Baykal'dan Erdoğan'a mektuplu yanıt

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gönderdiği yanıt mektubunda, ''Önümüzdeki bir hafta içinde bir gün önceden bildirmeniz halinde uygun göreceğiniz herhangi bir saatte CHP Genel Merkezi'nde sizi ağırlamaktan mutluluk duyacağım'' dedi.

Baykal, 6 sayfadan oluşan mektubunun yanı sıra, ''Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri-1989'', ''Türkçe'den Farklı Dillerin Kullanılması Hakkında Kanun Teklifi-1991'' ve ''CHP Programı'ndan Doğu ve Güneydoğu Sorunları Hakkında Bölümler-2008'' başlıklı üç raporu da Başbakanlığa gönderdi.

Baykal mektubuna, Başbakan Erdoğan'ın görüşme arzusunu da ifade eden mektubu aldığını ve bu vesileyle bu konudaki bazı tespit ve değerlendirmelerini açık bir dille kendisine iletmenin yararlı olabileceğini düşündüğünü belirterek başladı.

Mektupta Baykal, açılımın içeriği, çerçevesi ve ilkeleriyle ilgili herhangi bir somut açıklamanın yapılmamış olmasının, müphemiyetin arkasında nelerin hedeflenip, saklandığı sorularını davet ettiğini, bunun da milletin tedirginliğini, kaygılarını hızla artırdığı tespitini yaptı.

Konuya ilişkin görüş ve önerilerini aktaran Baykal, yanıt mektubunu, ''Önümüzdeki bir hafta içinde bir gün önceden bildirmeniz halinde uygun göreceğiniz herhangi bir saatte CHP Genel Merkezi'nde sizi ağırlamaktan mutluluk duyacağım'' sözleriyle tamamladı.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın mektubuna verdiği yanıtta, ''Ne yazık ki terör örgütünün ve ona destek veren odakların ayrıştırmacı siyasi taleplerini karşılamaya çalışan bu siyasal açılım süreci daha şimdiden terör örgütünün itibarını artırmış, bölgedeki meşruiyetini ve etkinliğini giderek yükseltmiştir'' dedi. Baykal'ın, Başbakan Erdoğan'a gönderdiği yanıt mektubunun bir örneği CHP Genel Merkezi'nde basın mensuplarına dağıtıldı. Baykal, mektubunda, ''demokratik açılım'' sürecine ilişkin toplumdaki kaygıların hızla artmasının ve belirsizliğin ''Anayasa'dan Türk milleti sözünün çıkarılacağı, eğitim dilinin değiştirileceği, terör örgütü PKK'ya af çıkarılacağı, İmralı'dan gelecek yol haritasının uygun bölümlerinin değerlendirileceği'' beklentilerine yol açtığını ifade etti. Kurulan ilişkiler ve verilen umutlar sonucunda ''dağ fare bile doğurmadı hayal kırıklığına'' neden olunduğunu ileri süren Baykal, daha sonra bu hayal kırıklığını telafi etmek için yoğun ikna çabalarına gerek duyulduğunu kaydetti. Bugün ise ''Anaların gözyaşını dindireceğiz, şehit cenazelerine son vereceğiz'' şeklinde ifade edilen bir temenni ve iyi niyet beyanlarına dayalı bir politika ile karşı karşıya olunduğu tespitini yapan Baykal, şöyle devam etti: ''Aslında bu bir politika değil, bir propagandadır. Çünkü hangi tedbirler alınacak, hangi çareler uygulanacak, hangi tavizler verilecek belli değildir. Milletimizin huzuru, barışı, birliği ve bütünlüğü için bu kadar önemli ve hassas bir konuda böylesine ucu açık, bulanık ve sahipsiz bir sürecin işletilmesi sonuç ne olursa olsun daha şimdiden tahribatını hissettirmeye başlamıştır. Devlet politikası olarak ilan edilen açılımın artık bu niteliğinin tartışmalı olduğu daha yolun başında yapılan bazı açıklamalarla ortaya çıkmıştır. Açılımın isimlendirilmesiyle ilgili yaşanan tereddütler aslında bu sıkıntılı durumu yansıtmaktadır.'' Baykal, önce ''Kürt açılımı'' diye adlandırılan sürecin daha sonra ''demokratik açılım'' ve ''milli birlik açılımı''na dönüştüğünü ve bu açılım politikasının hızla ayrıştırıcı sonuçlar vermeye başladığını öne sürerek, ''Politikanın adını 'Kürt açılımı'ndan milli birlik açılımına' dönüştürmek de bu durumu örtmeye yetmemiştir'' dedi. Açılım çalışmaları kapsamında Anayasa değişikliği konusunda İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Başbakan Erdoğan'ın çelişkili açıklamalar yaptığını, bunun güven kaybı ve samimiyet sorgulamasına sebep olduğunu, milletin kaygılarını derinleştirdiğini ileri süren Baykal, uzun vadede de olsa bu konuda düşünülen bir Anayasa değişikliğinin Türk milleti kavramı ile eğitim dilinin Türkçe olması zorunluluğunu hedef alacağını iddia etti.

''HUZURSUZLUK KAYNAĞI HALİNE DÖNÜŞTÜ''

Baykal, mektubunda şu görüşlere yer verdi: ''PKK'nın siyasi hedefleriyle örtüşen böyle bir Anayasa değişikliği açılımının bizzat kendisi bir huzursuzluk kaynağı haline dönüşmüştür. Hele hedefe 'hazmettire hazmettire yürüneceği' açıklaması bu sürece iyi niyetle bakan insanların inançlarını ve güvenini temellerinden sarsmıştır. Herhalde Sayın Cumhurbaşkanı'nın, 'Artık şehit vermeden, kaynak ve enerji harcamadan terör sorununu geride bırakmaya yarayacak yeni yöntemleri devreye sokma kapasitesine ulaştığımız' yolundaki sözleri bu açılımın politikasının temel zihniyetini yansıtmaktadır. Hangi yöntemlerle şehit vermeden, para ve enerji harcamadan bu amaca ulaşabileceğimizin iki aydır hala açıklanmamış olması hem düşündürücü hem de üzüntü vericidir.'' Tarihi fırsatın ne olduğu, ne zaman ve nasıl değerlendirileceğini öğrenmenin milletin hakkı olduğunu vurgulayan Baykal, ''Öyle anlaşılıyor ki bu iktidarın zihninde, bulunabilecek makul bir siyasal çözümle terör dönemine son vermenin mümkün olduğuna dair bir kanaat vardır. Açılım politikası da herhalde bu çözümü oluşturma süreci olarak anlaşılmıştır. Onun için bu sürecin ucu açık tutulmuştur'' dedi. Milli kimliği, ulusal bütünlüğü tartışmaya açan Anayasa'nın ilk üç maddesinin değiştirilmesini talep etmeyi makul karşılayan bir siyaset zemini oluşturulduğunu savunan Baykal, ''İmralı'dan gelecek yol haritasının mahcup bir merak ve gizlenemeyen bir resmi ilgiyle beklendiğini, Anayasa değişikliği kapısının uzun dönemde açık olduğunun da ısrarla söylendiğini'' iddia etti.

''SİZİN MUHATAP ALDIĞINIZI BÖLGE DAHA ÇOK MUHATAP ALIR''

Baykal, bütün bunların açılım politikasının gerçek hedefinin ''bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşların temel sorunlarının çözümü olmadığını, milli bir ayrışma peşinde koşan terör örgütünün siyasal amaçlarına yönelik bir açılımla karşı karşıya olunduğunu'' gösterdiğini ifade etti. Mektubunda, milli eğitimin bünyesine üniversitelerden başlamak üzere etnik dil eğitiminin seçmeli olarak yerleştirilmesini eleştiren Baykal, ''İmralı'dan gelen yol haritasının açıklanmasına da bir türlü cesaret edilemediğini'' ileri sürdü. ''Acaba evlatlarını teröre şehit veren insanların terör örgütünün Türkiye'ye yönelik siyasi planlarından haberdar olmaya hakları yok mudur? Yoksa PKK talepleri ortaya çıkınca yürütülen dolaylı müzakere sürecine destek veren vatandaşlarımızın gerçekleri göreceğinden 'hazmettirme' işinin daha da güçlenebileceğinden mi korkulmuştur?'' diyen Baykal, şöyle devam etti: ''Ne yazık ki terör örgütünün ve ona destek veren odakların ayrıştırmacı siyasi taleplerini karşılamaya çalışan bu siyasal açılım süreci daha şimdiden terör örgütünün itibarını artırmış, bölgedeki meşruiyetini ve etkinliğini giderek yükseltmiştir. Bölgedeki güvenlik güçlerinin en önemli işi kendilerini korumak olmaya başlamıştır. İçişleri Bakanı'nın gözleri önünde kepenkler kapatılmakta, kamu düzeninin kontrolü elden kaçırılmaktadır.

Terör örgütüyle uzlaşma arayarak terörü ortadan kaldırma heveskarlığının açmazı işte buradadır. Önce teröre karşı çıkma kriterlerinizi kaldırırsınız, onlarla müzakereyi içinize sindirirsiniz ama yetmez. Size terörle doğrudan müzakere etmenizi, onu muhatap almanızı söylerler. Canınız sıkılır ama yine de 'Anayasa değişiklikleri masada' diyerek milli eğitime etnik dili üniversite düzeyinde sokacağınızı söyleyerek, çeşitli alt biçimleri icat ederek dolaylı müzakereyi sürdürmeye belki de oyalamaya çalışırsınız. Ama bu durum muhatabınızın bölgede etkinliğini, gücünü artırma sonucunu doğurur. Bir bakarsınız sizin muhatap aldığınızı bölgede daha çok muhatap almaya başlamıştır. Açılım politikasının açmazı budur. Milleti ayrıştırmaya yönelik politikalarla terör örgütünü tatmin etmeye çalışırsınız ama böyle yaparak milletin ayrıştırılmasına yönelik hiçbir talebi olmayan batıdaki, doğudaki, milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımızın huzurunu bozarsınız, onları tedirgin edersiniz. Ayrıca terör örgütünü muhatap aldığınız, onun siyasi görüşlerinin peşine takıldığınız için bölge halkının gözünde onu otorite haline getirirsiniz. Bu süreç sizi silahlı yöntemle sonuç almanın mümkün olduğunu gösteren bir örnek haline dönüştürür.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gönderdiği yanıt mektubunda, ''Kürt açılımı terör örgütünün ayrımcı politikalarına doğru değil, Kürt kökenli vatandaşlarımızın gerçek gündemine yönelik işsizliğe, eğitimsizliğe, dışlanmışlığa karşı bir açılım olmalıdır. açılım terör örgütüne yönelik değil, Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik olmalıdır'' dedi.

Deniz Baykal'ın, Başbakan Erdoğan'a gönderdiği yanıt mektubunun bir örneği CHP Genel Merkezi'nde basın mensuplarına dağıtıldı.

Baykal mektubunda, bugün Türkiye'de vatandaşların ana dillerini özgürce kullanmaları, etnik kimliklerini ve kültürlerini özgürce yaşamaları gerektiğinin ve bütün etnik kimliklerin aynı derecede saygı değer, herkesin kendi etnik kimliğiyle şeref duyma hakkına sahip olduğunun tartışmasız şekilde kabul gördüğünü belirterek, bunda CHP'nin geçmişte yaptığı çalışmaların önemli katkısı bulunduğunu ifade etti.

Mektubunda ekte sunduğu raporlardaki görüşlere de yer veren Baykal, bugün ulaşılan noktanın, çağdaş demokrasi anlayışına ve AB müktesebatına uygun bir nitelik taşıdığını kaydetti.

Baykal, bununla beraber yapay azınlıklar yaratma, etnik temelde milleti ayrıştırma mücadelesinin de hızla yürütüldüğünü savundu.

Bunların terör örgütünün siyasi projesinin temel unsurları olduğuna dikkati çeken Baykal, ancak Kürt kökenli vatandaşların ezici çoğunluğunun böyle bir projenin peşinde olmadığının açık olduğunu ifade etti.

Bu nedenle, Kürt kökenli vatandaşların sorunlarına ayrıştırıcı değil, kaynaştırıcı bir anlayışla yaklaşılması gerektiğini belirten Baykal, bölgede işsizlikle mücadelenin önem taşıdığını, devletin bu bölgeye yönelik ekonomi politikasının değişmesi gerektiğini kaydetti.

Özel sektörün bölgeye yatırıma yönlendirilmesi gerektiğini belirten Baykal, devlet eliyle de zarar edecek olsa da fabrikaların, iş yerlerinin açılmasının ertelenemez bir zorunluluk olduğunu, GAP'ın hızla bitirilmesini, tarım ve hayvancılık projelerinin hayata geçirilmesini, yeni sınır kapıları ile Yüksekova ve Tatvan havaalanlarının hizmete açılmasının gerektiğini ifade etti.

