ŞENGÜL BALIKSIRTI ŞENGÜL BALIKSIRTI

Hayatımızı güzelleştiren kadınlar

Nilgün Belgün'ün kitabı 'Hayat... Sen Benimsin'i keyifle okudum. Ne kendini saklamış, ne hayatını. Her satır samimi ve her ayrıntı içten. Kendi gibi.
Nilgün'le çok vakit geçirmedim. Bir kez televizyon programıma konuk olmuştu. Birkaç kez de bir yerlerde karşılaşmışızdır. Ama eski bir dost gibi severim onu. Oturduğumda saatlerce konuşabilirim.

ENERJİSİ İNSANI ÇEKİYOR
Birkaç yıl önce bir televizyon programı teklifi geldiğinde partner arayışına girmiştik. Kimi söyledilerse 'Hayır' dedim. Sonra "Siz birini söyleyin" dediler, direkt "Nilgün Belgün" dedim. Ama o günlerde onun da bir televizyon programı vardı ve olmadı.
Geçenlerde bir programa davet edildim, "Diğer konuk kim olacak?" diye sordum.
"Sizin öneriniz var mı?" diye sordular. Yine "Nilgün Belgün" dedim.
Demek ki, onun o pozitif enerjisi insanı kendine çekiyor.
İşte elimdeki kitap da böyle. Sizi sarıyor, sarmalıyor. "Bu kadın; her şeyi çok içten anlatmış ve anlatmakla kalmamış çok da içten, içinden geldiği gibi yaşamış" diyorsunuz. İnsan bunu nasıl başarabilir? Kendine güvendiğinde, kimseyle bir kavgası olmadığında, hayatın ve kendisinin kıymetini bildiğinde.
Bir sanatçı olmanın ötesinde, bir kadın olarak da kitapta önemli mesajlar veriyor Nilgün. Okumanızı tavsiye ederim.
İki bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum. İlki Ali Poyrazoğlu ile ilgili.

"ALİ İLE EVLİ GİBİYİZ"
Tiyatrodan, sahneden, provalardan, bir karakter yaratmaktan söz ederken, söz tabii ki sahnedeki partneri Ali Poyrazoğlu'na gelmiş. Zekasından dolayı "Ali Poyrazoğlu yeryüzüne şeytan olarak gönderilmiştir" demiş Nilgün.
Bir keresinde perdenin açılmasına dakikalar kala hayatlarının en büyük kavgasını etmişler. Bakın sonra neler olmuş.
"Sonradan anlattılar. O gece ikimiz de hayatımızın en güzel oyununu oynamışız. Ben adamdan nefret ediyordum. Biliyordum ki o da benden nefret ediyor. Perde iner inmez birbirimizi bir kaşık suda boğacaktık. Ama ikimiz de profesyoneldik. Daha da önemlisi seyirciye saygı duyuyorduk ve aramızdaki husumeti onlara çaktırmamamız gerekiyordu. Perde açıldığı andan itibaren ben 'Leyla' oldum, Ali de 'Savaş'. Birbirine aşık iki karakter yani. Oyun bitince birbirimizin yüzüne bile bakmadan, iyi geceler dilemeden evlerimize döndük. Ama Ali'yi çok seviyorum. Çünkü onunla içimden geldiği gibiyim. İlişkimiz evlilik gibi. İyi günlerimiz de oluyor, kötü günlerimiz de!"

"RUHUN İLACI AŞKTIR"
İkinci bölüm ise Nilgün Belgün ve aşk. Öyle güzel anlatmış ki.
"Şu hayatta ne için uğraşırsak uğraşalım; para, başarı, şan, şöhret, güç, saygınlık... Hiçbiri mutluluk için yeterli değil. Sonunda dönüp dolaşıp en özelimizle, duygularımızla baş başa kalıyoruz. Orası bizim şahsi bahçemiz. İyi bakıp güzelleştirmezsek, mutlu olmamız mümkün değil. Hayatta kalmamız bile mümkün değil. Mutsuz insanlara bir bak; ruhları hasta hepsinin. Üzgünler, kırgınlar, şefkatsiz ve kabalar. Bence hayatta önce ruhumuzun sağlıklı olması lazım ve pırıl pırıl parlaması. Ruhun; güneşi, suyu, besini, daha doğrusu ilacı aşk. Aşk sana hayatta başka türlü hiç yaşayamayacağın tecrübeleri getiriyor. Gönüllü girdiğin bir eğitim gibi. Her aşktan öyle büyük bir hayat tecrübesi kazanıyorsun ki. Tabii bakmasını biliyorsan, görebiliyorsan, yaşadıklarını anlamlandırabiliyorsan. O zaman acısıyla tatlısıyla yaşadığın her şeyin hayatına olağanüstü bir zenginlik kattığını, seni beslediğini, büyüttüğünü, güzelleştirdiğini fark ediyorsun."
Nilgün Belgün, hayatımızı değiştiren kadınlardan. Bir de Türkan Şoray vardı anlatacağım ama cumaya kaldı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN