Cape Town sürprizlerle dolu Arabamda bir babun var!

Dünya şampiyonu rüzgar sörfçüsü Lena Aylin Erdil, sezon öncesi çalışmalarını her sene Güney Afrika’nın doğal yaşam ile modern hayatı birleştiren şehri Cape Town’da gerçekleştiriyor. Kıtanın en ucunda yoğun antrenmanlarla kendini şampiyonaya hazırlayan Erdil, şehirdeki deneyimlerini ve gezilmesi gereken yerleri anlattı

Cape Town sürprizlerle dolu Arabamda bir babun var!

Cape Town... Afrika'nın ucunda eşsiz bir doğaya sahip canlı bir şehir.

Burada olmak heyecan verici. Kış aylarında Cape Town'da idman yapmayı tercih ediyorum çünkü kendimi en zora hazırlamam için en iyi ekstrem spor koşullarını sunuyor. Profesyonel bir rüzgar sörfçüsü ve dünya şampiyonuyum.

Heyecan dolu işim nedeniyle dünyayı dolaşıyor, Red Bull'un desteğiyle dünya turunda yarışıyor ve idmanlarım için rüzgarı ve dalgaları kovalıyorum. Bu yüzden şu sıralar daha çok bir deniz göçmeniyim.

Denizde olmadığım zaman gittiğim yerlerin ve şehirlerin çevresini keşfediyor, seyahat yazıları yazıyor ve yeni yeni video günlükleri hazırlıyorum.
Bu kez rotam Cape Town...

Günüm Cape Town'ın batı sahilinde bulunan Big Bay'de başlıyor.

Rüzgarın en sert estiği, görkemli Masa Dağı'nın kartpostallara layık muhteşem manzarasını görebildiğiniz bir yer burası. Bu dağın tuhaf, düz şekli şehrin simgesi, bu yüzden batı Cape Town'un beyaz kumlu upuzun plajlarından birindeyken o dağın ve hemen yanındaki daha küçük Aslan Başı Tepesi'nin fotoğrafını çekmeyi unutmayın.

Big Bay çok güzel bir körfez. Orada kafelerden ya da restoranlardan birinde oturup manzaranın keyfini çıkarmanın yanı sıra rahatlıkla sörf dersleri alabilir ya da bir sörf tahtası ve kıyafeti kiralayarak denize açılabilir, manzaraya buz gibi Atlantik Okyanusu'nun içinden bakabilirsiniz.

Dalgalar genellikle körfezin sol tarafında küçüktür, bu yüzden yeni başlıyorsanız dalgaların altında kalmadan dolaşmak için buraya kürek çekmelisiniz. Ama dikkat edin; Big Bay rüzgarlı batı sahilindedir ve rüzgarlı olduğunda sörf yapmak da, sörfle kürek çekmek de kolay değildir. Bu yüzden burada rüzgarın çoğunlukla daha sakin olduğu sabah saatlerinde sörf yapmayı tercih edin.

Big Bay'daki en sevdiğim kafe KUAI diye bir mağaza zincirinin parçası... Enfes taze meyve suları ve smoothie'ler yapıyorlar. Ayrıca hafif yemekler ve kahvaltılar içeren harika bir seçkileri var.



KÖPEKBALIKLARIYLA YÜZMEK

Ayağınızı suya soktuğunuzda tüyleriniz ürperdiyse Muizenberg'e gitmenizi öneririm. Yarımadanın doğusunda bulunan bu bölgede su birkaç derece daha sıcak. Cape Yarımadası iki farklı okyanusla, Hint ve Atlantik Okyanusu'yla çevrili. Muizenberg'teyseniz Hint Okyanusu tarafındasınız.

Muizenberg birçok sörf dükkanına ev sahipliği yapar. Rahat tarzıyla bilinir ve çoğu insanın yüzmek ya da sörf yapmayı öğrenmek için geldiği yerdir. Buradaki dalgalar yumuşaktır ve su daha ılıktır. Bu yüzden deniz çoğunlukla kalabalıktır. İronik olan şu ki, Muizenberg'in bulunduğu körfez olan False Bay beyaz köpekbalığı popülasyonuyla ünlüdür ve National Geographic'in beyaz balinaların fokları kovaladığı vahşi hayat fotoğraflarını çekmek için en sık geldiği yer. Muizenberg plajında ve Hint Okyanusu tarafındaki bazı plajlarda köpekbalığı izleme organizasyonları bile var. Renkli köpekbalığı bayrakları köpekbalıklarının denizde yüzenlerin ve sörfçülerin ne kadar yakınına geldiğini gösterir.


İLGİNÇ RESTORANLAR
Muizenberg'de kaya tırmanışı için de çok popüler olan bir dizi dik uçurum yer alıyor. Muizenberg'in diğer bir hatırda kalıcı özelliği ise renkli ahşap plaj kulübeleri. Eskiden insanlar bu küçük evleri gölgeleri için kiralayabilir ve rahatça üstlerini değiştirirlermiş. Şimdi bu kulübeler çoğunlukla kilitli ve sadece turist fotoğraflarında arka plan oluşturuyor.

Muizenberg'in yanında Cape Yarımadası'nda en sevdiğim körfezlerden biri; Kalk Bay yer alıyor. Küçük alternatif moda, sanat mekanları ve kafelerle dolu olan bu körfezde yürüyerek dükkanlarda satılanları keşfedebilir ve isterseniz sıradan buzdolabı magnetinden farklı bir hatıralık eşya alabilirsiniz. Bölgedeki binaların tamamı eski sömürge tarzında inşa edilmiş.

Yarımadanın doğu kısmında çok eski bir demiryolu ve her körfezde eski tarz tren istasyonları var. Trenler hâlâ düzenli olarak işliyor. Demiryolu hattının hemen yanında bulunan Cape to Cuba isimli restoran çok güzel. Mekanın dekorasyonu ve konumu bir harika, aç değilseniz bile göz atmak için burada ufak bir mola verebilirsiniz.

HERKES İÇİN AYRI BİR RENK

Cape Town'da bir yandan kültürel deneyimler yaşayabilir, diğer yandan sadece vahşi doğa ve okyanusla çevrili halde toplumdan uzak bir hayat sürebilirsiniz. Ya da her gün aynı anda bunların hepsini birden deneyimlemeniz mümkün. Birçok restoran ve bar gerçek anlamda orijinal. Mesela Gin Bar hem bir çikolata dükkanı, hem de bir galeri. Aynı zamanda hem çamaşırhane, hem kafe, hem kartpostal dükkanı olan bir mekan da var. Daha da ilginci, motosikletinizi tamir ettirebildiğiniz ve canlı müzik dinleyebildiğiniz bir bar da mevcut! Mutlaka yapılması gereken diğer bir şey de Woodstock'taki Biscuit Mill'i ziyaret etmek. Cumartesi sabahları adeta bir panayıra dönüşüyor. Canlı müzik ve dünyanın dört bir yanından tipik gurme yiyeceklerle dolu bir sürü stand yer alıyor. Ayın ilk perşembesi Cape Town'da olacak kadar şanslıysanız, şehir için özel bir güne tanıklık edebilirsiniz. O gün sanat galerileri geç saatlere kadar açık oluyor ve şehir merkezi kocaman bir şehir partisine dönüşüyor. Barlar kendi DJ setlerini sokağa taşıyor ve birçok yol trafiğe kapanıyor. Yani bir galeriden diğerine giderek en yeni sanat eserlerine bakabilir, sokakta dans edebilirsiniz! Sadece değerli eşyalarınızı iyi koruduğunuzdan emin olun çünkü bu hırsızlar için de popüler bir zaman.


PENGUEN GÖZLEME ALANI

Kişisel turist rotamın bir diğer durağı Penguins of Boulders Plajı... Simons Town'dan hemen sonra ve Kalk Bay'den biraz daha güneyde bulunan bu plajda Penguen Gözleme Alanı tabelası var yani gözden kaçırmanız imkansız. Arabanızı park edin ve yabani penguenleri izleyin. Burada yürüyüş yapmanızı da öneririm. Özellikle körfezin sağ tarafına doğru gidip köşeyi döndüğünüzde insanları geride bırakacak, kendinizi muhtemelen bir kayanın üzerinde Hint Okyanusu'na bakan bir penguen çiftiyle baş başa bulacaksınız. Ama bu yabani hayat hissinin daha başlangıcı. Biraz daha güneye araba sürerseniz Cape Town Milli Parkı'na ulaşırsınız. Burada Afrika'nın en güney ucunu ziyaret edebilir; babunları, vahşi Afrika maymunlarını, deve kuşlarını gözleyebilirsiniz. Belki springbok ve kudu gibi vahşi av hayvanları bile görebilirsiniz. Bu parka ziyaretlerimin en güzel yanı her seferinde vahşi babunları görmem oluyor! Aslında Cape Point'e çok sık gidiyorum çünkü burada rüzgar sörfü yapmaya bayılıyorum. Son ziyaretimde babunlar, tepesine sörf tahtamın bağlı olduğu otomobilimin üstüne atladılar ve yarım saat boyunca orada takılmaya karar verdiler. Bu arada diğer herkes arabamın çevresini sarmış, tahtamın üstündeki maymunun fotoğraflarını çekiyordu! Bir başka sefer arabamın penceresini kapamayı unuttum ve bir babun arabama girdi. Arka koltukta ahududu tadı verilmiş sörf cilası buldu ve ondan büyük bir lokma aldıktan sonra bir süre sürücü koltuğunda oturdu. Ardından arabamdan çıkarak başka arabaları keşfetmeye gitti! Özetle buradayken pencerelerinizi açık bırakmayın ve kesinlikle arabanızın dışında bir şey yemeyin çünkü maymunların şirin olduğunu düşünebilirsiniz ama aslında her yerde 'Dikkat maymunlar vahşi ve tehlikeli hayvanlardır' diye tabelalar var. Dişlerini gösterdiklerinde şirinlikleri bir anda azalan bu hayvanlar kesinlikle insanlardan korkmuyorlar... Cape Pink'te rüzgar sörfü yapmak bu bozulmamış doğa deneyiminin zirve noktasını temsil ediyor. Dalgalar yarımadanın diğer yerlerinden daha güçlü. Su da soğuk ama muhteşem bir mavi tona sahip. Denizden kıyıya baktığınızda beyaz kumlu plajı, uçurumları ve bozulmamış manzarayı görebiliyorsunuz. Sıcaklık 25 derecenin üstünde olduğu halde rüzgar adeta kutuplardan esiyor. Burası son derece güzel ama aynı zamanda çok da haşin, doğanın güçlerini çoğu yerden daha fazla hissedebiliyorsunuz.

GÜNEŞ UFKA YAKLAŞINCA
Cape Point'ten devam ederek Cape Yarımadası'nı turlarken Chapman's Peak adı verilen manzarasıyla ünlü rotayı kullanmanızı tavsiye ederim. Bu, güney yarımadanın dik uçurumları boyunca uzanan dar bir dağ yolu. Rota Hout Bay adındaki küçük bir balıkçı kasabasında başlıyor ve sizi Clifton ve Camps Bay'e doğru götürüyor. Dik uçurumlar ıssız Atlantik Okyanusu'na iniyor ve yol bu uçurumların arasından döne döne uzanıyor. Yazın güneş sekiz civarı batıyor. Güneşin batışını izlemek için en iyi yerlerden biri Signal Hill'in zirvesi. Aslında Cape Town sakinleri arasında çok popüler bir yer. Burada piknik yaparak bir tarafta Atlantik Okyanusu'nun üzerinde güneşin batışını, diğer tarafta Table Dağı'nın eteklerinde şehir ışıklarının City Bowl'u yavaş yavaş aydınlatmasını izliyorlar. Bu Cape Yarımadası çevresindeki bir geziyi sona erdirmenin en harika yolu. Signal Hill, Cape Milli Parkı'nın bir parçası ve kısa bir doğa yürüyüşü yapmak için bire bir.

Lena Aylin Erdil

BİZE ULAŞIN