ELVAN DEMİRKAN ELVAN DEMİRKAN

Seçmediğiniz ama kaçamadığınız bir hayat...

Çoğumuz kendi içimizde, kimsesiz bir hayat yaşıyoruz. Bir yanda yaşamak istediğimiz bir hayat var, diğer yanda yaşadığımız hayat... İstemediğimiz halde bize empoze edilen, seçmediğimiz ve kaçamadığımız bir hayat... Bu hafta, Amerika'da çok konuşulan iki hikâyeyi sizlerle paylaşmak istedim. Biri, dünyanın en popüler tenisçilerinden biri... Hayatı boyunca tenisten nefret etmiş. Diğeri ise ünlü bir komedyen... Kadın olmayı seçmemiş bir kadın. İkisi de yıllarca kendi gerçeklerini içlerinde saklayarak, bölünmüş bir kimlikle yaşamış. Onca şöhrete, popülerliğe ve paraya rağmen boşa harcanan bir hayat yaşadığınızı düşünseniz, o noktada siz ne yaparsınız?

UYUŞTURUCUYA BAŞLAMIŞ
Andre Agassi, sekiz 'Grand Slam Turnuvası' kazanmış, tenisin en saygın isimlerinden biri...
'Open' adlı yeni kitabında yaptığı açıklamalarla ortalığı birbirine kattı. Daha küçücük yaşında babasının onun için uygun gördüğü 'Amerikan rüyasını' gerçekleştirmesi için tenis oynamaya zorlanmış bir çocuk... O kadar ki, o gün iyi oynamasa, akşam yemeğinde sevmediği bir yemek önüne konuyormuş. Hiçbir anlam veremediği, kendini gösterme baskısını cehennem gibi hissettiği bir çocukluk ve gençlik geçirmiş.

TENİSİ HİÇ SEVMEMİŞ
Öyle bir imaj korkusu varmış ki, en popüler olduğu zamanlarda saçlarının döküldüğünü saklamak için peruk kullanıyormış. Milyonlarca fanı maça çıktığı zaman onun kazanması için dua ederken, o maçı kaybetmekten çok, peruğun düşmesinden korkuyormuş. O dönemdeki endişelerinden kurtulmak için 'crystal meth' denilen tehlikeli bir uyuşturucuya başlamış. Bu konuda tenis federasyonuna yalan söylemiş. Kitabında da "Hayatında kötü karar verdin mi, o karar insanı başka kötü kararlara ve yalana sürüklüyor" demiş. Brooke Shields ile bile istemeden evlenmiş... Daha kendini anlayamamış bir insan, başkası ile beraberliğinden ne bekleyebilir ki? Sadece öyle olması gerektiğini düşündüğümüz için kararlar alıyoruz ve böyle yaşamaya alışıyoruz. Ta ki, ikinci bir şans yüzümüze gülene kadar... Agassi de tenisten nefret ettiğini ilk defa kendisi gibi ünlü tenisçi Steffi Graf'a ilk çıkmaya başladıklarında söylemiş. Peki neden ona doğruyu söyleme ihtiyacı hissetmiş? Çünkü gerçekten 'aşık' olmuş. Dokuz yıldır evli olduğu Graf için 'içimdeki boşluğu doldurdu' diyor. Agassi, tenisi bıraktıktan sonra bir vakıf kuruyor ve Las Vegas'ta risk altında yaşayan çocuklar için bir okul yaptırıyor. Kişisel gelişimde en önemli adımlardan biri, başkalarına şans verebilmek... Anlayacağınız Agassi, ona anlam veren işlerle uğraşmaya başladıktan sonra terazideki dengeyi bulmuş.

LEZBİYENLİĞİNİ AÇIKLADI
Ellen DeGeneres, uzun süre kim olduğunu bildiğini düşünüyormuş.
Genç yaşta komedyen olmuş. İçki, sigara, gece kulüpleri ve eğlence dolu bir hayatı varmış. Başarıyı 'herkesin onu sevmesini sağlamak' olarak görüyormuş. Bu yüzden herkesin olmasını istediğini sandığı insanı oynamış uzun süre... 'Hayır' demek istediği zamanlarda bile 'evet' demiş, nefret ettiği halde pantolon yerine elbise giymiş. Ve işe de yaramış, televizyonda istediği role kavuşmuş. 'Ellen' dizisiyle çok başarılı olan DeGeneres, bu bölünmüş kimlikle artık yaşayamayacağını anladığında şovunda lezbiyen olduğunu açıklamış. O geceyi hatırlıyorum, reyting rekoru kırılmıştı. Ama onun komikliğini seven insanlar, bir anda onu sevmemeye başladı. Şovu iptal oldu, yıllarca iş bulamadı. İnsanlar, ona sırtını döndü. Yine de kendi gerçeğini yaşamak, onun için çok daha önemliydi. İnsan, her şeyin iyi gittiği değil, her şeyin elinden kayıp gittiği bir zamanda hayata karşı en geniş perspektifi yakalıyor. İşte o zaman büyük resmi görüp, hep 'ben, ben, ben' diyerek sıkışıp kaldığımız o küçük dünyamızdan çıkıyoruz. Bize karakter kazandıran, diğerlerinden farklı yapan da bu oluyor. Ellen, işte bu yüzden hayatında hiç olmadığı kadar başarılı ve mutlu... Hayatının aşkı olan kadını da buldu.

ÖNEMLİ OLAN SİZSİNİZ
Birçok insan kazanmadığı parayı harcayarak, istemediği şeyleri satın alarak, sevmediği insanları etkilemeye çalışıyor. Niye başkalarının dediklerine bu kadar önem veriyoruz ki? Sadece kendilerini düşünenler, zaten dinlemeye değer bir şey söylemeyecek. Önemli olan bizi düşünenlerle paylaştıklarımız...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN