BURHANETTİN DURAN BURHANETTİN DURAN

Bencil süper gücün nafile tehditleri...

Kudüs krizinde yalnız kalan ABD iyice "hırçın" ve "agresif" bir tarza yöneldi.
Tam da Trump yönetiminin açıkladığı yeni güvenlik stratejisinin "ekonomik çıkarı ve askeri gücü" her şeyin önüne koyan yaklaşımına uygun olarak.
Genel Kurul oylaması öncesinde Trump, BM Daimi Temsilcisi N. Haley'in kullandığı örtülü tehdit söylemini "açık" hale getirdi. Karşı oy kullanacaklara "yardımları kesme" tehdidinde bulundu:
"Bizden yüz milyonlarca hatta milyarlarca dolar yardım alıyorlar. Sonra da bize karşı oy kullanıyorlar. Bu oyları izliyoruz. Bırakın bize karşı oy versinler. O zaman bir sürü parayı elimizde tutmuş oluruz."
Bu tehdidin muhatabı, ABD'nin Ortadoğu ve Afrika'da askeri ve ekonomik yardım yaptığı ülkeler. Özellikle kalkınma yardımı alan Afganistan, Ürdün, Pakistan, Kenya, Etiyopya, Suriye, Güney Sudan, Demokratik Kongo, Nijerya ve Irak gibi ülkeler baskı altına alındı.
Bu satırlar yazıldığında oylama henüz sonuçlanmamıştı. Ancak sonuç ne çıkarsa çıksın fark etmez. ABD'nin dünyaya yayma iddiasında olduğu "liberal" değerlerin artık hiçbir moral üstünlüğünün kalmadığı ABD başkanının açıklamaları ile ayan beyan oldu.
Konuşan "ilkeli realizm" değil; bağımsız ülkelerin iradesine ipotek oyan "Önce Amerika" benciliği. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan BM sisteminin nasıl ABD çıkarlarına bağlı olduğunu gösteren bir meydan okuma. Tüm dünyayı karşısına alan kaba gücün çıplak hali. Tıpkı bir ABD'li işadamının kovboy edasıyla belindeki silahını gösterdiği film karesi gibi.
Ulusal güvenlik stratejisinin de gösterdiği üzere Trump, ABD milli çıkarları için güç kullanmayı önceliyor. "Ekonomik güvenlik" vurgusuyla iç kamuoyuna "popülizm" zerk eden bir milliyetçilik üretiyor. Çin ve Rusya'yı "rakip" olarak görürken İran ve Kuzey Kore'yi "haydut devlet" ilan ediyor.
Stratejide, Körfez ülkelerinin otoriter yönetimlerini memnun edecek, "radikal İslamcılıkla mücadele" var. Trump'ın güvenlik stratejisinin en zayıf yanı ortak normlara dayanma ihtiyacı hissetmemesi. Güç ile çıkarlarını temin edebileceğine inanması.
Zaten, Kudüs kararıyla görüldü ki, ABD, artık, güce dayanarak yaptıklarını kolaylıkla haklılaştıracak mekanizmalara ve söylemlere sahip değil. Dahası, bu durumu umursamıyor da...
Kuşkusuz, Trump'ın Kudüs tehdidinin hedefi Türkiye'nin öncülük ettiği tasarının Genel Kurul'da yüksek oyla kabul edilmesini engellemek. İşte bu nedenle Trump'ın tehdidine en sert cevabı Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi.
Erdoğan, Türkiye'nin "demokrasi iradesinin dolarla satın alınmayacağını" vurguladı ve ekledi: "Tüm dünyaya sesleniyorum:
Sakın ha, böyle ufak tefek dolarlarla, iradenizi birilerine asla satmayın.
Dolarlar gelir, satılan irade gelmez.
Temenni ediyorum ki ABD bugün beklediği neticeyi alamaz ve dünya ABD'ye ders verir." Türkiye, son yıllarda ABD'nin "bencil" çıkarları için "ortak değerleri" nasıl rafa kaldırdığını çok iyi biliyor. PKK'nın kolu YPG'ye silah vermekten FETÖ liderini himayeye ve polis şeflerine "delil" ürettirmeye kadar varan örnekleri gördü. Şimdi de tarihi bir rol üstlenerek ABD'nin haksız kararına, tehditlerine karşı onuru ve hakkı savunuyor.
Washington'ın tehdidine boyun eğenler olacaktır. Bahreyn dışişleri bakanı Şeyh Halid bin Ahmed Al Halife'nin Kudüs meselesi için "ABD ile aramızı bozmaya değmez" mealindeki sözleri buna bir örnek. Ancak tehdide boyun eğen Arap ülkeleri, Trump'ın ABD'ye uluslararası düzlemde yaşattığı meşruiyet kaybını kendi halkları nezdinde tecrübe edecekler.
"İran'ı sınırlandırma" uğruna Körfez ülkelerinin bazılarının gösterdiği teslimiyetçi tavır onları gelen bölgesel kaosun ilk kurbanları yapacak.
Trump'ın Amerikan bencilliğini kutsayan doktrini kendini onun müttefikleri zannedenleri ne kadar çabuk terk edeceğini anlatıyor.
Tabii anlayana...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN