Ne sızabildiler ne susturabildiler: Kalemimizle cephedeyiz! "İyi ki hedefteyiz"
Yüksel Aytuğ bu yazısında, FETÖ ve uzantılarının bitmek bilmeyen hedef göstermelerine karşı sergiledikleri tavizsiz duruşu anlatırken, "dava gazeteciliğinin" günümüzdeki öneminin altını çiziyor.
Dört bir koldan saldırıyorlar. Tıpkı 15 Temmuz'da olduğu gibi. Ne kapımızdan içeri sızabiliyor, ne de tepemize helikopterlerini indirebiliyorlar. Ama bugün bile vazgeçmiyorlar. FETÖ ve onun günümüzde "siyasetçi" görünümündeki artıkları her fırsatta bizi, Turkuvaz Medya'yı hedefe koyuyorlar. Neden? Bugüne kadar medyada onlara geçit vermeyen, kriptolarını deşifre eden, halktan aldığı güç ve güvenle her cephede savaşan biziz de onun için. Baksanıza, "İktidara gelir gelmez ilk yapacağımız iş, Turkuvaz Medya'ya el koymak" demediler mi açık açık?
Pulitzer de neymiş? Bundan daha değerli, daha şerefli bir basın ödülü olabilir mi? Bu saldırılar, bu haset, bu düşmanlık, hepimizin göğsünde ışıldayan bir madalya değil de nedir?
Eskiden gazetecilik bir "dava" adına yapılırdı. Gazete patronları da tüccar değil, dava adamlarıydı. Bir fikri yaymak, örneğin, İstiklal mücadelesi gibi bir duruşu pekiştirip taraftar toplamak adına yapılırdı gazetecilik. Yani "Fikri olan, söyleyecek sözü olan adamın" mesleğiydi. Gelin görün ki, kapitalizmin keskin pençelerine gazetecilik de dayanamadı. Ne yazık ki giderek tamamen ekonomik bir sektöre dönüştü.
Turkuvaz yıllar sonra yeniden "bir dava adına" gazetecilik yaptığımı hissettiriyor bana.