YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Avatar benim için fazla havadar

Bilgisayar teknolojisine ve görsel efektlere sırtını dayayan filmler bana hiç çekici gelmiyor. Tamam, kabul ediyorum, teknoloji; yapımcıların, yönetmenlerin, senaristlerin hayallerini perdeye taşımaları konusunda onların beyinlerine bir çift kanat takıyor, yaratıcılıklarını ufuk çizgisinin ötesine taşıyor. Ama "sinema sanatı" bu değil. Bir yönetmen ve 9 bilgisayar dehası 10 yıl boyunca bir odaya kapanacaklar ve sonunda ortaya "Avatar" diye bir şey çıkacak. İzlerken hangisi oyunculuk hüneri, hangisi 3D (Bir bilgisayar animasyon programı) hilesi anlayamayacaksınız. Üç boyutlu görüntü sağlayan gözlüğü takacak, üzerinize gelen büyülü ağaç tohumlarıyla eğlenecek, kafanıza çarpacağını sandığınız füzeden sıyrılmak için eskiv yapacak, filmin konusu, mesajı ya da romantizmi yerine 3 saat boyunca "Vay be, adamlar bunu nasıl yapmışlar?" diye kafa yoracaksınız. Bunu yaparken, filmin alt metnini ıskalama şansınız da her karede yükselecek. 6 bacaklı atların "altınala" koşusunu izlerken, Amerikalılar'ın aslında kızılderililere yaptıkları için günah çıkarmaya yeltendiklerini göremeyeceksiniz. "Yu es armi"nin (Birleşik Devletler Ordusu) Irak'a çullanmasının petrolden başka sebebi olmadığı, bölge halkını anlamak yerine yüksek teknolojili silahlarla onları "ezmenin" dünya ekonomisine yön veren para baronlarının daha çok işlerine geldiğini ama "inancın" en güçlü orduları bile dize getirebileceği mesajını alamayacaksınız. Film, son karesinde "İnsanoğlu kendininkinden başka daha kaç dünyayı mahvedecek?" diye haykırırken, sizin kulaklarınızda hala dev savaş robotlarının madeni eklemlerinden çıkan gıcırtılar yankılanıyor olacak. Siz, gözünüzde gözlük, önünüzdeki koltukta oturuyormuş gibi gördüğünüz kötü adamın ensesine şaplak indirebilir miyim diye düşünürken ve ışığa, efekte, grafiğe dalmışken, "sinemaya" teğet geçeceksiniz. İşte ben bu nedenle "Hokkabaz" ı, Cem Yılmaz'ın en iyi filmi sayarım. Çünkü, dinozorlara tekme atmaya yeltenip, Steven Spielberg'e öykünmeden "salt" sinema dili kullanmıştı derdini anlatırken. Ve Yılmaz Erdoğan'ın "Neşeli Hayat"ını o yüzden çok sevdim. Bana 2 saatliğine sinemada olduğumu unutturduğu için... Çünkü sinema bir illüzyon gösterisi değildir. Ben sinemaya, şapkadan tavşan çıkaran adamları görmeye gitmem... Hokkabaz'ın bile "gerçeğini" tercih ederim. "Avatar"ın tıklım tıklım salonunda tam 6 kişi saydım, ilk 15 dakikanın sonunda filmi terk eden... Aslında çekip gitmek benim de aklımdan geçti de, filmi sonuna kadar seyretmeden yorum yapmayı kendime yediremedim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.