Bölgeye yönelik büyük bir eğitim projesi hazırlanması, Türkiye'nin en kaliteli eğitim kurumlarının bu bölge illerinde hizmet vermesi gerektiğini de kaydeden Baykal, gençlerin terör örgütüne, yer altındaki dini örgütlenmelere ya da mafyaya mahkum olmaktan kurtarılmasını istedi.

''SAKINCALI BİR POLİTİKA...''

Baykal, bölgede aile içi ve toplumsal şiddetin, törenin, terörün gerçek hedefi ve mağduru olan kadınlara, kızlara da Türkiye olarak sahip çıkıldığının gösterilmesinin gerektiğini vurgulayarak, bu amaçla istihdam, eğitim ve ekonomi projelerinin hayata geçirilmesinin gerektiğini savundu.

Amacın, izolasyona son vermek ve entegrasyonu sağlamak olması gerektiği görüşünü bildiren Baykal, ''Kürt açılımı terör örgütünün ayrımcı politikalarına doğru değil, Kürt kökenli vatandaşlarımızın gerçek gündemine yönelik işsizliğe, eğitimsizliğe, dışlanmışlığa karşı bir açılım olmalıdır. Açılım terör örgütüne yönelik değil, Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik olmalıdır'' değerlendirmesinde bulundu. Baykal, şöyle devam etti:

''Yukarıda açıklamalarımız bir kez daha göstermiş olmalıdır ki biz açılım politikanızı etnik ayrımcılığı teşvik eden, toplumda etnik sorgulamayı tahrik eden, insanların yaftalanmasına yol açan, ayrıştırıcı, sakıncalı bir politika olarak değerlendiriyoruz. Açılım politikasının terör örgütünü muhatap haline getirdiğini, bölgedeki etkisini ve gücünü artırdığını görüyoruz. Yine bu politikaların yurdun dört bir köşesinde çevresiyle uyum içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızı huzursuz etmeye başladığını hissediyoruz. Bu politikalarınızın etnik ayrımcılığı milli eğitime taşıyarak çok tehlikeli bir süreci hareket geçirdiğini görüyoruz. Bütün bunların çağdaş demokrasi anlayışı ile bir ilişkisi olmadığını da biliyoruz.''

GÖRÜŞMENİN KAYDA ALINMASI TEKLİFİ

Baykal, ''anaların göz yaşını dindireceğiz söylemiyle milleti etnik bölünmeye tabi tutma politikasının haklı kılınamayacağının farkında olduklarını'' ifade ederek, şunları kaydetti:
''Bu nedenlerle çok önemli tutarsızlıklar, çelişkiler, belirsizlikler içeren, tehlikeli tuzaklar barındıran bu, 'Açılım Politikası'nda hiçbir şekilde sizinle birlikte olmayacağımız çok açıktır. Bununla beraber mektubunuzdaki isteminiz doğrultusunda bu konuları daha kapsamlı ve daha ayrıntılı değerlendirmeye tabi tutabilmek amacıyla sizinle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde baş başa ikili bir görüşme yapmaya hazırım. Bu görüşmemizin toplumda büyük bir ilgiyle karşılanacağı açıktır. Ülkemizde bundan sonra yaşanacak gelişmeler açısından belki de bu değerlendirmelerimiz tarihi bir belge niteliğini de taşıyabilecektir. Toplumumuzun bu önemli konusunu kendi aramızda kapalı kapılar arkasında ele almak ile yetinmemeliyiz. Milletimizin geleceğiyle ilgili bu temel konuda vatandaşlarımızın bizim değerlendirmelerimizi birlikte dinleyerek doğru bilgilenme ve doğru karar alabilme hakkın da saygı göstermeliyiz. Bu nedenlerle, ne zaman ve nerede yayınlanacağına birlikte karar vermek üzere görüşmemizin bir televizyon ekibi tarafından kayda geçirilmesinin yararlı olacağını sizin de takdir edeceğinizi umuyorum. Önümüzdeki bir hafta içinde, bir gün önceden bildirmeniz halinde, uygun göreceğiniz herhangi bir saatte Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde sizi ağırlamaktan mutluluk duyacağım.''

BİZE ULAŞIN