Türkiye'nin en iyi haber sitesi
YÜKSEL AYTUĞ

Dizi süreleri nasıl kısalır?

Televizyon izleyicilerinin en büyük sıkıntısı, dizi sürelerinin çok uzun olması. Bir diziyi sonuna kadar izleyebilmek için saat 21.00 ile 24.00 arasında tam 3 saat ekran başında kalmak gerekiyor. Buna bir de yeni bölümün önüne konulan bir saatlik özet (!) bölümü de eklenince ortaya 4 saat gibi bir "dizi mesaisi" çıkıyor.
Sürat çağında 4 saat çok uzun bir süre. Artık kimsenin zamanı ucuz değil. Bir diziyi sonuna kadar izlemek için 4 saati gözden çıkarmak büyük lüks. Peki dizi süreleri neden bu kadar uzun? Bir dizinin tek bölümünün kanala maliyeti 1 milyon lira diyelim. Kanal bu parayı nereden çıkartacak?
Tabii ki reklam kuşaklarından. Dizinin içine daha fazla reklam kuşağı alabilmek için bir dizinin en az 1 buçuk saat sürmesi gerekiyor ki maliyet karşılanıp, kâra geçilebilsin. İşte bu nedenle dizilerde dakikalarca anlamsız bakışmalar, gereksiz yere zamanda geri dönüşler, yerli yersiz şarkı ve klipler izlemek zorunda kalıyoruz.




Peki bu süreyi kısaltmanın bir yolu var mı? Yıllardır yazıyorum, çok yolu var.
Birincisi, tüm büyük kanal yöneticilerinin bir araya gelip, aralarında alacakları ortak bir kararla reklam/dakika ücretlerini yükseltmeliler. Böylece kendilerini kurtaracak parayı üç reklam kuşağı yerine tek kuşakta elde edebilirler. İzleyiciler de böylece sonu gelmez kuşaklardan ve diziyi uzatmak için verilen anlamsız çabadan kurtulurlar.

Asıl meseleyi ıskalamayın!
6 yaşında gelin edilen kadının davası sırasında adliye dışında yaşananları ibretle izledim. Bir tarafta zanlının mensup olduğu tarikatın üyeleri pankartlarla "Şeyhimizi yedirmeyiz" diye tekbir getiriyor, diğer yanda ağırlık olarak sol görüşlü örgüt ve derneklerin temsilcilerinden oluşan kadınlar protesto eylemi düzenleyip, basın açıklaması yapıyorlardı.
Tabii ki her daim memleketteki fikir özgürlüğünden yanayım. Hak ve hukuka saygılı her türlü protestonun da demokrasinin, özgürlüğün gereği olduğuna inanıyorum. Ancak sosyal çarpıklıkları protesto yoluyla "siyasallıştırma" alışkanlığının da bir an önce terk edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira siyasi kaygılar ve öncelikler yüzünden asıl karşı çıkmamız, direnmemiz gereken olayı ister istemez perdeliyor, asıl objenin kendisinden uzaklaşıyor, merkezden dışa savruluyoruz. Burada aslolan, bir çocuğun mağdur edilmesidir. Önlememiz gereken, siyasal ve sosyal kökenine bakılmadan her çocuğu tacizcilere, sapıklara karşı korumaktır. Bir hatırlatmak istedim...




Zap'tiye
Sırf şöhret olmak için Malta'da bir Türk kızına aracıyla çarpıp öldüren psikopat, karısına acı vermek için öz kızını boğup öldüren sözde baba, eşini nasıl öldürdüğünü canlı yayında soğukkanlılıkla anlatan vahşi koca... Bize bu aralar en çok bu köpeğin temsil ettiği "vicdan" lazım!

Ne demiş?
Atv dizisi Ateş Kuşları'nda sokak çocuğu kendisine "Bu ne yüzsüzlük?" diyen süslü püslü kadına kapak gibi yanıt veriyor: "Bizim yüzümüz var ama sizde bizi görecek göz yok, kokooooş!"

Gaf'let kürsüsü
Kadıköy'deki çevirmede hem suçlu hem güçlü taksi şoförü, kendisine ceza yazan polis memuruna dil uzatma cüretini gösterdi: "Yaz cezayı, belki sana yıldız takarlar..."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA