Yaşım 68... Tansiyon da var şeker de... Üstelik eşeklik ediyor, fosur fosur sigara içiyorum...
Topun ağzındayım yani.
Annem 95 yaşında, "dur bakalım, daha çok gençsin" diyor, bu bir teselliyse...
Yaşıtlarım ve büyüklerim gibi ev hapsindeyim, gıda ve temizlik maddelerinde sorun yok, telefonla "marketten" getirtiyoruz, ilaç milaç da öyle, ama bunların dışında alışveriş imkanım yok. Eşimin yaşı tutuyor ama dışarı çıkmasını "yasakladım"...
İş hayatım etkilenmedi, uzun süredir "evden" çalışıyorum, özel hayatımın da pek etkilendiği söylenemez, uzun süredir "inzivada" yaşıyorum sayılır. Hani itin kopuğun yanlış anlayacağını bilmesem "Kemal Tahir gibi" diyebilirdim. Ama faşist gazetenin puştu şimdi üstüne atlar, "bak bak kendini Kemal Tahir'le kıyaslıyor" deyiverir.
Garip bir gevşeklik içindeyim, bir tür boşvermişlik...
Saatlerce koltuktan kalkmadığım oluyor. Bol bol uyuyorum, bu elbette bir tür kaçıştır.
Onun dışında, evde beş bin kitap, üç bin DVD ve CD var, sıkıldım diyeni döverler.
Ama iki sayfa gazete bile okumaktan aciz "mallar" var, onların işi çok zor.
Belki şimdi "hayatta mutlaka bir hobiniz olsun" öğüdünün kıymetini anlamışlardır.
Belki evin içinde on bin adım atan kahramanlar da vardır, onlardan olamadım.
Maniküre pediküre de çıkmıyorum tabii! Saç sakal ufaktan ufaktan bir "ortodoks papazını" andırmaya başladı.
Ne kadar dayanabilirim?
Kaç gün, kaç hafta, kaç ay?
"Mayıs sonu, haziran başı" diyorlar.
Kovuğundan uğramış bir mağara adamı gibi dışarı çıkabileceğim o mutlu günü bekliyorum.
Belki de böylesi daha iyi.
"Yaşlı AK Parti seçmenleri ölsünler de CHP seçimi kazansın" diyenler var. "Yeni havaalanından virüs geldi, eskisi çalışıyor olsaydı gelmeyecekti, dolayısıyla Tayyip sorumludur" diyenler var. Dışarıda olsaydım ve karşılaşsaydık onlardan birinin ağzını burnunu kırabilirdim.
Belki de onlar beni döverlerdi canım, belli mi olur?

***

İnsan bu yaşta "ölüm fikrine" yavaş yavaş kendini alıştırıyor da böyle birdenbire "burun buruna geleceğimizi" hiç düşünmemiştik.
Ne yapalım, öleceksek ölürüz be!
Ama insan bunun bir "kıymet-i harbiyesi" olsun istiyor.
Eh, İdlib'te çatışmaya girip şehit düşecek halim yok.
Organ bağışlasam, yorgun karaciğeri, zift tutmuş akciğeri, ameliyatlı gözü kim ne yapsın? Safra kesesi ve prostat yıllar önce "tıbbi atık" olmuşlardı üstelik.
Gene de, yanında hiçbir sevdiğin olmadan, onların elini tutamadan, son kez göremeden öksüre öksüre cortlamak hoş değil.
Cenaze namazını bile "uzaktan kumandayla" kılacaklar, cesedini bir çukura atacaklar, üstüne de kireç dökecekler.
Boşver. Milyonlarca mezarsız ölüyü, toplu çukurlara atılanları, fare zehiriyle öldürülüp çukura bile atılmadan yakılanları ve duman olup havaya savurulanları hatırla.
Başa gelen çekilir. Alnımızda ne yazılıysa...
Allah'ın dediği olur. Gerisini merak etme sen.
Enis Batur bana "ucuz çelebi" demişti. Aldım kabul ettim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.