TULU GÜMÜŞTEKİN TULU GÜMÜŞTEKİN

AB'de fetret devri

Güney Kıbrıs Rum Kesimi, "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında AB dönem başkanlığını devraldı. Güney Kıbrıs ve Yunanistan açısından bir diplomatik zafer olması gereken ve Türkiye'nin iyice zor durumda bırakması beklenen bu gelişme, tam aksi bir görüntü veriyor.
Güney Kıbrıs ekonomisi müflis durumda... Geçen yıl, bankaların Yunan tahvilleri yüzünden girdikleri büyük sermaye sıkıntısı, Rusya Federasyonu'ndan yaklaşık 3 milyar dolar nakit girişi sağlayarak aşıldı. Tabir yerindeyse, Güney Kıbrıs ekonomisi Rusya'ya bağımlı hale geldi. Bu da kâfi gelmedi, yaklaşık 3 milyar dolar daha sermaye gerekiyor, Rusya bu adımı atmakta gecikince Güney Kıbrıs, bankacılık sistemini ayakta tutabilmek için yaklaşık 4 milyar euro bir destek için Avrupa İstikrar Fonu'na yardım çağrısı gönderdi. Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Komisyonu ve IMF üçlüsü "troika", Lefkoşa'ya giderek geçtiğimiz hafta içinde temaslarına başladı ve ekonominin acil ihtiyaçlarını saptamaya çalışıyor.
Güney Kıbrıs'ın ekonomik büyüklüğü yaklaşık 25 milyar dolar, ihtiyaç duyduğu acil finansman ise henüz belirlenmedi ama bunun yarısına ulaşabilir. Bu finansman, AB'den çok Rusya'dan gelecek, Hristofyas bunu son derece açık biçimde ifade etti. En iyi ihtimalle on beş yıl sonra denizden çıkarabilecekleri ve nakletme olanaklarının bulunmadığı doğalgaz rezervleri hülyasıyla yaşayan Güney Kıbrıs, ekonomik anlamda iflas etmiş, finansmanı Rusya tarafından sağlanan minyatür bir ülke olarak AB'nin dönem başkanlığını devralmış bulunuyor, hayırlı olsun...

Anahtar ülke Almanya

AB içinde tartışmalar da dinmiş değil. Federal Almanya, altmış yıldır siyasi liderlikten uzak yaşamış olmasının bedelini, AB çapında bir krizi yönetememekle ödüyor. AB ülkeleri arasında, zamanla tehlikeli olabilecek bir "Kuzey/Güney" tartışması başladı. Son AB zirvesinde, İtalya ve İspanya, Fransa'nın yanında saf tutarak bir "büyüme paktı" sisteminin hayata geçmesi konusunda Almanya'yı ikna ettiler. Ancak büyüme paktı, şimdilik sadece ismi konmuş bir girişim olarak duruyor. İngiltere, AB üyeliğinden ayrılma fikrini giderek daha ciddi biçimde tartışıyor. Almanya, bir türlü AB ülkelerindeki sorunu çözebilecek bir "ortak garanti" mekanizmasına yanaşmak istemiyor. O zaman da, Stiglitz'in daha iki gün önce Social Europe'da yazdığı makalede söylediği gibi, güçlü ekonomilerde yaşayan bankalar güçleniyor, diğerleri ise yeterince güç kazanamıyor.
Almanya, bir karar aşamasında... Güçlü ekonomisiyle, dev Tek Pazar'da ürünlerini büyük bir rahatlıkla satılıyor. Son tahvil satışında Alman hazinesi, 2 yıl için on binde yedi gibi bir faizle borçlandı, yani Almanya tarihinde ilk kez piyasadan bedava borç aldı. Tek pazarın içinde engellerin oluştuğu, tek paradan uzaklaşıldığı bir ortamda, Alman ekonomisinin bu rekabet gücünü elinde tutmasına imkân yok, Almanlar da bunu biliyor. Ancak bir türlü siyasi anlamda AB içinde kendi sistemlerine benzer bir sistemin oluşması için kesenin ağzını açmayı göze alamıyorlar. Ne iktidar ne de muhalefet, bu konuda bir strateji oluşturamıyor.
AB bir geçiş döneminin sancılarını yaşıyor. Buna bir "fetret dönemi" demek için henüz erken, ancak kalkan toz bulutları dağıldığında, değişik bir AB ile karşılaşacağımız muhakkak...
Avrupa Komisyonu Türkiye temsilcisi, deneyimli diplomat, Başkan François Hollande'ın sınıf arkadaşı ve yakını Büyükelçi Jean-Maurice Ripert, üç gün önce bir açıklama yaparak "Türkiye er veya geç AB'nin içine girecektir" mealinde bir çıkış yaptı. Alışık olmadığımız bu tür değerlendirmeleri giderek daha sık duyacağımız bir dönemin içindeyiz.

BİZE ULAŞIN