ŞENGÜL BALIKSIRTI ŞENGÜL BALIKSIRTI

Hayata öğle tatili molası

Ne tuhaf hayat.
Salı sabahı içimde bir sıkıntı, öyle çıktım evden.
By-pass ameliyatı geçirdikten sonra 50 gündür yoğun bakımda olan kayınvalidem hastaneden, fizik tedavi ve rehabilitasyon için başka bir hastaneye nakledilecek.
Kulağım telefonda, son anda 'inşallah bir aksilik çıkmaz' diyorum.
İşe geldiğimde Müslüm Gürses ve by-pass sonrası yaşadıklarını okuyorum. Bingür (Sönmez) Hoca, "Uzun ve zorlu bir süreç bizi bekliyor" demiş.
O uzun süreci o kadar iyi anlıyorum ki...

KEYİFLİ BİR GÜNDÜ
Sonra elime Nilgün Belgün'ün kitabı geliyor.
'Hayat... Sen Benimsin'.
Daha ilk satırlarını okumaya başladığım anda havam değişiyor. Zaten Nilgün'ün pozitif enerjisinden etkilenmemek mümkün değil.
Kitap elimdeyken, Nilgün'ün getirdiği ilhamla her gün şöyle bir oyun oynamaya karar veriyorum: "Hayatından, her günü unutulmaz kılacak bir ayrıntı bul. Onunla mutlu ol."
O an elimde o kitabın olmasını, o günün 'fark' hanesine yazıyorum.
Sonra eşimden beklediğim telefon geliyor, "Annemi getirdik, odasına yerleşti. Telefonu veriyorum, konuş istersen" diyor.
Konuşuyoruz. "Haydi gayret. Daha iyi olacaksınız" diyorum.
Sonra öğle tatili. Spora gidiyorum. Önce fitness, sonra koşu bandı. Güzel bir duş. Keyfim yerinde. Otelin lobisine inip bir Türk kahvesi söylüyorum. Hava da güneşli. İçim ısınıyor.
İşe keyifli dönüyorum.
Masama oturur oturmaz bilgisayarımı açıyorum. Sabah'ın internet sayfası karşıma geliyor ve kocaman harflerle yazılmış o zor cümleyi okuyorum: Acı haber geldi... Yaşam savaşını kaybetti...

HAYAT UZAKLAŞTIRIYOR
Ayna grubunun solisti Cemil Özeren'in ölüm haberi bu. Cemil 50 yaşındaymış, çok gençmiş, çok erkenmiş. Ve gitmiş...
Hayat bir öğle tatilinin sayılı dakikalarında ne çok şeyi değiştiriyormuş.
Bizim babaannemiz (ben ona öyle hitap ediyorum) en umutsuz anları yaşadığımız onca günden sonra hastaneden çıkarken, Müslüm Gürses yoğun bakımda aynı sorunlarla boğuşuyor... Ve öte yanda gencecik Cemil Özeren hayata veda ediyor..
Cemil'le Erhan Güleryüz'ü Ayna grubunun en popüler olduğu günlerde tanımıştım. Sanki ikisi birbirinden hiç ayrılmaz gibi gelirdi.
Ama olmuyor, olamıyor...
Hayat koparıyor, ayırıyor, uzaklaştırıyor.
Bir küçük zaman diliminde kaç hayat değişiyor! Umuttan umutsuzluğa, sevinçten mutsuzluğa kaç duygu yaşanıyor.

ÖYLE BİR KUDRETİMİZ YOK
Yazının yukarıdaki bölümünü yazdığım gece yarısı bir telefon; eniştem, abim, arkadaşım Şinasi Kuş'un adı geçiyor konuşmada...
"Kaybettik" diyorlar.
"Nasıl?" diyorum. "Hiçbir şeyi yoktu ki!"
Hastaneye koşuyoruz. Hepimiz aynı soruları soruyoruz. "Şaka gibi" diyoruz. O soğuk koridorlarda, kapı önlerinde bekleşiyoruz.
Neyi değiştireceksek...
Yok ki öyle bir kudretimiz.
Hayat bir oyun gibi.
Sabah cenazemizi alıp önce resmi tören için İzmit'e, sonra toprağa vereceğimiz köyümüze gidiyoruz. Hava günlük güneşlik. Bir dağın eteklerindeyiz.
Bütün sevdiklerim o mezarlıkta.
Şimdi bir sevdiğim daha...

BU OYUNU OYNAYACAĞIM
Beyaz çiçekleri mezarı başına bırakırken; ona neşemiz, enerjimiz, sevgimiz, dostumuz, aklımız ama en çok 'Abimiz' olduğu için teşekkür ediyorum.
Ve bir saat sonra bir ölüm daha...
Babasını daha yeni toprağa veren kuzenim Ayşin'in, eşi Demir'in babası Atilla Süerli'nin ölüm haberi geliyor bu kez.
Hayat bize bir oyun daha oynuyor. İki gündür uyumadım. Çok üzüldüm, çok ağladım. Bu yazı hayat gibi karışık bir şey oldu biliyorum ama bugün böyleyim. Bugün 'İyi ve güzel şeyler' hanesine 'iyi ki böyle bir abim vardı' notu düşebiliyorum.
Ben bu 'bugünün farkı' oyununu oynayacağım. Hayat başka türlü çok ama çok zor çünkü...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN