ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Yapışır kalır

Sessiz sedasız ölmüş gitmiş, Gülriz Hanım da cenazesini sessiz sedasız kaldırmış, sonradan haberimiz oldu.
Engin Cezzar... "Medyaya" sorarsanız Keşanlı Ali. Elbette.
Kimi rol kimi oyuncunun üstüne yapışır kalır. Çok fazla başarı gösterirsen, daha da bir şey oynayamazsın artık, kendi çizgini aşsan bile gümbürtüye gider.
Michele Mercier bundan o kadar bunalmıştı ki, anılarının başlığı şöyledir: "Ben Anjelik Değilim."
Bugüne kadar dostluk ve arkadaşlık üzerine yapılmış en güzel dizi olarak tanımlanan "Friends"in yıldızları da böyle oldular. İçlerinde Jennifer Aniston biraz varlık gösterebildi (o fıkır fıkır cimcime kız sinemada da birşeyler yapabilmek için kendi "imajını" çöpe atıp asık suratla "kötü kadın" bile oynadı), diğerleri kaybolup gittiler.
Engin Cezzar'ı yeni kuşaklar tanımazlar. Çünkü on yıla yakındır hastaydı. Ama ondan önce de, "eski pırıltısı" kalmamıştı artık.
Ama yaşı tutanlar Keşanlı Ali'yi unutamazlar, unutmaları mümkün değildir.
Keşanlı Ali öldü ha? Şimdi ben de tutup "Hamlet öldü" desem mal gibi bakarlar.
Engin Cezzar Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nda (orası neresi yahu?) Hamlet oynadığında ilkokula gidiyordum.
Gülriz Hanım da Atlas Sineması'nda "Sokak Kızı İrma" oynuyordu, ikisi iki koldan İstanbul'u birbirine katıyorlardı. Henüz evlenmemişlerdi.
"İhtilalden" önceki günler, 1959-1960 sezonu. Hani radyoda "Portofino" çalıyor falan.
Bu, yeni kuşaklara hiçbir şey söylemez, "milattan önce" gibi gelir.
Keşanlı Ali oynadığında da ortaokula gidiyordum.
Gülriz Hanım asla "gecekondulu Zilha" olarak kalmadı, o Keşanlı Ali olarak kaldı.
Daha sonra, geçenlerde kaybettiğimiz sevgili Refik Erduran'ın hiç tutmamış "Direklerarası" müzikalinde Kazer Çiniciyan oynadı, onu da Keşanlı gibi oynadı.
Yaşar Kemal'in "Teneke"sinde bir Kürt köylüsünü oynadı, onu da Keşanlı gibi oynadı.
"Othello" da oynamıştı, "Cabaret" müzikalinde sunucuyu da (bu rolü Joel Grey'den sonra oynamak büyük cesaret isterdi), bir eroin müptelasını da...
Akıllarda hep Keşanlı olarak kaldı. Bundan kurtulamıyordu.
Bunda, sanatçıları hep "halkın anlayacağı şekilde" tanıtmaya çalışan arslan medyamızın da günahı büyüktür. Engin Cezzar öldü diyemiyorlar, Keşanlı Ali öldü diyorlar ama ne yazık ki Erol Taş'ı taş atarak kovalamış aziz halkımız ne birini tanıyor ne ötekini.
Baktım, kimileri de gene "çınar devrildi" yazmışlar.
Yaşlı olursa "çınar", daha genç olursa "deneyimli", önemlice biri olursa "usta", en kelek dizinin iki bölümünde şöyle bir görünüp kaybolduysa da "ünlü sanatçı"...
Engin Cezzar ölmedi, gençlerin hiç tanımadıkları bizim o eski Türkiye'miz bir kere daha öldü.
Televizyonsuz, dövizsiz, kolay kolay pasaport bile alınamayan, yoklukların ve darlıkların eski ve yoksul Türkiye'si.
BİZE ULAŞIN