ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Yürü bre çorbacı, yürü...

Son yıllarda yıldızı pek parlayan ya da ite kaka parlatılan bir "düşünür" var, Slovaj Zizek... "Slovay Jijek" okuyunuz... Kendisi Sloven... Türkiye'deki "Amerikan çocukları" arasında da hayranları vardır...
Liberalizm ile Marksizm arasında kafası fena halde karışmış, iki arada bir derede sıkışmış bir arkadaş bu. Tipik bir "geçiş dönemi aydını"...
Bizim "üç gün komünizm, iki gün liberalizm, beş gün Kemalizm, sonra dönüp iki gün penis, üç gün vajina" takılan oğlanlarımız nezdinde rağbet görmesi doğal. Zizek'in de onlar gibi cinsel sorunları var mı, bilmiyorum.
Zizek, bir yandan "Lenin'i diriltelim" diyor, bir yandan çağa ayak uydurmaktan söz ediyor...
Türkiye'ye gelmiş, Boğaziçi Üniversitesi'nde bir konuşma yapmış. "Enteller" pek beğenmişler. Entellektüeller fazla ciddiye almıyorlar.
Kendisi bir düşünür ya, elbette "militarizme" de çatacak...
Çatsın. Biz de çatıyoruz. "Militarizme karşı olmak" ile "orduya karşı olmak" arasındaki farkı anlamaktan aciz yaratıklar da bize küfür ediyorlar, gül gibi geçinip gidiyoruz...
Zizek'in anlattığına göre, bendeniz bilmiyordum, Slovenya ordusunda (yoksa eski Yugoslav ordusunda mı?) şöyle bir uygulama varmış: Askere gidince, "vatanım için hayatımı feda edeceğime yemin ederim" yazılı bir kâğıt imzalatıyorlarmış. Kuşlardan biri (yeni gelen acemi ere asker argosunda "kuş" derler), "imzalamama hakkım var mı" diye sormuş, çavuş da "gönüllü olarak imzalamak zorundasın" demiş!
Zizek bu çelişkiye dikkat çekiyor ve "seçme hakkı veriliyor gibi görülüyor ama aslında hiçbir seçim özgürlüğünüz yok" diyor.
Zizek'e çok önem veren malum gazete de, "işte orduya kamış atmak için bir fırsat daha" diyerek bu lafın üstüne balıklama atlamış...
Askerde seçme özgürlüğü de olmaz, hiçbir özgürlük de olmaz. Hiçbir asker "bu emri beğenmedim, uygulamıyorum" diyemez. Hiçbir asker "ben taahhütte bulunmamıştım" diyerek cepheyi terkedip kaçamaz.
İleri ülkeler, Zizek'in işaret ettiği bu çelişkiyi, "zorunlu askerliği kaldırarak" çözmüşlerdir. Seni zorla askere almazlar ama, kendin gidiyorsan kurallarına da uyacaksın. Bu kurallar arasında en başta geleni de "gerektiğinde ölmek" şartıdır.
Eh, "felsefi" bir çelişkidir ama pratik bir çözümdür.
Nitekim, "milis kuvvetlerine" dayalı "özgürlükçü" ordular, düzenli klasik ordular karşısında her zaman yenilmişlerdir. Örnek, Paris Komünü... Örnek, İspanya İç Savaşı... Örnek, Yunan İç Savaşı... Örnek, Ankara'ya karşı Çerkes Ethem...
İnsanların "devlet şeklinde organize olmaları gerçeği" ortadan kaldırılamaz. Devletin bir kurumu olarak ordu da ortadan kaldırılamaz. İnsanoğlunun içindeki "savaşma dürtüsü" de ortadan kaldırılamaz. "İnsanlar el ele tutuşsa, hayat bayram olsa, kimse ölmese, şeker de yiyebilseler" tarzı beklentiler, "saftırık yarı-aydın" hülyalarıdır. Sınıfsız toplum da, belki güzel bir ütopyadır, ama ütopyadır. "Tabakalaşma" (stratification) sosyolojik bir gerçektir.
Zizek, çalışsın, bir filozof olarak sosyoloji bilimini kaldırsın muktedirse ademiyetten!...
Asker, sivilden yalnızca "ayrı" değildir, dünyaları taban tabana zıttır üstelik. Askerde "bir örnek" esastır, bizde "farklılık ve çeşitleme"...
Örneğin, askerde üniforma giymemek ciddi bir suçtur, bizde iki kişi aynı elbiseyle gelse "sizi Darülaceze'den mi giydirdiler" diye dalga geçeriz.
Örneğin, askerde en büyük suç "emre itaatsizlik" sayılır, bizde de "emre itaat" en büyük şerefsizliktir!
Bir genel yayın müdürü gelecek, bana "şunu şöyle yazma, bunu böyle yaz" diye emir verecek ha?...
Türk basınında yapan çok ama çok şükür bizim gazetede yok.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.