HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Devlet orada, vatandaş burada... Umut ne yanda?

Lise üçüncü sınıftaydı. Temiz yüzünde gencecik yaşıyla uyumsuz bir yorgunluğun izlerini taşıyordu.
Bir hastanenin acil servisinde tanışmıştık. Birkaç yazımı okumuştu, lafı oradan açtı. Sonra yakınlarımızın hastalıkları üzerine konuştuk.
Derken konu "gelecekte ne yapmak istediği"ne gelmişti. Malum, bizim yaşımızdakilerin gençlerle konuşurken en can sıkıcı tarafımız konuyu mutlaka buraya çekmemizdir.
Hiç duraksamadan Polis Meslek Yüksek Okulu'na girmek istediğini söylemişti.
"İnşallah başarırsın!" demiştim. "Mecburum! Anca o zaman rahat yüzü görebileceğim" karşılığını vermişti.
Bir an durup ona polislerin de dert küpü olduğundan; mesai saatleri, maaş ve lojman konularındaki şikayetlerinden söz açacaktım ki, vazgeçtim.
Gencecik birinin hayallerini kırmaya kalkışmanın ne anlamı vardı!
Bir süre susmuştuk.
Sonra bana dönüp "polis olamazsam, hiç değilse güvenlikçi olurum" deyivermişti.
"Niçin?" diye sormuştum: "Üniforma mı seni böyle çeken?"
Cevabı hiç beklemediğim bir hız ve derinlikle gelmişti: "Korunmak için..."
Böyle bir açık sözlülük şaşırtmıştı beni! Bir şey diyemedim.
O ise doğru sözcükleri bulmakta tereddüt ederek de olsa şöyle devam etmişti: "Ailemin ve çevremin ezilerek yaşamasından bıktım! Hiç değilse, kendimi koruma altına almak istiyorum!"
***
Dün gündüz saatinde neredeyse bütün TV haberleri şu iki haberle açıldı.
İlk olarak karısı ve çocuklarının gözü önünde bir şahsı tekme tokat döven on bir polisin mahkeme tarafından serbest bırakıldığı haberi verildi. Polisler "ellerinin yaralandığını" söylemişti. Savcı da dayak yiyen vatandaş hakkında 6.5 yıla kadar hapis cezası istedi.
Ardından bir alışveriş merkezinin güvenlikçilerinin kavga ettikleri iki genci bıçakla yaraladıkları haberinin görüntüleri geldi.
Haber şu sözlerle bitiyordu: "AVM yetkilileri iddiaları reddetti ve iki genç hakkında dava açacaklarını belirtti."
İster istemez, yıllar önce sohbet ettiğim o genci hatırladım.
Bu toplumun "kırılma noktası"nı ne kadar net ve samimi biçimde ortaya koymuştu. Gerçek şu ki, devlet ve onunla el ele olan sermaye sahipleri Allah'ın her günü çeşitli biçimlerde güçsüzleri eziyor, horluyor, hırpalıyor.
Çekilir şey değil!
O yüzden kendi halindeki kimi vatandaşların çocukları çareyi "öteki taraf"a geçmekte; üniformanın koruyucu şemsiyesi altına sığınmakta buluyor.
Bu durumda"vatandaşın güvenliği" nosyonu gelişemiyor.
Kısır çember durmadan dönüyor ve devletle vatandaşın arasındaki uçurum bir türlü kapanmıyor.
Soru basit: Bu çemberin kırılacağına dair bir umudumuz var mı?
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN