olduklarını, çünkü gazetelerin en az yüzde 70'inin konunun ''böyle bir üslup ve yöntemle ortaya konması konusunda destekleyici yayın yaptığını'' belirten Arınç, projeye ilişkin görsel ve yazılı medyanın lojistik desteğine ihtiyaçları olduğunu kaydetti. '

'İNŞALLAH BERAAT EDERLER''

Arınç, ''Ergenekon davasının 3. iddianamesini nasıl buluyorsunuz?'' üzerine, şunları söyledi:
''Bu isimleri tanıyoruz, bu isimlerle ilgili iddiaları da iddianamede, daha önce basında yayınlanan şekliyle biliyoruz. Önemli olan yargılama sürecinin mükemmel bir yargılama olarak devam etmesi ve sonuçlanmasıdır. Benim gönlümden geçen bu isimlerle ilgili iddialar inşallah sübuta ermez ve inşallah beraat ederler. Ama bu, Türkiye için çok önemli bir yargılama ve çok önemli bir iddia, dolayısıyla bunun sonunda suçları sabit görülenler olur da mahkum edilirlerse geçmiş yılların kalan sıkıntı, şikayetlerinden, korkularından, karmaşasından kurtulmuş olarak daha parlak biçimde Türkiye'nin yolunu açar.''

Eski Genelkurmay Başkanı, emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün ''darbe planlarını bildiği ama elinde kanıt olmadığı''na yönelik ifadelerinin sorulması üzerine Arınç, bu ifadelerin yargılama sürecinde önemli olduğunu söyledi. Özkök'ün konuyla ilgili ''ne teyit ederim de tekzip ederim'' sözlerini de hatırlatan Arınç, ''olayların içinde yaşayan çok önemli bir şahsiyet olarak Özkök'ün bilgi ve düşüncelerinin iddianame içinde önemli yer tutacağını'' belirtti. Arınç, ''Öyle bir şahsiyetin de mutlaka doğruları konuştuğuna peşinen inanmak zorundayım'' dedi.

Özkök'ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde kendisinin de TBMM Başkanı olduğunu anımsatan Arınç, ''Bugün içeride bulunan ve iddianamede ismi geçen pek çok komutanla da o dönemde birlikte olduk, yani görev itibarıyla birlikte olduk, yoksa her gün birlikte olmadık. Bugün konuşulan pek çok hususu o dönemde görev yapan insanların ucundan kenarından bildiklerine ben de inanıyorum'' diye konuştu.

''DIŞARI SÖYLEMEDİK...''

Bülent Arınç, ''O zaman TBMM Başkanı olarak sizim haberiniz olmuş muydu?'' sorusuna ise şu yanıtı verdi: ''Sayın Özkök'le biz bunları hiç konuşmadık, yani resmi görevimizin dışında hiç bir şey konuşmadık ama daha evvelden söylemiştim, bu toplantıların, niyetlerin, düşüncelerin varlığından benim de şahsen haberim vardı ama biz o zaman bunları hiçbir şekilde dışarı söylemedik.
Bir tarafta Türk Silahlı Kuvvetleri, bir tarafta Başbakanlık, bir tarafta Meclis var ve Silahlı Kuvvetler Başbakana bağlı. Bunların dışarıda konuşulması bu ilişkileri zedeleyebilirdi, Türkiye karışabilirdi, Türkiye'de çok tartışmalara yol açabilirdi. Biz duyduğumuz konuları Sayın Başbakanla zaman zaman konuşuruz. Şüphesiz TSK'nin başında da Sayın Genelkurmay Başkanı vardı, o da bildiklerini, gördüklerini demokrasi ve kendi kurumlarının disiplin anlayışı içerisinde çözmeye çalışmıştır.''
Arınç, ''Duyduğunuzda ne yaptınız?'' soruna ''Sadece üzüldüm'' yanıtını verdi. Arınç, ''Hükümet olarak en azından bir plan var mıydı (eğer bunlar gerçekleşme yoluna girerse şöyle yapılacak) anlamında'' denilmesi üzerine, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hiç onları düşünmedik. Biz Türkiye'nin son 50-60 yılını çok iyi biliyoruz, yani muhtıralar, darbeler, bunların canlı tanıklarıyız. Biz Mars'tan, Satürn'den gelmedik, 28 Şubat'ı bizzat yaşamış bir insanız. Bunların ne yaptığını, nasıl yapmak istediklerini, durumdan nasıl vazife çıkardıklarını, hangi anlayış ve kalıplar içinde olduklarını, hangi yanlışlara doğrularmış gibi sarıldıklarını biliyoruz. Ama bunlar zaman içinde çözülecek dedik ve Türkiye'nin karışmasına, güçsüzleşmesine hiçbir zaman izin vermedik. Kendimiz bedel ödemeyi göze aldık ama Türkiye'nin huzurunun bozulmasına hiçbir zaman fırsat vermedik. Hiç, ne A, B, C, D, hiçbir planımız yok. Kendi içerisinde bu sorunların çözülebileceğini o zamandan beri sabırla düşündük.''

''İŞİN İÇİNDEKİLERİN DUYMAMASI MÜMKÜN DEĞİL''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, Özkök'ün ifadesinin yeni soru işaretlerine yol açacağı belirtilerek, ''Yeniden ifadesi alınması gerekir mi?'' diye sorulması üzerine, mahkeme gerekli görürse Özkök ile başka yeni şahitlerin de dinlenebileceğini ama buna mahkemenin karar vereceğini bildirdi.
Yargılamayı yapan mercinin delillere kavuşmak ve çelişkileri gidermek amacıyla yüzleştirme bile yapabileceğini belirten Arınç, ancak davanın içeriğine girmek istemediğini kaydetti.

Arınç, şunları söyledi:''Bizimkiler sadece duyumlardan ibaretti. Yani bizim duyduklarımızı başkalarının duymaması, özellikle işin içinde olanların duymaması mümkün değil. Ama herkes TSK gibi önemli, şerefli, ciddi bir kurumu korumak amacıyla hareket etmiştir. Her kurumun içinde yanlış yapanlar olabilir, bu hükümetin içinde de olabilir, silahlı kuvvetlerin, yargının, medyanın içinde de olabilir, bütün kurumu suçlamak, kurumu alaya almak, küçültmek, yıpratmak hiçbir zaman doğru değil. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye için çok önemli bir kurumdur. Yanlış yapanları çıkarırsınız, varsa cezaları verirsiniz ama kurumun bütünlüğüne yönelik bir linç kampanyasını ben hiçbir zaman doğru bulmadım.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP'nin askere sivil yargı yolu açan düzenlemeye ilişkin tutumu konusunda, ''Öğleye doğru kendilerine haber gelince muhalefet etme ihtiyacı duydular. Bu haberin de nereden geldiğini biliyorum da burada söylersem çok ayıp olacak'' dedi.

Arınç, NTV'de katıldığı canlı yayında Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını yanıtladı.
Arınç, ''Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) Ergenekon savcılarının değiştirilmek istendiğine dair bazı iddialar basına yansıdı, ardından kurulla Adalet Bakanlığı arasındaki bugüne kadar alışık olmadığımız karşılıklı açıklamalar geldi, bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz, bütün bunlar normal miydi?'' sorusu üzerine, Türkiye'de ''işlerin yerli yerine oturması için göze hoş gelmeyen ve kulağı tırmalayan bazı tartışmaların da olması gerektiğini'' söyledi.

Bazı medya kuruluşlarının kendisini suçlamak için HSYK üyesi Suat Ertosun'a Cezaevleri Genel Müdürü iken ''Devlet Övünç Madalyası'' verilen törende bulunmasını konu edindiğini belirten Arınç, Ertosun'un hemşehrisi olduğunu söyledi.

Arınç, şunları kaydetti: ''Cezaevlerindeki o fecaati ben yaşadım. Onun giderilmesi için devletin bir şeyler yapması gerekiyordu. O iyi yapıldı, kötü yapıldı, doğruydu, yanlıştı bilmem ama cezaevlerine huzur ve sükunetin gelmesi için bazen acı olan işlerin de yapılması için de öyle bir karar alabilir. Ben Meclis Başkanlığımın ilk günlerindeydim, sayın Cemil Çiçek (Böyle bir madalya vereceğiz, Sayın Ertosun sizin hemşehriniz, katılmak ister misiniz) diye beni aradı. Sonra Sayın Ertosun aradı, annesi, çocukları da gelmişti. Ben de memnuniyetle gittim, orada kendisine madalya veya berat takılması konusunda hazır bulundum. Bunu suç ve yanlış olarak görmüyorum, yanlış olarak da görmüyorum. Çünkü Sayın Ertosun'a devletin tevcih ettiği bir madalyayı takmak benim için ayrıca bir zevk olmuştur daha sonra da görüşmelerimiz devam etti.''

Ertosun'un açıklamalarına da değinen Arınç, kendisini iki konuda yanlış bulduğunu dile getirdi. Ertosun'un, Engin Aydın'la Ergenekon sanığı olduktan sonra da görüşmeye devam etmesini doğru bulmadığını belirten Arınç, Anadolu'da hakimlik yapanların yanlış anlaşılmamak için çarşıya bile çıkmadığını, dükkanlara çay içmeye girmediğini anımsattı.

Arınç, ''Sanık veya şüpheli olarak ifadesi alınmış ve isminden de medyada çokça bahsedilen bir insanla bırakın mesai arkadaşı olmayı, akrabanız bile olsa sizin artık bir araya gelmemek, onunla gülümser fotoğraflar vermemek... yorum çıkar'' dedi.

''Ergenekon'' iddianamesinde Kent Otel toplantılarından bahsedildiğini hatırlatan Arınç, Ertosun'un bu toplantılara korumalarıyla katıldığını söylediğini anımsatarak, şöyle devam etti:

''(Biz orada tarımdan bahsettik) diyor. Şimdi belki ondan bahsetti ama nereden bileceğiz, belki de başka şeylerden bahsettiniz. Biz dışarıdan algılamaya bakıyoruz. O toplantılara katılanlar belli isimler ve isimlerle ilgili olarak da bir iddia var. Yani ben sizin tarımla küresel ısınmayla ilgili konuştuğunuzu nereden bileceğim? Bu toplantılarda biraz daha hassasiyet göstermemiz gerekebilir. Dolayısıyla yaptıklarının hatalı olmadığını kabul ederek konuşmasını kendisi fevkalade bir rahatlık olarak görüyor ama ben yanlış görüyorum.

Bir siyasetçinin bile, bırakın hakim olmayı herkesle ilişki kurarken belli mesafeyi ortaya koyması lazım. Dolayısıyla, HSYK'nın da o gün hepsinin hazır bulunduğu bir toplantıda bütün bunlara destek verir şeklinde açıklama yapması bence HSYK'nın da itibarını, onurunu zedelemiştir. Dolayısıyla içimizden yanlış yapan insanlar bulunabilir. Onu onunla baş başa bırakmamız lazım. Bir siyasetçi için her gün istifa başlıkları atılabiliyorsa medyada, bir hakim için de yaptığı yanlışın karşılığında şüphesiz istifa diye bir müessesenin olması gerekir. En azından Yargıtay'da bir usul vardır, istifaya davet ediyor, bu kadar da kibarca bu iş götürülür. Ama 'Hayır biz istediğimizi yaparız, istediğimle konuşuruz, istediğimiz hakkında şunu söyleriz', bunları ben yanlış buluyorum. HSYK konusu aslında bir yargı reformu konusudur ve Türkiye bunu ciddiyetle ele almalıdır.''

''ÖĞLEDEN SONRA MUHALEFETİ''

Arınç, askere sivil yargı yolunun açılması hakkındaki düzenlemeyle ilgili soru üzerine, kanunun kimsenin itirazı olmadan çıktığını söyledi.

Arınç, ''Öğleye doğru kendilerine haber gelince muhalefet etme ihtiyacı duydular. Bu haberin de nereden geldiğini biliyorum da burada söylersem çok ayıp olacak. Yani Sayın Baykal'ın 'biz orada el kaldırmadık, ona muhalefet ettik' demesi, bir genel başkan olarak, artık yaşını başını almış bir genel başkan olarak doğrusu çok gülünç kaçıyor'' dedi.

