BURHANETTİN DURAN BURHANETTİN DURAN

Ey Trump, barışı katlediyorsun!

Başkan Trump dünyanın dört bir yanından gelen uyarılara kulaklarını tıkadı. Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. BM, Güvenlik Konseyi'nin 478 sayılı kararını hiçe saydı. Önceki başkanların 1995'te Kongre'den çıkan yasayı uygulayamadığını hatırlattı.
Ve kendisinin cesaret göstererek "yeni bir yaklaşım" gösterdiğini söyledi. Aklımızla alay edercesine kararının İsrail-Filistin barış sürecine katkı sağlayacağını ve "iki devletli" çözümü desteklediğini bile iddia etti. Elbette Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olduğu gerçeği ABD'nin tek taraflı kararı ile örtülemez.
***
Her şeyden önce bu kararın uluslararası meşruiyeti bulunmamaktadır.
Trump ülkesini dünyada yalnız bırakacak bir karara imza atmakla kalmadı.
Barış sürecindeki sözde tarafsız rolünü de tümüyle kaybetti. Nitekim BM Genel Sekreteri A. Guterres Kudüs'ün statüsünün İsrail ve Filistin arasında "doğrudan görüşmeler yoluyla en son çözülmesi gereken bir konu" olduğunu hatırlattı.
Ancak Avrupa ve Rusya'nın tepkilerinin kalıcı olabilmesi için 13 Aralık'ta toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın güçlü bir mesaj vermesi gerekir. İsrail'in işgalciliği ve ABD'nin adaletsizliği hakkında uluslararası toplumu harekete geçirecek diplomasi yürütülmeli.
***
Trump, bu gidişle uluslararası sistemin kurumlarının ve çok taraflı anlaşmalarının altını oyan ABD başkanı olarak tarih sayfalarına geçecek. İsrail-Filistin müzakerelerinin en son kritik kısmı hakkında (Kudüs'ün statüsü) en başından İsrail'in lehine adım atarak barışa dair umutları katletmiştir. Bu şartlarda İsrail'i masaya oturtabilecek bir uluslararası irade bulunmamaktadır.
Ne kadar süre daha başkan kalacağı tartışmalı Trump'ın da böyle bir niyeti ve gücü söz konusu değil.
***
Eski usullerin çözüm üretmediğini söylese de Trump, el attığı hiçbir krizi çözmek istemiyor.
Aksine eski krizleri alevlendirerek ya da yenileri çıkararak oluşan kaosta ABD çıkarlarını gözettiğini düşünüyor. Piyasanın belirsizliğinde "en fazla nakdi olan kazanır" varsayımındaki işadamı tavrını sürdürüyor.
ABD'nin askeri ve siyasi büyüklüğünü düzen için değil, kaos yaratmak için kullanıyor.
Ne uluslararası toplumu önemsiyor ne de müttefiklerinin uyarılarını ciddiye alıyor. Bu gidişin anlamı ABD küresel rolünü sürekli negatife yönlendirmektir.
Velhasıl, Washington'daki "işadamının" yönetiminin dağınıklığı dünyadaki istikrarsızlığın ve belirsizliğin kaynağı haline geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "ey Trump sen ne yapmak istiyorsun? Siyasi liderler karıştırmak için değil, barıştırmak için vardır... Bu artık sadece Müslümanların değil adeta insanlığın görevidir.
Trump 'ben güçlüyüm öyleyse haklıyım' diyorsa yanılıyor" uyarısı müttefiklik gereğidir.
***
Trump'ın "Kudüs kararı" Ortadoğu'nun, kökeni yüzyıla varan, en kritik sorununu yeniden alevlendirdi. Bölgede ABD karşıtlığını, ABD'de ise İslamofobi'yi körükleyecek bir çatışma alanını hareketlendirdi.
Nitekim Hamas, Oslo anlaşmasının iptalini isteyerek intifada çağrısı yaptı bile. Ancak İsrail'le işbirliği arayan Suudi Arabistan ve Mısır'ın şimdi nasıl bir duruş göstereceğini İstanbul'daki olağanüstü zirvede göreceğiz.
Medyada "Veliaht prenslerin Filistin ihaneti" başlıkları atılıyor. Göstermelik tepkiler, yönetimlere halkları gözünde yeni bir meşruiyet kaybı yaşatır.
***
Kaostan Rusya ve İran'ın istifade edeceği ise aşikâr. AB bu kararı reddetmekte aktif davranırsa Müslüman dünyadaki algısını yükseltecektir.
Ancak Netanyahu, birçok ülkenin ABD gibi elçiliklerini Kudüs'e taşıyacağını öne sürdü.
Burada AB, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin tavrı önem kazanacak. 2011'den beri yeni yerleşim yerleri kurma faaliyetini sürekli artıran İsrail, Trump'ın kaotik kararından memnun görünüyor. Halbuki, Doğu Kudüs olmadan Filistin olmayacağına göre İsrail, bölgede hayal ettiği güvenliğe asla kavuşamayacaktır.
Kudüs'ün statüsü sadece Filistinlilerin ya da Arapların hatta Müslümanların bir meselesi değil. Bugün bütün insanlık "Ey Trump barışı katlediyorsun" deme noktasında...
BİZE ULAŞIN