Dalmaçya, Dubrovnik’le bir başka güzelsin

Dalmaçya, Dubrovnik’le bir başka güzelsin

Savaş yaralarını sardıktan sonra dünyanın gözde tatil destinasyonlarından biri haline gelen Dubrovnik, yemyeşil doğası, yüzlerce adası, tertemiz denizi ve istiridye çiftlikleriyle dikkat çekiyor

Yıl 2010... İlk kez gidiyorum Dubrovnik'e... Türk Hava Yolları'nın direkt seferiyle bir buçuk saatte varıyoruz Adriyatik'in incisine... O dönem tam bir Hollywood istilası var. Beyonce mega yatından iniyor, Kevin Spacey doğum gününü şehrin en popüler otelinde kutluyor. OprahWinfrey, Goldie Hawn, Kurt Russell ve dolar milyarderi işadamı Abramoviç... Hepsine ara ara adalarda deniz keyfi yaparken ya da Old City'deki (eski şehir) deniz mahsulleri sunan restoranlarda kızarmış sardalye, kalamar yerken rastlıyorum. Oysa 25 Haziran 1991'de bağımsızlığını ilan eden Hırvatistan yalnızca üç ay sonra savaşa dahil olmuş ve Dalmaçya kıyıları turistlerin rotalarından silinmişti. Su ve elektrik bile yoktu. 1995'te imzalanan Dayton Barış Antlaşması ile hayat yavaş yavaş normale döndü. 2005'te UNESCO tarafından başlatılan restorasyon çalışmalarıyla da adeta yeniden inşa edildi. 2010'da ise Hırvatistan'ın güney sahilinde yer alan Dubrovnik dünyanın en gözde tatil destinasyonlarından birine dönüşmüştü. İlk gittiğimde yedi gece sekiz gün konakladım şehirde. Ve o kadar sevdim ki sonraki yıllarda da tekrar tekrar gitmeye devam ettim. Bunda bir Türk markası olan Rixos'ta konaklamamın ve otelin Executive Şefi Özgür Dönertaş'ın da elbette katkısı çok. Rixos'ta konaklarsanız size tavsiyem Dönertaş'ı bulmanız kendisinden şehir hakkında tavsiyeler almanız olacaktır. Şehre iki giriş var. Biri denizden diğeri karadan. Her ikisinden de girdiğinizde karşınıza çıkan ilk manzara minyatür Çin Seddi'ni andıran surlar. Bir zamanlar yabancılardan ve düşmanlardan korunmak için yapılan bu surlar şimdilerde turistlerin şehre gelme nedeni. Şehrin kalbi eski şehirde atıyor. Burası doğal bir film platosunu andırıyor. Zaten birçok film burada çekilmiş. Kısacası tatile gelen starlar dışında sette olanlara da rastlamak mümkün. Örneğin en son Game of Thrones dizisiyle gündeme gelmişti. Eski şehre iki giriş kapısı var. Biri Pile diğeri Ploce. Ana giriş kapısı olan Pile'den içeri adım attığınızda Franciscan Manastırı ve dünyanın en eski üçüncü eczanesi karşınıza çıkıyor. Diğer tarafta ise 15. yüzyıldan kalma Onforio Çeşmesi... Nice yangınlar, felaketler, Sırp bombaları atlatmış bu şehir. Ama yüzyıllık yapılar sapasağlam kalmayı başarmış.

İRİLİ UFAKLI YÜZLERCE ADASI VAR
Dubrovnik'in çevresinde irili ufaklı yaklaşık 200 ada var. Zaten bu yüzden de mega yatların en sevdikleri yerler arasında başı çekiyor. Deniz suyu serin ve az tuzlu. Hava hiç boğmuyor. Aksine güneşlenirken bir anda üstünüze yağmur damlaları gelebiliyor. Dilerseniz özel tekne kiralayabilirsiniz. Daha ekonomik olsun isterseniz limandaki tekne turlarına dahil olup Elafiti Adaları olarak geçen üç adalar turuna katılabilirsiniz. Adalardan birincisi Koloçep. Birkaç kafesi bulunan ve palmiye ağaçlarıyla dikkat çeken bir yer. İkinci ada olan Lopud'un en önemli özelliği ise sıcak suyu olan bir plajının bulunması. Altın kum plajı olarak da geçen Sunj'da kıyıdan yaklaşık 100 metre sonra bile deniz seviyesi belinizi geçmiyor. Üçüncü ada olan Şipan'ın en önemli mekanı ise Marco Restaurant. Baba-oğul işletmesi olan restorana tekneyle yanaşıp servis alabiliyorsunuz. O gün ne yemek yaptılarsa onu servis ediyorlar.

İSTİRİDYE DİYARI
Hırvatistan istiridyeleri dünya çapında rüştünü ispatlamış durumda. Limandaki lokantalarda istiridye bulmak mümkün. Ama en iyisini tatmak için Stone'a gitmeniz gerekiyor. Stone, aynı zamanda tarihi bir kasaba. Etrafını 5,5 kilometrelik surlar çevreliyor. Bunun nedeni kıymetli tuz yataklarını koruyabilmek. Buradaki tertemiz suyun şaşırtan değerlere sahip mineral oranları var. Örneğin sodyum oranı az, fosfor ve iyot oranı fazla. Tuz doğal biçimde kristalize oluyor. Bu tuzun ihracatı yapılmıyor. Ama dünyanın en iyi şefleri bir yol bulup Stone'dan çıkan tuza ulaşıyor. Tuzu kadar bu koydan çıkan istiridye ve kabukluları da rakipsiz. İstiridye yemek için Kapetanoca Kuca, Hodilje Koyu'ndaki Ficovic tavsiye edebileceklerim. Villa Koruna'da ise endemik bir cins olan ve az tüketilmesi tavsiye edilen deniz yumurtasını tadabilirsiniz. Dubrovnik'in hemen karşı kıyısı İtalya. O yüzden İtalyan etkilerini özellikle yemeklerde çok net görüyorsunuz. Örneğin risotto ve pizza hemen hemen her restoranda var. Risotto tadacaksanız hem bu yılın trendi yemeği de olan siyah risottoyu tadın derim. Mürekkep balığı ile renklendirdikleri, crni rizoto diye adlandırdıkları risotto gerçekten de enfes. Buzara yani domates soslu kerevit de denemeniz gereken bir diğer lezzet.

YEREL RESTORANLAR İDDİALI
Yemek için alternatif bol. Elbette Dalmaçya lezzetlerini denemeden dönmek olmaz. Bunun için Old Town'da birbirinden iddialı restoranlar var. Benim favorim ise hemen limanda bulunan Konoba Lokanda Peskarija. Burada kalamar tava ya da sardalye tava istediğinizde siyah döküm bir tencerede servis ediliyor. Porsiyonu o kadar büyük ki bitirmekte zorlanıyorsunuz.
BİZE ULAŞIN