'Ermeni açılımı' Meclis'te

Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokoller, TBMM Başkanlığına sunuldu.
Protokoller, ''Türkiye ile Ermenistan Arasında Diplomatik İlişki Kurulmasına Dair Protokol ile Türkiye ile Ermenistan Arasında İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı'' adıyla TBMM Başkanlığına geldi.

PROTOKOLLER

İsviçre'nin Zürih kentinde imzalanan protokol, özetle, iki ülke arasındaki mevcut sınırın karşılıklı olarak tanınmasını öngörüyor.

Protokol çerçevesinde Türkiye ile Ermenistan, gerek ikili, gerekse uluslararası ilişkilerinde, ''eşitlik, egemenlik, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı'' ilkelerine saygılı olacak.

İki ülke protokolle ayrıca, aradaki mevcut sınırı uluslararası hukukun ilgili antlaşmalarında tarif edildiği şekliyle karşılıklı olarak tanıyarak, ortak sınırın açılmasını kararlaştırıyor.

Protokole göre iki ülke, terörizmin tüm biçimlerini, şiddeti ve aşırıcılığı kınayarak, bu tür eylemlerin teşvikinden veya müsamaha görmesinden kaçınmayı ve teröre karşı mücadelede işbirliğine gitmeyi taahhüt ediyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ''Ermenistan veya herhangi bir ülke, Türkiye topraklarından bir şey talep etmeye kimse cüret edemez'' dedi.Davutoğlu, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan ve bugün TBMM'ye sevk edilen protokollerle ilgili TBMM Genel Kurulunda bilgi verdi.

Dışişleri Bakanı olarak atandığında, parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin genel başkanlarını ziyaret ettiğini anımsatan Davutoğlu, dış politika hedeflerini sunduklarını, Güney Kafkasya'ya bakışlarını ele aldıklarını, Türkiye ile Ermenistan arasında yürütülen normalleştirme müzakereleri hakkında bilgi verdiğini söyledi.

Davutoğlu, 31 Ağustosta Türkiye, Ermenistan, İsviçre tarafından yapılan üçlü açıklama sonrasında da liderlere süreç hakkında detaylı bilgi sunduğunu, mutabık kalınan, imzaya açılan protokolleri takdim ettiğini belirtti. Davutoğlu, bundan sonrada da bütün önemli dış politika konularında Meclisi ve siyasi parti temsilcilerini bilgilendirmeye devam edeceklerini ifade etti.

''SAĞLAM DİYALOG ZEMİNİ YOK''

Türkiye'nin dış politika esaslarının sağlam temellere oturduğunu ve belirgin olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ''En temel esas, ülkemizin etrafında barış, refah, istikrar kuşağı yaratmaktır. Bu dış politikamızın en öncelikli hedefidir. Gerek Ortadoğu, gerek Balkanlar, Kafkaslar, Karadeniz, Akdeniz, bütün çevre bölgelerimizde, kara ve deniz havzalarında, kalıcı barış, refah ve istikrar kuşağı oluşturma çabalarımızı sürdüreceğiz'' diye konuştu.

Davutoğlu, bu çerçevede son derece ilkesel politika takip ettiklerini, bu bölgelerde, bu anlayışı yerleştirmek için 4 ana ilkeyi hayata geçirmeye çalıştıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Birincisi, bu bölgedeki, çevre bölgelerdeki herkes için güvenlik ve istikrar düzeni kurmak, bunları teminat altına almak. İkincisi, sorunlar olduğunda, sorunların diyalog yoluyla çözülmesi ve uzlaşı yönetimini temin etmek üzere, siyasal diyalog zeminini güçlendirmek. Üçüncüsü, ekonomik alanda karşılıklı bağımlılıklar oluşturmak, bu ortaya çıkan ekonomik düzenle barışın önündeki engelleri kaldırmak. Dördüncüsü, kültürel alanda yan yana, iç içe yaşayan farklı dini, mezhebi, etnik, ideolojik ayrımlardaki ülkelerin, toplulukların birlikte bu farklılıkları içselleştirerek, barış içinde yaşamalarını temin etmek.
Bu perspektiften baktığımızda, şu anda Kafkasya'daki statüko, bizim bu vizyonumuzla örtüşmemektedir. Çünkü güvenlik riskini ortaya çıkaran, her an bir güvenlik problemi ortaya çıkabilecek donmuş krizler mevcuttur. Geçen yıl Gürcistan krizinde bunu yaşadık. Donmuş krizler, çevre bölgelerde elimizde patlamaya hazır bombalar gibi. Bunların birer birer tasfiye edilmesi lazım. Barışçıl yöntemlerle tasfiye edilemezse, her an risk oluşturabilir. Güney Kafkasya'da bu krizlerin çözümü için sağlam bir siyasal diyalog zemini maalesef yoktur. Bölge içinde, ülkeler arasında, karşılıklı güvene dayalı siyasal diyalog zemini yoktur. Bunun da güçlendirilmesi lazım. Kafkasya'da şu anki statükoda, karşılıklı ekonomik ilişkiler de son derece zayıftır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında üçlü yürütülen projeler dışarıda tutulursa, bütün bölgeyi kuşatan, halkları birbirine yakınlaştıracak ekonomik projeler yeterli değildir. Karşılıklı ekonomik bağımlılık olmadan, bir bölgede ekonomik refah alanı oluşmadan, kalıcı barışı kurmak mümkün değildir.''

''SIKINTILARI İÇİMİZDE HİSSEDİYORUZ''

Davutoğlu, Kafkasya'da kültürel anlamda farklı unsurların gittikçe koptuğunu, yüz yüze temas imkanlarını kaybettiğini ifade etti.

''Kafkasya'nın kaderini tarih boyunca belirlemiş bir millet olarak, bu statükonun karşısında kayıtsız kalmamız mümkün değil'' diyen Davutoğlu, bu statükoyu değiştirmek için, ''yurtta sulh, cihanda sulh'' ilkesine dayalı, tek yöntemin bulunduğunu belirtti. Davutoğlu, ''Barışçıl yöntemlerle, siyasi diyalogları arttırarak, bu statükoyu bizim istediğimiz ortak güvenlik alanı oluşturan, siyasal diyalog zeminini güçlendiren, ekonomik ilişkileri pekiştiren, kültürel çoğulculuğa saygılı bir düzen etrafında yeniden şekillendirmek'' diye konuştu.

Bu statükonun, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'nin menfaatine olmadığını vurgulayan Bakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Dost ve kardeş Azerbaycan'ın menfaatine değil. Bu statüko üzerinden kardeş Azerbaycan'ın toprakları 17 yıldır işgal altında. Bu statüko Ermenistan'ın menfaatine değil. Bir başka ülkenin toprağını işgal ederek, asgari bir başarı göstermiş gibi görünüyor ama gittikçe fakirleşiyor. Ermenistan nüfusu Ermenistan'ı terk etmeye başlıyor. Bu statüko bizim menfaatimize mi, değil. Bölgenin en güçlü ülkesi olarak biz, bölgede böylesi belirsiz ortamda gerekli etkinliği kullanmıyoruz. Kardeş Azerbaycan ile ilgili sıkıntılarda ta içimizde hissediyoruz. Bu bizim iç siyasal gündemimizin bir parçası halinde kalıyor.

Biz ne yapmaya çalıştık? Barışçıl yöntemlerle bu statükoyu değiştirmeye çalışalım ki, yeni bir risk, gerilim alanı ortaya çıkmasın. Bütün alanlarda paralel işleyen normalleşme süreci devreye girsin. Birkaç yıldan önce başlayarak, Kafkasya'da bu süreci işletmeye başlattığımızda, 3 temel hedefi öne çıkardık: Bir, Türkiye ile Ermenistan arasında yan yana yaşayan, bundan sonra da yaşayacak komşu iki ulus devlet arasında iyi komşuluk ilişkilerinin tesis edilmesi. Bütün komşularımızla olduğumuz gibi Ermenistan ile de biz iyi komşuluk ilişkisi kurmak istiyoruz. İkinci hedefimiz, yüzyıllardır birlikte yaşamış, Türk ve Ermeni milletleri arasında, sadece bölgede değil, Fransa'da, ABD'de yan yana yaşayan Türk ve Ermeni halkları arasında, geçmiş acılara, istismara dayalı ortamı ortadan kaldıracak sağlıklı bir iletişim kanalı kurmak. Üçüncüsü, Azerbaycan-Ermenistan ihtilafının uluslararası hukuk normlarına ve Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne sadık kalarak, uluslararası kuruluşların kararına uygun olarak çözümünün önünü açmak, çözüme ivme katmak. Bunlar birbirini destekleyen unsurlardır. Birini yapmanız, diğerini yok saymanız anlamına gelmez.''

''ÜÇ HEDEFE ULAŞABİLİYOR MUYUZ?''

Davutoğlu, ''Bu protoller yoluyla bu üç hedefe ulaşabiliyor muyuz? Protokoller ile ilgili süreç, bu hedeflerimizi birlikte gerçekleştirmeye zemin sağlıyor mu?''diye sordu.

Protokollerin, Türkiye ile Ermenistan'ın karşılıklı saygı içerisinde, toprak bütünlüğüne, iyi komşuluk ilişkilerine dayalı, yeni bir ilişki kurmasını sağlayıp sağlamadığı sorusunun önemli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bunu cevaplamanın, süreci yürütenler olarak, kendilerinin yükümlülüğü olduğunu belirtti.
Davutoğlu, protokol maddelerini anımsatarak, Türkiye ile Ermenistan arasında normal ilişkilerin kurulması için birbirlerinin sınırlarını tanıyacaklarını, karşılıklı olarak toprak bütünlüğü ilkesine saygı göstereceklerini teyit etmelerinin önemli bir koşul olduğunu anımsattı.

Protokolle, iki ülkenin, aralarındaki mevcut sınırı, uluslararası hukukun ilgili anlaşmalarıyla tarif edildiği şekilde tanıdıklarını teyit ettiğine işaret eden Davutoğlu, ''Birçok kereler ortaya konulduğu gibi, Ermenistan veya herhangi bir ülke, Türkiye topraklarından bir şey talep etmeye kimse cüret de edemez. Burada bu, kesin şekilde kayıt altına alınıyor'' dedi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ermenistan'ın üzerine düşen yükümlülükleri ve kendisinden beklenenleri yerine getirdiği takdirde, normalleşme sürecinin önünün açılacağını söyledi.
Davutoğlu, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan ve bugün TBMM'ye sunulan protokollerle ilgili Genel Kurula bilgi verdi.

Söz konusu protokolde toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerine saygı tabiri yer aldığını kaydeden Davutoğlu, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırları düzenleyen Kars ile Moskova anlaşmaları bulunduğunu, protokolde de bu anlaşmalara atıfta bulunulduğunu bildirdi.

Davutoğlu, ''Böylece Ermenistan ile sınır anlaşmazlığı olduğu, Ermenistan'ın toprak talebinde bulunduğu gibi iddiaların hukuken herhangi bir geçerliliği olmadığı, Ermenistan tarafından da teyit ediliyor, garanti altına alınıyor. Mevcut sınırı anlaşmalara dayandırılıyor. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı Moskova Antlaşması, Kars Antlaşmasından başka bir anlaşma yok. Bu metinlerle, anlaşmalar sağlam zemine oturtuluyor. Kars Antlaşmasında da Moskova Antlaşmasında da Türk Milletinin kesinlikle kabul etmediği Sevr Antlaşmasının geçersiz olduğu kayıt altına alınıyor. Sevr Antlaşmasının herhangi bir şekilde gündeme getirilmesine yol açacak herhangi bir husus söz konusu değil'' diye konuştu.

İki ülke arasında imzalanan sınır anlaşmasının geçersiz olduğunun addedilmesinin mümkün olmadığına dikkati çeken Davutoğlu, ''Rejimler değişebilir ama o sınır tarihi kalır. Hep övünürüz, Türkiye'nin İran'la sınırı 350 yıllık, 1639 yılından beri değişmedi. Safaviler ile Osmanlılar arasında bir anlaşma oldu. Safaviler gitti, Kaçkarlar geldi, onlar gitti Pehleviler geldi, onlar devrildi İran İslam Cumhuriyeti kuruldu ama o anlaşma orada. Osmanlı İmapatorluğu yıkıldı ülkemiz kuruldu ama o anlaşma orada. Sınır anlaşmaları, devletlerin nitelikleri değişti diye ortadan kalkmazlar'' dedi.

''NORMALLEŞME SÜRECİNİN ÖNÜNÜ AÇIYOR''

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra kurulan ülkelerin, kendilerini Sovyetler Birliğinin imzaladığı anlaşmalardan hükümlü adlettiklerini belirten Davutoğlu, ''Kimse, tereddüt içinde olmamalıdır. Bu protokollerle uluslararası hukuk bağlamında Türkiye'nin sınırları mutlak bir şekilde tahkim edilmiştir. Şu anki protokoller Lozan Antlaşmasını tahkim eden metinlerdir'' diye konuştu.

Protokol metinlerinde Ermenistan ile ilişkilerin kurulması halinde bu ilişkinin hangi esaslara göre yürütüleceği belirleyen birçok hüküm bulunduğuna dikkati çeken Davutoğlu, ''Ermenistan, üzerine düşen yükümlülükleri, kendisinden beklenenleri yerine getirdiği takdirde, iki kontr devlet arasındaki ilişkiler, başka birçok ülkeye ve coğrafyaya örnek olacak şekilde sağlıklı bir şekilde normalleşme sürecinin önünü açıyor'' dedi.

Davutoğlu, protokol metinlerinin ''empoze edilen değil, müzakere edilerek gelen bir süreç'' olduğunu vurgulayarak, imzalanan protokolde Kars ve Moskova anlaşmasına atıfta bulunulduğunu, söz konusu anlaşmalarda da sınırların dağ dağ, köy köy, nehir nehir, tepe tepe tanımlandığını bildirdi. Davutoğlu, ''Anlaşmalar, hiçbir şüphe bırakmaksızın sınırı tanımlıyor. Türkiye ile Ermenistan'ın iki devlet olarak normalleşmesinin, bu protokollerle sağlandığını düşünüyoruz'' diye konuştu.

ADİL HAFIZA OLUŞTURMAK

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ortak Tarih Komisyonu kurulmasına yönelik hükümlerin de bulunduğuna değindi.

Türklerin ve Ermenilerin, dünyanın her köşesinde birbirini düşman olarak görmesine yol açan tarih yorumu, sözde soykırım iddiaları karşısında yeni çerçeve oluşturup oluşturmadıklarına ilişkin bir sorunun sorulabileceğini belirten Davutoğlu, 13 Nisan 2005 tarihinde Mecliste bulunan tüm partilerin ortak olarak kabul ettiği Türk ve Ermeni uluslarını barıştırmaya yönelik Ortak Tarih Komisyonu kurma kararı bulunduğunu anımsattı.

Bazı CHP milletvekillerin ''onlar tarih oldu'' şeklinde laf atması üzerine Davutoğlu, ''Tarih olmadı, tarihi şekillendirecek. Bundan sonra bu metinler tarihi şekillendirecek'' karşılığını verdi.
Ahmet Davutoğlu, şöyle devam etti:

''İki halk arasında karşılıklı güvenin tesisi amacıyla mevcut sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik çalışma yapacak bir tarihsel araştırma komisyonu kurulması öngörülüyor. Tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel inceleme yapılması protokollerle imza altına alındı.
Biz asil ve bir anlamda çok tecrübeli bir milletiz, yaşadığımız acı hatıralardan bahsetmiyoruz. Yaşadığımız Balkanlarda, Kafkaslarda acı hatıralarla dolu tarihimiz var ama nakletmedik. Ama başka birçok millet bunları nakletmiş ve tek taraflı hafıza oluşmuş. Bizim yapmaya çalıştığımız, hiçbir milleti karşımıza almadan adil hafıza oluşturmak.'' Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ''Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü, bizim toprak bütünlüğümüz kadar azizdir. Bu konuda Türkiye kadar çaba göstermiş ikinci bir ülke yoktur'' dedi.

Davutoğlu, Genel Kuruldaki konuşmasında, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin diğer bir hedefinin, Türkiye-Ermenistan normalleşmesine paralel olarak Kafkasya'da genel bir normalleşme zeminin oluşturulması olduğunu ifade etti. Davutoğlu, ''Yani adını koymak gerekirse, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki ihtilafın çözüme kavuşturulması'' diye konuştu.

Bakan Davutoğlu, protokollerdeki metinlerin bir çok paragrafında, ikili ilişkilerin normalleştirilmesine ve bu suretle tüm bölgede barış, güvenlik ve istikrarın ileri götürülmesine atıfta bulunulduğunu hatırlattı.
İlişkilerin geliştirilmesine dair protokolün giriş bölümünde, bölgesel ve uluslararası uyuşmazlık ve çatışmaların, uluslararası hukuk ilkeleri temelinde barışçı şekilde çözümlenmesine atıfta bulunulduğuna dikkati çeken Davutoğlu, ''Metnin bir çok yerinde, bu normalleşme sürecinin, bölgesel gelişmelere olan irtibatı sağlanıyor. Toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlık ilkelerine saygı gösterilmesi vurgulanıyor'' diye konuştu.

TÜRKİYE-ERMENİSTAN NORMALLEŞME SÜRECİ

Son bir yılda, Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci ile ilgili gelişmelere değinen Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Son bir yıl içinde, Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci ile ilgili müzakereler sürerken, paralelinde, 17 yılda görülmemiş şekilde, Azerbaycan-Ermenistan ihtilafının çözümü ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarında işgalin son bulmasını amaçlayan müzakereler hız kazandı.

Son 5 ayda Azerbaycan ve Ermenistan cumhurbaşkanları 5 kez buluştular. Geçen ay, 17 yılda ilk defa, teknik bir askeri heyet, Laçin Koridoru'na girerek, bir çözüm halinde koridorunun hangi genişlikte nasıl bir uluslararası kontrol altında olacağını tartışmaya başladı ki bu, Azerbaycanlı kardeşlerimizin de teyit ettiği önemli bir aşama.

Çözüme çok yakın mıyız? Daha müzakere edilecek çok husus var. Yerleşim statükolarını bir hamlede değiştirmek mümkün değil. Bunun yavaş yavaş ve sabırla örülerek barışın kurulması lazım.''
Davutoğlu, son bir yılda bu gelişmelerin ivme kazanmasının nedeninin, iki ülke arasındaki normalleşmenin ortaya çıkardığı zamanlamadan kaynaklandığını söyledi.

AZERBAYCAN'IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ

''Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü, bizim toprak bütünlüğümüz kadar azizdir'' diyen Davutoğlu, bu konuda Türkiye kadar çaba göstermiş ikinci bir ülke olmadığını vurguladı.

Çabaların aksatılmadan sürdürüleceğini belirten Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ve kendisinin, konuyla ilgili her görüşmelerde en temel noktanın, Karabağ meselesi olduğunu söyleklerini belirtti. Davutoğlu, protokollerin imzalanmasından önce ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile yaptığı görüşmede de ana konunun Karabağ olduğunu açıkladı.
Uluslararası, bölgesel, ikili konjonktür ne olursa olsun, Karabağ ile ilgili bu ihtilafın çözülmesi için çaba sarf edeceklerini kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Bölgede normalleşme ancak, kapsamlı olduğu zaman gelişebilir. İki ülkenin tek başına ilişkilerini normalleştirmesi, kapsamlı bir ilişki olmaksızın gerçekleşemez. Bu bilinçle biz, kapsamlı bir normalleşmenin önünü açmak üzere 2 senedir yoğun çabayla, büyük bir emekle hazırlandık.
Bu yolla hem Türkye-Ermenistan ilişkileri yeniden tanzim edilecek, Türk-Ermeni milletleri birbirlerini anlayacak, ortak, adil bir hafızada bulaşacak, hem de Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü temin edecek barışın önün açılacak. Bunların hepsini bir arada gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.''

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin milletin menfaatleriyle bağdaşmadığını belirterek, ''Protokoller onay için TBMM'nin önüne getirildiğinde MHP bütün gücüyle karaşı çıkacaktır''derken, DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, Türkiye'nin iç ve dış sorunlarının diyalogla çözümüne destek vereceklerini söyledi.

TBMM Genel Kurulunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun protokollerle ilgili bilgi vermesinin ardından, MHP Grubu adına konuşan Vural, protokoller ve sürecin Türk milletinin iradesinden saklandığını öne sürdü. Vural, ''Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılacağını kimden öğrendiniz Sayın Milletvekileri? Sayın Başbakan'dan mı, Sayın Bakan'dan mı? Maalesef ABD Başkanı'nın yüce Mecliste 6 Nisan 2009'da yaptığı konuşmada sınırların açılmasının normalleşme için şart olduğunu ifade ettikten sonra... Gök yere inmemiş, ama ABD Başkanı burada konuştuktan sonra, bugün bu protokoller buraya gelebilmiştir'' diye konuştu.

Protokollerle ilgili süreci eleştiren Vural, ''Hükümeti yaptığı işi ciddiye almaya davet ediyoruz. Muhalefeti taktik amaçlar için kullanmanıza izin vermemiz mümkün değildir'' dedi.Vural, protokollerin milletin menfaatleri ve TBMM'nin konuya ilişkin kararlarıyla bağdaşmadığını savunarak, özetle şu görüşleri dile getirdi:

''İmzalanan hangi maddede milletimizin menfaati sağlanmıştır? Ülkemizin topraklarının bir kısmını Batı Ermenistan olarak gösteren ülke Ermenistan değil midir? Bursa'ya uçakla indiği zaman, uçağındaki devlet armasında Ağrı dağı olan ülke Ermenistan değil midir? Neyi değiştirdiniz? İnsanlık suçu olan soykırımı dış politikasının esası haline getiren ülke Ermenistan değil midir? Azerbaycan topraklarını işgal eden ülke Türkiye midir, Ermenistan mıdır? Hocalı'da katliam yapanlar kimlerdir? Bir milyon kişiyi evsiz bırakanlar kimlerdir? Size soruyorum; asıl normalleşmesi gereken bunlar değil midir? Asıl utanması gerekenler bu süreci doğuranlar değil midir? Sayın Başbakana soruyorum; bu zulmü yaşatanlarla çözüm ortağı olduğunuzda zulme ortak olmuyor musunuz? Bunlara milletimizin onay vermesi mümkün müdür ki TBMM'ye onay için sunuyorsunuz? MHP olarak teslimiyeti milletimize hazmettirmek istemenize de müsaade etmemiz mümkün değildir.''

KİM CESARET VERDİ?

''Ermenistan Cumhurbaşkanı'na buraya gelme cesaretini kim vermiştir'' diyen Vural, porotokollerle öngörülen komisyonun ''Tarihçiler Komisyonu'' olmadığını öne sürdü. Vural, hükümetler arasında kurulacak komitenin ''Tarihçiler Komisyonu'' anlamına gelmediğin savundu.

Vural, ''MHP olarak Ermenistan'ın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayan hasmane politika ve uygulamaları değişmediği sürece diplomatik ilişki kurulamayacağını ve Azerbaycan topraklarının işgali sona ermeden de sınırların açılamayacağını sonuna kadar savunacağız. Protokoller onay için TBMM'nin önüne getirildiğinde ise MHP bütün gücüyle karşı çıkacak, Başbakan ve arkadaşlarının tarih ve millet önündeki vebal ve sorumluluklarını bütün açıklığıyla ortaya koyacaktır'' dedi.

DEMİRTAŞ'IN SÖZLERİ

DTP Grubunun görüşlerini açıklayan Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, Türk-Ermeni ilişkilerinde 100 yıllık bir sorun bulunduğunu belirterek, bu sorunun daha yüreklice ve cesur tartışılmasını istedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun konuşmasına ''Suya sabuna dokunmayan ve protokolle sınırlı'' eleştirisini yönelten Demirtaş, tarih kitaplarında Ermeni saldırıları abartılırken, ''Bu halka yönelik saldırılara'' hiç yer verilmediğini söyledi.

''Açık konuş'' diye laf atılması üzerine Demirtaş, ''Açık konuşuyorum, Ermeni halkına yönelik katliamlara tarih kitaplarında yer verilmemiştir'' dedi. ''Ermeni dölü'', ''Ermeni uşağı'' gibi hakaretlerle bir halkın aşağılandığını savunan Demirtaş, ''Öyle ki Sayın Cumhurbaşkanının ailesinde Ermeni bulunduğu bile iddia edilmişti'' diye konuştu.

''ACI OLAYLARDAN DUYULAN ÜZÜNTÜLER DİLE GETİRİLSİN''

Yaşanan trajedilerin bağımsız bir komisyonca araştırılmasını ve ortaya çıkacak sonuçtan sonra da halkların açıkça üzüntülerini dile getirmelerini isteyen Demirtaş, tarih kitaplarının ayıklanarak ''ortak barış dili'' oluşturulmasını önerdi.

Türkiye'nin, Osmanlı döneminde yaşanan acı olaylardan duyduğu üzüntüyü dile getirme cesaretini göstermesi gerektiğini anlatan Demirtaş, Hrant Dink cinayetinin yeterince araştırılmadığını ve Aram Tigran'ın Diyarbakır'a defnedilme isteğinin de sırf etnik kimliği yüzünden kabul edilmediğini iddia etti.
Etnik farklılıklarla ilgili tedbir alınmasını ve bütün etnik kökenlere hak ettikleri değerin verilmesini isteyen Demirtaş, Türkiye'nin iç ve sorunlarının diyalogla, barış yoluyla çözümüne her zaman destek vereceklerini söyledi.

BİZE ULAŞIN