''Öğleden sonra muhalefeti'' diye bir kavram olduğunu ifade eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bazıları öğleye kadar yatar, yer, içer, dinlenir, spor yapar, başına, üstüne dikkat eder. Öğleden sonra gazeteleri açar, gazete manşetleri neyse ona göre muhalefet yapma ihtiyacı duyar. Bazılarımız soru önergesi yağdırır, bazılarımız demeç patlatır ve bazılarımız da bu işi belli noktalarda davranış biçimi olarak benimser ondan sonra da 'Ben muhalefet yapıyorum daha ne istiyorsunuz' der. Biz bunlardan değiliz.''

HÜKÜMET-ASKER İLİŞKİSİ

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ''darbe iddialarından sonra hükümetle asker ilişkilerinin gerginleştiği'' yönündeki iddiası hatırlatılarak, ''Şu anda asker-hükümet arasında bir gerginlik var mı?'' sorusu üzerine, ''böylesine gülünç benzetmelerle asker-sivil ilişkilerini yorumlamanın üçüncü dünya ülkelerinde olacağını'' söyledi. Arınç, ''Geçmişte biz de Sayın Sezer'le bir araya gelirdik, çok fazla da konuşmazdık doğrusu. Ama fotoğraflar biz başka taraflara bakarken çekilirdi. 'Birbirlerine sırtlarını döndüler. Tek kelime konuşmadılar' denirdi. Bunlarla Türkiye meşgul olmamalı. Türkiye bunları artık konuşmamalı. Çok daha konuşacağımız güzel şeyler var. Sivil-asker ilişkilerini demokratik ülkelerde olduğu gibi normal seyrine koyabilmek Türkiye'de çok kolay değil. Ama bu hiç bir zaman olmadığı kadar iyi bir noktada şimdi'' diye konuştu.

Eskiden MGK'ların Türkiye'de bir ''karabasan'' gibi olduğunu ifade eden Arınç, ''Hele hele 90'lı yıllarda filan. Şimdi herkes fikrini rahatlıkla söyleyebiliyor. Herkes birbirinin fikrine gayet saygılı davranabiliyor ve sonunda alınan bir karar varsa o da bildiriye yansıyor. Dolayısıyla bizim kendi askerlerimize, kendi silahlı kuvvetler mensuplarımıza veya üst kademesine karşı her zaman saygılı, her zaman dürüst, her zaman da dürüst ilişkileri önceleyen bir tavır içinde olmamız lazım'' dedi.

Arınç, ''O zaman niye bir aydır devletin kademesindeki iki kişi görüşmüyor?'' sorusuna, ''Bilmiyorum. MGK toplantıları iki ayda bir yapılıyor. 'Niye haftada bir yapılmıyor?' diyenler de çıkabilir. Yani her şey bir düzen içerisinde değildir. Birisi tatildedir, öbürü bilmem nerededir. Yani bütün bunları belki Sayın Başbakan'ın, Sayın Başbuğ'un gerekiyorsa ciddi buluyorlarsa cevaplamalarına gerek var. Ama bizim açımızdan çok olağanüstü bir durum yok'' diye karşılık verdi.

TURGUTLU'DA MADEN ÇIKARILMASI TARTIŞMALARI

''Manisa Turgutlu'da maden çıkarılabilmesi için çok sayıda ağacın kesildiği haberleri geliyor. Maden çıkarılması için çevreye zarar verecek şekilde faaliyetlerde bulunulmasını tasvip ediyor musunuz?'' sorusu üzerine de Arınç, bu tür şeylerde ideolojik ve çevreci iki yaklaşım olduğunu söyledi. İdeolojik yaklaşımın altında siyasi sebeplerin görülebileceğini belirten Arınç, çevreci yaklaşımın dürüst bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, ''Ben Turgutlu'daki yaklaşımın dürüst, iyi niyetli bir yaklaşım olduğunu biliyorum. Sivil toplum örgütleriyle konuştum. Hem geçmiş çevre bakanımız hem de bugünkü çevre bakanımız Manisa Turgutlu'da en az dört defa toplantı yaptılar. Topluma açık toplantılardı. Herkes görüşünü, düşüncesini ifade etti'' dedi.

Bu konuda Çevre Bakanlığı'nın ÇED raporlarının çok önemli olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:
''Böyle bir işe ruhsat verilmesi veya izin verilmesi konusunda en önemli kıstas ÇED raporlarıdır. O konuda sivil toplum örgütleri ve ilgililer Manisa İdare Mahkemesine bildiğim kadarıyla iki tane dava açtılar. Bu iki dava da ret oldu hem de esastan ret oldu. Yani ÇED raporlarını idare mahkemeleri olumlu gördüler. Bölge idareye yapılan itirazlar da reddedildi. Dolayısıyla belki bu yılın başında Çevre ve Orman Bakanlığı (madem ki ÇED raporları mahkeme kararıyla doğru kabul edildi, biz de işletme ruhsatı verebiliriz) noktasına geldi. 2006 yılından bu yana da bu raporlara ilişkin bakanlığın denetimi var. Dolayısıyla ÇED raporlarına uygunluğu kanıtlanmış bir işletmenin faaliyete açılmasında bakanlık bir zarar görmedi. ÇED raporları bakanlık tarafından sıkı taahhütlere bağlandı.''

''TÜRKİYE'NİN ÖNÜNÜ AÇTI''

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı'nın 'Abdullah Öcalan'ın idam cezası tartışılırken tek muhalefet eden bizdik, el kaldırmadık' açıklamasının hatırlatılması üzerine Arınç, 1999-2002 yılları arasında Grup Başkan Vekili olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:

''Dolayısıyla bu tartışmaların hepsini çok iyi biliyorum. Biz de Öcalan hakkında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uygunlansın diye ilk gelen öneriye karşı çıkmıştık. Yani orada ölüm cezasının kaldırılması belki hükümet ortaklarının oylarıyla geçmiş olabilir. Ama koalisyonun bir ortağının da MHP olduğunu unutmayalım. Adalet Bakanlığında bekleyen idam cezasının Başbakanlığa, Meclise gelmemesi konusunda MHP'nin çok katkısının olduğu söylenebilir. Suçlamak amacıyla değil, MHP o zaman doğruyu yaptı, Türkiye'nin önünü açtı. Bağrına taş bastı, ölüm cezasının kaldırılmasına destek verdi. Çünkü koalisyonun bir ortağıydı. O yüzden koalisyonu bozmadı.'' '

'ŞAHİN BAŞARILI OLACAKTIR''

''Mehmet Ali Şahin'in TBMM Başkanı seçilmesine ilişkin'' bir soru üzerine ise Arınç, şunları kaydetti:
''Şahin başarılı olacaktır. Geçmişten bu yana tanıdığımız bir arkadaşımızdır. Devlet tecrübesi var, parlamento ve siyasi tecrübesi var. Ben Grup Başkanıydım, Grup Başkan Vekilim olarak birlikte çalıştık. Akıllı, kabiliyetli, birikimli bir arkadaşımızdır.

Sayın Baykal'ı bu noktada kınıyorum, güya uzlaşma talep etmiş Sayın Toptan konusunda, biz onu kabul etmemişiz. Sayın Toptan'a bundan önceki seçimlerde destek verdikleri bir gerçek. Ama MHP destek vermedi. MHP kendi adayını çıkardı. Aslında doğru olan bugün yapılandır. Her parti kendi adayını çıkarır, ikinci turda kazanması muhtemel olanı nezaketen destekliyorlar. Sayın Baykal, Toptan'ın uzlaşmacı kişiliğine oy vermiş de iki sene boyunca Toptan'a kaç gramlık bir katkı sağlamıştır. Hiçbir katkı vermediği bir insan tekrar seçilirse 'ben ona destek olacağım' demesi doğru değil.

MHP için bir şey söylemiyoruz. MHP dün de bugün de kendi adayını çıkardı, o adayına oy verdi. AK Parti'den birisinin meclis başkanı seçileceğini artık herkes biliyor. Aslında parlamentoda şöyle bir teamül vardır, 'Milletvekili sayısı çok olan partinin meclis başkanı olur'. Bu teamülü 1996 yılında çiğnediler.'' Arınç, Şahin'in başarılı olacağına inandığını belirterek, ''Ona hepimizin destekte bulunması gerektiğini düşünüyorum'' dedi.

BİZE ULAŞIN