Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HAŞMET BABAOĞLU

Bizim çocuklar, kuşlar, kediler, karşılaşmalar...

Bir yabancı havaalanında THY uçağının yolcu alacağı kapının numarasını gözden kaçırdıysanız, endişelenmeye gerek yoktur.
Kulağınızı çocuk seslerine ayarlamanız yeter!
Koşuşturup gürültü patırtı yapan, ne yapacağını bilmediği için durmaksızın mızıldanan çocukların bulunduğu yer muhtemelen THY koridoruna açılıyordur.
Nesnel bir gerçeklik bu!
Modern ebeveynlik ve sosyal görgü anlayışımıza dair çok şey anlatıyor ama yorumunu şimdilik bir kenara bırakıyorum.
Fakat benzer bir tablo daha var ki, biraz üzerinde durmak istiyorum.
Neden mi söz ediyorum?
Çocuklarımızın hayvanlarla karşılaşma anlarından; temel merak duygularının şefkat yerine şiddete yaslanmasından söz ediyorum.

***

Benim çocukluğumda oğlan çocukları ceplerinde sapanlarla dolaşıyordu; doğru!
Fakat aklımız fikrimizin balkona gelen kuşları beslemekte olduğu da doğrudur.
Islak ekmek ve mısırları tazelemek başkasının değil, çocukların göreviydi.
Zaten sapanlarla kuş vurduğumuz yalandır.
Daha çok birbirimizin kafasını nişanlar, ona da kıyamazdık.
Hayvan demek, merakla izlenmesi gereken bir şey demekti! Korkup kaçmasınlar diye karşılarında nefesimizi tutardık. Ardından içimizde ağır ağır şefkat gelişirdi.
Şimdiki çocuklara bakıyorum.
Ne kuşlara, ne kedilere, ne tosbağalara, ne kirpilere bakıyorlar! Dehşet bir kayıtsızlık içindeler.
İlk yaptıkları şey hayvanların üzerine doğru koşmak, kovalamak, hatta onlara vurmaya çalışmak. Bu tutum hafife alınacak bir şey olabilir mi? Sanmam.
(Mavileğen rumuzunu kullanan bir dostumuz var; Cins dergisinde ve twitter'da bu konulara çok sık değiniyor ama kulak veren anne baba çıkıyor mu, bilmiyorum.)
***

Aman yanlış anlamayın!
Basmakalıp "biz ve onlar" veya "Batı-
Doğu
" ayrımıyla doğrudan ilgisi yok bu işin.
Geçen sonbahar Roma'da, Tiber kıyısındaki yürüyüş yolunda üç yaşlarında bir çocukla serçeler arasındaki dostluğu bir saate yakın durup izledim.
Minicik bir insanın üzerine sinmiş derviş sükûneti ve sevgisi beni nasıl büyüledi, anlatamam.
Annesi ve ablaları da onu benim gibi uzaktan izliyorlardı. Hayır! Batılı değillerdi.
Filistinlilermiş.
Annesine "Korkmaz mı hiç?" dedim.
Sorumu soruyla karşıladı: "Neden korksun ki?" Gerçekten de bir çocuk serçelerden neden korksun ki!
Ya bizim çocuklarımız?..
Hadi kedileri köpekleri geçtim, kuşları bile görünce neden üzerlerine yürüyorlar?
Sanırsınız ki, korkunç bir tehlikeyi savuşturuyorlar.
Nasıl geldik buraya?
Bu tabloda günümüz anne babalarının payı ne?
Haydi biraz bunları düşünelim!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA